30 Ağustos 2008 Cumartesi

7'nci Cepteyiz

SuperLeague Formula organizasyonu bugün İngiltere'nin Donnington pistinde yapılan sıralama turlarıyla resmen başladı. Galatasaray'ımız sıralama turlarında beklenen performansını gösteremedi. Yarınki saat 13:00'da yapılacak olan organizasyonun ilk yarışına takımımız 7'nci cepten başlayacak. Yarış Galatasaray TV ve Show TV'den naklen yayınlanacak.

Geçmiş Olsun Ümit Özat

Futbolun asla sadece futbol olmadığının bir kanıtıdır yandaki resim. Her şey o denli kolay geliyor ki bize. Sahada oynanmakta olan maçta ter döken futbolcuya ağzıma geleni söylemek o kadar basit ki... Zor olanı hiç düşünemiyoruz, ağzımızdan çıkanları tartamadığımız gibi. Biz olsak o oyuncunun yerinde daha mı iyisini yaparız acaba? Elimizde biramız, koltuğumuzun rahatlığına vermişken kendimizi bir futbolcuya sırf bir işi beceremediği için laf söylemek hep rahatlatıyor bizi nedense.
Ümit Özat... En büyük ezeli rakibimizin eski takım kaptanı... 2 sezondur Almanya'da FC Köln formasını terletiyor. Gayreti sayesinde bu sezon takım kaptanlığına kadar da yükselmeyi başardı. Türkiye'deki futbol kariyerinde ise hep eleştirilerin odak noktası oldu. Kendi takımının taraftarları bile kaptanları ile dalga geçti, ağza alınmayacak sözlerin odak noktası hâline geldi. Ayağının dışıyla attığı toplar mahalle maçlarında taklit konusu oldu. Hepsinden haberi vardı Ümit Özat'ın, ancak hiç sesini çıkarmadı. Kimsenin seviyesine düşmedi. Ağır hakaretlere maruz kaldığı bir maçın ardından "Eleştiri yapacaklarsa elbette bize yapsınlar, ancak genç arkadaşlarımıza bunu yapmasınlar" diyerek sahip olduğu kaptanlık payesini aslında ne kadar hak etmiş olduğunu da gösterdi.
Ve dünkü maç... Bundesliga'ya yeni çıkmış olan Daum'lu, Mondragon'lu, Ümit'li FC Köln, Karlsruhe deplasmanında iyi yaptığı başlangıcı devam ettirmek niyetindeydi. Karşılaşmanın 27'nci dakikasında sendelemeye başladı Ümit. Yine de rakibini kovalamaktan vazgeçmedi. Yere yığıldı bir anda. Birkaç saniye içinde yeniden toparlandı, tek amacı rakibini boş bırakmamak ve takımının gol yemesini önlemekti. Futbol seyircisinin anlayamadığı bir şey yapıyordu işte. Canı pahasına top oynamak ne demekse onu uygulamalı olarak gösteriyordu kaptan. Bir kez daha düştü, bu kez kalkamadı. Dönen gözlerini görenler buz kesti. Mondragon ve Daum ağlamaya başladı. Biz de titremeye başladık aynı anda. Dua etmekten başka bir şeyin işe yaramayacağı anda kenardaki sağlık ekibinden Ümit'in durumunun iyi olduğu haberi herkesi rahatlattı. Stadyumda büyük bir alkış patladı... Sonradan öğrendik ki boğazına kaçan dili nefes alıp vermesine engel olmuş.
En kısa zamanda ait olduğun yere geri dönmen dileğimle Ümit Özat. "Geçmiş olsun"ların en büyüğü sana gitsin.

Rakibimiz AC Bellinzona

Büyük umutlarla çıkılan Şampiyonlar Ligi macerasının henüz ön eleme turunda son bulmasının ardından, Galatasaray'ın bu sezon Avrupa'daki rotası UEFA Kupası olarak şekillendi. Dün ise Monaco'da kura çekimi için finalin oynanacağı Şükrü Saraçoğlu Stadyumu'nu temsilen Can Bartu torbaların başına geçtiğinde, biraz çekinmedim değil. "Bu adam şimdi gider Napoli veya Standard Liege'yi çeker" düşüncesi hakimdi. Sağ olsun adını sanını daha önce duymadığımız İsviçre temsilcisi AC Bellinzona'yı Galatasaray'ın rakibi olarak belirledi. Üzüldüm aslında. "Keşke Standard'ı ya da Napoli'yi çekseydi" diye hayıflandım bu kez. AC Bellinzona kimdir ya? Küfür eder gibi... Elalem Arsenal, Porto ve Dinamo Kiev'e karşı gruptan çıkmanın hesaplarını yapadursun biz geçen sezon İsviçre Ligi'ni 8'inci sırada tamamlayan ekiple mücadele edeceğiz.
Yine de belirtmekte yarar var ki birkaç sezon sonra ilk defa UEFA Kupası'nda gerçek anlamda ciddi rakipler var. Tottenham, AC Milan, Schalke 04, Everton, Borussia Dortmund, Sevilla, Olympiakos, Ajax, Udinese, Feyenoord, Hamburg, Portsmouth, Wolfsburg, Sampdoria, Valencia, Manchester City, Benfica ve Racing Santander ilk bakışta göze çarpan takımlar. Bunlara Şampiyonlar Ligi'nde gruplarını 3'üncü sırada tamamlayacak olan takımlar da eklenecek.
Kuranın hemen ardından yönetimden sesler duyulmaya başladı. Haldun Üstünel hedefi "Saraçoğlu'nda AC Milan ile final" olarak belirledi. İyi hoş da yahu biz neden hedeflerimizi aşama aşama koymayı bilmiyoruz veya bilmek istemiyoruz! Geçtiğimiz sezon iki transfer yapıldı diye sezon başında UEFA Kupası'nı kaldırmıştık sözde, sonrası malum; Almanya'da darmadağın olduk. Bu sezon başında ise başkan Adnan Polat "Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finalden aşağısı başarısızlık olur" açıklamasını yaptı. Eeee? Grupları bile göremedik! İşin açığı erken ötmenin kimseye bir faydası yok. Horozun bile başını kesiyorlar.
Taraftar arasındaki yaygın kanının da yönetimin sahip olduğundan pek bir farkı yok aslında. Fenerbahçe stadyumunda UEFA Kupası'nı kaldırmak... Hayallerde yaşamak güzel olmalı. Hoş, hayallerin olmadığı yerde gerçeklerin de işi olmaz. Ancak eğri oturup doğru konuşmakta fayda var. Galatasaray'ın bu sezon UEFA Kupası'nı kazanması çok çok zor bir ihtimal. Bu bağlamda kulüp UEFA Kupası'nda 3.tur ve 4.turu atlayıp çeyrek finale kalmalı. UEFA Kupası'nda çeyrek finalin konuşulacak bir yanı yok elbette ki, bunu ben de biliyorum. Ancak kazandırdıkları farkında olmasak da fazla olacak. Kulüp Avrupa'daki puanını ciddi boyutta yükseltecek ve gelecek sezonlarda Şampiyonlar Ligi ön elemelerinde Steaua gibi takımlara elenmeyecek.
Son olarak maçların tarihlerini verelim. AC Bellinzona ile ilk maçımızı 18 Eylül'de İsviçre'de, rövanşı ise 2 Ekim'de Ali Sami Yen'de oynayacağız.

28 Ağustos 2008 Perşembe

#15

- Eskişehirspor, Kayserispor, Sivasspor ve Konyaspor gibi takımlara karşı gol arayacak olmak hayallerimi süslüyor!

...deseydi, ne de ironik olurdu değil mi?

8 Yıl Önce, 8 Yıl Sonra


Steaua Bucharest: 1 - Galatasaray: 0

Yakın geçmişte çok heyecanlı olurduk biz. Heyecanımızın katlandığı günler genellikle salı ve çarşamba geceleri olurdu. Stadyumdan odamıza kadar ulaşan "Hizanaaaa Şampiyooooooonz" şarkısına kendimize eşlik ederken, farkına varmazdık belki ama diken diken olurdu tüylerimiz. Nou Camp'tan puan çıkarmanın plânlarını yapardık evdeki ahali ile. Teknik direktöre giydirirdik en fazla, eğer işler yolunda gitmiyorsa. "Ulan Davala forvet mi oynatılır" ya da "Şimdi Hagi olacaktı ki..." gibi cümleler kurmak bile ayrı bir haz verirdi. Maç boyunca odada bulunan koltukların hiçbirine oturamayışımız, bunaltan stresin bir getirisi olarak içinde bulunduğumuz odada sürekli olarak bir o yana bir bu yana gidip gelişimiz... Ağzımızdan düşürmezdik Manchester United ve Porto ile birlikte Devler Ligi'ne en fazla katılan takım olduğumuzu... Yıllar geçti, biz salı ve çarşamba geceleri iliklerimize kadar hissettiğimiz heyecanı artık unutur olduk.
Birçok Galatasaraylı için belki de erken nihayete eren bir sezonun özetiydi dün geceki maç. Geçen sezon Ali Sami Yen'de oynanan Oftaş maçından bu yana taraftarın hayalini kurduğu yerdi Şampiyonlar Ligi. Üstelik zenginleşen kadro ile birlikte bulunulmaması gayet ayıp olurdu. Kendi adıma konuşmam gerekirse, tüm arzum bu yöndeydi. Koca bir yaz mevsiminin geçip gitmesini bu an için beklemediğimi söylesem yalan söylemiş olurum. Hani deyimler sözlüğünü alsak elimize, "hevesi kursakta kalmak"ın karşılığının dün geceki maç olacağından adım gibi eminim. Elbette kendimce giden turun sorumlulularını sıralayabilirim. Sorumlu çok çünkü. Ancak bunu yapmayacağım. Olan olduktan sonra...
Kuralar çekildiği gün Galatasaray'ın tur şansını %40 olarak gördüğümü yazmıştım. Bu yüzdeyi yukarılara çekmek elbette takımın göreviydi. Ancak daha ilk maçta, Ali Sami Yen'de, adeta turu rakibimize kendi ellerimizle sunuşumuzun ardından, dün geceki maçın son derece zor geçeceği belliydi. Mutlaka kazanmak için çıkılan maçta 5.dakikada direkten dönen topumuzdan başka önemli bir pozisyon yakalayamadık. Rakibin korkaklığı olası bir farkı önledi. Yediğimiz golün 2 metre ofsayt olması da elbette bir bahane değil. Biz ilk maçta golleri neredeyse kendi kalemize atmışız, hakem atmış çok mu yani!
Açıkça belirtmek gerekirse dün akşamki durum benim biraz kanıma dokundu. "Şampiyon"un bulunması gereken yerde lig ikincisinin bulunacak olması ya da kaybedilen 5,5 milyon Euro umrumda değil açıkçası. Kanıma dokunan takımımın başarısızlığı da değil esasında. Çünkü ortada bir başarısızlık varsa bu sadece futbolcuların değil, tüm camianındır ve buna gayet tabii taraftar da dahildir. Herkes kendi görevini layıkıyla yerine getirecek, ondan sonra ağıtlar yakacak. Peki nedir benim kanıma dokunan? Şudur! Galatasaray'ın uzun yıllar boyunca yoğun emek harcayarak elde ettiği "Avrupa Fatihi" payesinden, bu kadar ucuz ve basit bir şekilde uzaklaşma çabasıdır. En büyük ezeli rakibi ile rollerinin değişmesini kabul etmesidir. Galatasaray'ın "marka" imajını kaybetmek üzere oluşudur. Tüm bunların yanında taraftarın da hedef küçültmesidir. Öyle ki kaybedilen Şampiyonlar Ligi fırsatı çok büyütülmemekte, televizyon kanallarının final maçını artık canlı yayınlamaya bile tenezzül etmediği UEFA Kupası ile yetinecek oluşumuz neredeyse sokaklara dökülerek kutlanmaktadır. Çünkü ucunda ezeli rakibinin evinde kupayı kaldırma fırsatı varmış. Hatırlatırım ki UEFA Kupası'na Şampiyonlar Ligi'nden katılmak da mümkün. Hem UEFA Kupası bu sezon son birkaç sezondur olmadığı kadar zorlu. Galatasaray da seribaşı olmayacak maalesef.

Neticede biz yine perşembe gecelerine talim edeceğiz. Bir şey değil, buna alışmak zorunda kalıyor oluşumuz canımı fena sıkıyor. O kadar para harcandı... Kewell, Meira ve Baros gibi isimler takıma kazandırıldı. Kendilerini Kayserispor'a, Sivasspor'a karşı oynatmak için aldıysak eğer, kelimelerim kifayetsiz kalır.
Benim için erken sezon erken bitti sayılır. Lig şampiyonluğu umrumda değil. Zaten ya biz oluyoruz ya da suyun öteki tarafı. Bu sezona dek 17 kez kazanmışız. Ha bir fazla, ha bir eksik. UEFA Kupası deseniz, artık adı bile heyecanlandırmıyor beni. Futbol böyle işte. Müzemizde bulunması sebebiyle gurur duyduğumuz kupa, şu an bir anlam ifade etmiyor. Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final oynarsınız, konuşulursunuz; ancak UEFA Kupası'nda konuşulmanız için kupayı almanız gerekir, finalde kaybetmek bile yetmez size. Varın aradaki farkı siz düşünün.
Tüm bu yazdıklarımdan takımıma küstüğüm anlamı çıkarılmamalı. Bizim yazgımız birlikte bağlanmış. Anlayacağınız kopması söz konusu bile olamaz. Sıradaki Antalyaspor maçı ile birlikte yine alacağım yerimi mabette. Ancak bu kez bir damla gözyaşına mani olamayacağım ve işte o an bir defaya mahsus haykıracağım: "Ulan Galatasaray!"
Her şeye rağmen kızamıyorum ben takımıma. Her şeyi yapsam bunu yapamıyorum. Biraz da bu dokunuyor kanıma. Kızmak istiyorum ama... Ama kızamıyorum ulan!

Nostalji #3

1998/1999 Sezonu golleri oluyor bunlar. Evet!
video

26 Ağustos 2008 Salı

Milan Baros Galatasaray'da

Yılan hikâyesine dönmüştü... Forvet gelecek mi, gelirse kim gelecek vesaire... Hakan Şükür'ün takımdan ayrılmasının ardından belki de yapılması gereken ilk transfer forvet mevkiine yapılmalıydı. Ancak en son yapılan transfer oldu bu. Ümit Karan'ın yokluğunda tek forvet Nonda ile çıkmak zorunda kaldığımız Steaua Bükreş karşısında alınan sonuç eleştirilerin bu noktaya odaklanmasına neden olmuştu.
Transfer bugünün ilk saatlerinde kulübün resmi internet sitesinde duyuruldu. Haftalardır süregelen meraklı bekleyiş Milan Baros'un transferinin kesinleştiği haberiyle son buldu. Eleştiriler durmadı tabii... Milan Baros son yıllarda bir sezonda 10 golü bile bulamamış, ırkçıymış, tırtçıymış, fırtçıymış, zırtçıymış, hede ve hödö... Kimse henüz 26 yaşında olan Milan Baros'un kariyerine bakmaya tenezzül bile etmiyor. Ancak eleştiri gırla... Hoş, olur ya, yarın öbür gün Messi, Ronaldinho, Henry üçlüsünden birini getiririz ve onlarda bile eleştirecek yan illâ ki buluruz.
Yahu kimse mi sormaz kendine! Yıllardır her transfer döneminde umut edilen isimlerin ardından getirilen yabancı forvetleri ne tez unutuverdiniz. Cristian, Bratu, Lukunku gibi adamlardan medet ummak zorunda kalırken, şimdi takıma Milan Baros gibi kariyerine Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu ve 2004 Avrupa Futbol Şampiyonası gol krallığını sığdırmış bir adamı katıldığını görüyoruz. Hem rüya falan da değil bu.
Takımın geldiği noktaya bakmakta fayda var. Song, Barusso, Carrusca ve Bouzid gibi isimler ile yollar ayrılıyor, bu isimlerin yerlerine ise Kewell, Meira, De Sanctis ve Baros gibi isimler alınıyor. Bunların hepsi bir anda yapılıyor. Yine de taraftarın büyük bir kısmına yaranılamıyor. Eleştirmek tatlı ve kolay geliyor olabilir gayet tabii, ancak sorarlar adama "Sen neden önce görevini yerine getirip Ali Sami Yen'i doldurmuyorsun?" diye...
Nihayetinde artık Avrupa'da oynayacağımız bir maçtan önce rakip takım Galatasaray'ın kadrosuna şöyle bir bakacak; Linderoth, Arda, Mehmet, Nonda, Ümit, Kewell, Meira, Baros, De Sanctis, Servet ve ismen de olsa Lincoln... Taraftar olarak alacağımız forma sayısını hesap edeceğimiz yerde eleştiri yapıyoruz. 2005 Avrupa Şampiyonlar Ligi şampiyonu Liverpool'un ileri ikilisi olan Kewell ve Baros bu sezondan itibaren Galatasaray için savaşacaklar. Daha ne istiyoruz anlayamıyorum.
Sen yine de hoşgeldin Baros. Biz birbirimizi yiyeduralım, sen de rakipleri...

25 Ağustos 2008 Pazartesi

Unutulmaz Sözler - Volume 9

“Fenerbahçe 20 bin, Adalet bir yıl için 10 bin lira transfer ücreti teklif ederken, ben Galatasaray ile yıllığına 8 bin liraya anlaşma yaptığım gün mutluluktan uçuyordum.” (Metin OKTAY)

27 Ağustos 2008 - İmkânsız Galatasarayca Değildir!

Üstünüzdeki forma güç verir size!

Dayan Galatasaray!

Bu sene de şampiyonluklar göreceğiz Galatasaray!
Daha Şampiyonlar Ligi kupasını kaldıracağız Galatasaray!
Dayan be Galatasaray...

Dayan ulan işte!

Yazı Kalır #4



Ağustos 25

Çeyrek final değil, basbayağı kupa!

24 Ağustos 2008 Pazar

Galatasaray: 4 - Denizlispor: 1

Ahmet üniversiteyi henüz tamamlamış. Uzun zamandır iş arıyor. Meteliğe kurşun sıkıyor bir bakıma. Genç adam hayatının o güne kadar geçen bölümünde eline geçen bütün parayı sahip olduğu tek uğraş, tek sevda uğruna harcamış ve bundan da hiçbir zaman zerre kadar pişmanlık duymamış. Hayatta kendisine zevk veren tek şey taraftarı olduğu Galatasaray'ı stadyumdan desteklemekmiş. Şimdiye kadar da genellikle bunu başarmış.
Ahmet 2008/2009 sezonunun açılış maçını sabırsızlıkla bekliyormuş. Denizlispor ile Ali Sami Yen'de oynanacak karşılaşmanın biletlerinin piyasaya sürülmesini iple çekiyormuş. Malum okul yeni bitmiş ve henüz sap olacak bir balta bulamamış kendisine. Anlayacağınız kombineye verecek parası yok. Mahcup olduğunu düşünüyor takımına karşı. Boynu biraz daha eğik sanki bu sezon öncesi. Yine de aklından geçmiyor değil hani; "Ölüm yok ya sonunda, karton biletli taraftar oluruz anasını satayım"...
Maç haftası geliyor en nihayetinde... Şampiyon takımına stadyumun herhangi bir köşesinden selam çakmak tek gayesi, ha olursa biraz da bağırmak boğazını patlatırcasına... Olmuyor ama, olamıyor. Hafta ortası Ahmet tam anlamı ile bozguna uğruyor. Cebindeki deliğe mi, yoksa ilgili merciye mi isyan etsin, o da bilmiyor. Açıklanan bilet fiyatlarına şöyle bir bakıyor, bir daha da bakamıyor zaten. Kombine kartlarla ilk yumruğu yiyen Ahmet, sezonun ilk maçının bilet fiyatları ile nakavt oluyor. Hani, "Ben gidemesem bile illâ ki yerimi dolduracak biri bulunur" diye düşünmek istiyor ancak o durumda olan tek insanın kendisi olmadığını da adı gibi biliyor. Gişeci soruyor; "Kaç bilet birader?" Ahmet sadece boynunu büküyor ve gişeci anlıyor hâlden.
Evine eli boş dönüyor Ahmet. Yüreğindeki boşluğun yanında elindekinin pek de bir önemi yok aslında. Televizyonda dahi izleyemeyecek adeta kanıyla bağlı olduğu takımının ilk maçını. Ligin en pahalı biletlerine para yetiştiremeyen adam, Avrupa'nın en pahalı yayıncı kuruluşuna nasıl para ödesin?
23 Ağustos akşamı oluyor. Salonunun duvarındaki saate kayıyor gözü; 19:00. Uğruna yolları arşınlamayı bile göze aldığı takımından metelik yoksunluğu sebebi ile ayrı kalmak garip geliyor bir an. Önündeki televizyonda kanalın biri ana haber bültenine başlamış. Dünyada ve ülkede olup bitenleri gösteriyor. Ahmet'in gözü orada, boş bakıyor ama. Aklı sarı ile kırmızıda olsa gerek. Ekranın sağ üst köşesine kayıyor gözü durmadan. En nihayetinde takımının 1-0 öne geçtiğini görüyor. Seviniyor. Birkaç dakika sonra görüyor ki eşitlik gelmiş skora. "Fark eder mi, alırız nasıl olsa!"
Yanılmıyor Ahmet. Çünkü takımı hiç yanıltmamıştır onu. Ekranın sağ üst köşesine kilitli kalan gözleri ardı ardına değişen skoru görünce mutsuzluğunu unutuvermiştir bir anda. 2-1... 3-1... ve 4-1... Golleri kimlerin attığını öğreniyor. Kewell... "Kimbilir nasıl coşmuştur Sami Yen"... Hakan... "Yoksa yine mi çaktı bir füze?"... Barış... "Elleri ile sırtını göstermediyse ben de bu işi bilmiyorum"... Ve Lincoln... "Eh, şimdi ne yazacak bakalım gazeteler?"
Maçın sona erdiğini öğreniyor sonra. Skoru aklına bir kez daha getiriyor: 4-1. Ohh, söylemesi bile güzel. Ahmet gece boyunca düşünüyor. "4 gol attık, muhteşem oynamışızdır herhalde. Bekle bizi Steaua..."

22 Ağustos 2008 Cuma

Sevdanın Bedeli...

Son şampiyon olarak yarın 2008/2009 sezonunun açılış maçına çıkacağız. Rakibimiz Denizlispor'u Ali Sami Yen Stadyumu'nda ağırlayacağız. Transferler yapılmış, şampiyon kadro korunmuş, hedefler büyütülmüş... Bu açıdan baktığımızda her şey yolunda görünüyor. Ancak son zamanlarda Ali Sami Yen Stadyumu'nun eski atmosferinden bir hayli uzak olduğu gözler kaçmayan bir gerçek. Her tribünden farklı ses çıkması ve nefeslerin maç boyunca takımı ateşleyecek tezahüratlar yerine uyku getirecek cinsten bestelere harcanıyor olması şapkamızı önümüze koymak için yeterli bir sebep bence. Fakat tüm bunlar oluyorsa sorumlu tek başına taraftar değildir. Son birkaç sezondur üç büyükler arasında en yüksek bilet fiyatlarını belirleyen kulüp Galatasaray. Taraftara en çok ihtiyacın olduğu Steaua maçının biletlerini minimum 50 YTL yapıyorsun sonra da tribünlerin dolmadığından şikayet ediyorsun. Üstelik bu maçın haftaiçi oynandığı gerçeğini de ya bilmiyorsun ya da bilmiyormuş gibi davranıyorsun. Yarın ise Süper Lig'in ilk maçına çıkacağız... Rakibin kim olduğunun bir önemi yok. Bu maç hem taraftar hem de oyuncular açısında bir şölen niteliğinde olmalıyken kulüp yine en düşük bilet fiyatını 50 YTL olarak belirlediğini açıklıyor. "Giden var gidemeyen var" muhabbetini size bırakıyorum. Beni asıl şaşırtan nokta stadyumun en lüks yeri hâline getirilen Kapalı Alt Tribün meselesi. Öyle ya, bilet fiyatlarına şöyle bir göz attığımızda görüyoruz ki Kapalı Alt Tribün fiyatları Numaralı'yı bile sollamış. Şunun şurasında daha ne kadar Ali Sami Yen'de oynayacağız? Buna gerek var mıydı? Taraftarın günahı nedir peki? Bu üçünü istiyorum!

21 Ağustos 2008 Perşembe

Nostalji #2

video

Koleksiyon #3

Koleksiyonun üçüncü halkası... Zincire bu yeni parçası ise 2001/2002 sezonundan... Şampiyon olarak kapatılan sezonda futbolcuların terlettiği beyaz ve kırmızı formanın dışında kalan parçalı forma bu. Yine bir Lotto faciası. Öyle ki formanın üzerinde herhangi bir kabartmaya rastlamak bile mümkün değil. Üzerimizde bu formayla çıktığımız maçların birçoğundan galibiyetle ayrıldık. Yine de efsane parçalı formalardan biri olarak tarihteki yerini aldı. Kulüp de Lotto faciasına 1 sene dayanabildi zaten. Ertesi seneye de - Lotto kadar olmasın - bir başka felaket olan Umbro ile başladık. To be continued...

Anket Sonucu

Nereden baksanız 20 gün önce bir anket başlatmıştım. Geçtiğimiz sezonun şampiyon kadrosunu koruyan ve yapılan kaliteli transferlerle güçlenen Galatasaray'ın bu sezonu da şampiyon kapatıp kapatamayacağına cevap istemiştim. Anket nihayete erdi. Toplam 64 katılımcı da takımın bu sezon da unvanını koruyacağından yana oy kullandı. Takımına olan güveni sonsuz olan taraftara bayılıyorum. Kupalara layıksın sen şanlı Galatasaray!

Gelmezsen Çok Üzülürüz Biz

Dün bir gazetede yayınlanan haber Galatasaray'ın İbrahim Kutluay'ı transfer etme çabalarına yer vermişti. Kulübün bu transferi gerçekleştirmek istemesinin en büyük nedeni olarak da Emre Belözoğlu'nun transferini misilleme arzusu olarak gösterildi. Haberin aslı astarı olmadığını da aynı gün kulübümüzün resmi internet sitesinden öğrendik. Yapılan açıklamada bu transferin söz konusu dahi olmadığı kamuoyu ile paylaşıldı. Sonra ne oldu? İbrahim Kutluay hemen sazı eline almış. Her daim fırsat kolluyor zaten. Demiş ki; "Ben profesyonlim ancak Galatasaray formasını giyecek kadar değil." Eh, olma zaten. Biz yanıp tutuşuyor muyuz ki "İbrahim ne olur Galatasaray'da oyna" diye. Anlayacağınız, çok da fifi.

18 Ağustos 2008 Pazartesi

Süper Kupa Galatasaray'ın

2 sene önce Beşiktaş'a kaybetmiştik ve kupayı ilk kez müzesine götüren kulüp olma şansından vazgeçmiştik. Geçtiğimiz sezon iki takımdan biri arasına dahi girememiştik. En büyük iki rakibimizin müzesine götürmeyi başardığı Süper Kupa'yı artık Beyoğlu'na taşımanın vakti gelmişti.
Almanya'nın Duisburg kentinde geçtiğimiz sezonun Türkiye Kupası şampiyonu Kayserispor ile karşı karşıya geldik. Uzun uzun dil dökmeye de gerek yok aslında. Kötü başlayan bir sezon açılışının ardından moraller ancak bu maçta kaldırılacak kupa ile düzeltilebilirdi. İlk yarıda ortaya konan ve adına futbol demeye bile bin şahit isteyen oyun bizi ümitsizliğe düşürmedi değil... İkinci yarıda ise çok daha derli toplu bir Galatasaray vardı sahada. Devrenin ilk dakikalarından itibaren Kayserispor iyice çekilmek zorunda kaldı. Harry Kewell'in oyuna dahil oluşu ise oyunun akışını tamamen değiştirdi. Avustralyalı yıldız topla ilk buluşmasında Hasan Şaş'ın ortasında golle buluştu. Bu golden 5 dakika sonra da tek pas şov yaparak Nonda'ya "Al da at" dercesine bir pas gönderdi. Nonda'da Kewell'in bu çabasına ayıp etmedi. Son dakikalarda skorun vermiş olduğu rahatlığın da etkisiyle kalemizde gördüğümüz gol ancak skoru tayin etti.
Neticede Kewell ve Hasan yıldızlaştı, Galatasaray kupaya uzandı... Daha bu takıma Arda ve Linderoth eklenecek.

Galatasaray: 2 - Kayserispor: 1

Fortis Süper Kupa Galatasaray'ın... Maçın özeti ise iki kelimede gizli: Harry KEWELL.

17 Ağustos 2008 Pazar

Unutulmaz Sözler - Volume 8

“Bizim taraftarımız asla Galatasaray taraftarı gibi olamaz. Kimse böyle bir taraftar grubu önünde oynamak istemez.” (Javier IRURETA)

16 Ağustos 2008 Cumartesi

14 Ağustos 2008 Perşembe

Bağırmayan Taraftar...

Bağırmayan taraftar nesline aşina değilim. Hele hele Ali Sami Yen'de hiç... Tribünleri dolduran çekirdekçi tayfaya ne yapacağını elbette ki ben öğretecek değilim. Ancak bir zamanlar Ali Sami Yen'in ve Galatasaray Kapalısı'nın esamesi okununca duyanlar hazır ola geçerdi anında. O kadar parayı tribünde çekirdek çitilemeye vereceğinize gidin bir kahvehane köşesinde izleyin maçınızı. Hem cebinize zarar vermezsiniz hem de o stadyuma boğazını patlatmak için gidenleri fitil etmezsiniz.

Hiç Karşılık Beklemedik

Yola çıkmaya yemin ettiğimiz gün göğsümüzde armamız, sırtımızda da sarı kırmızı formamız vardı sadece. Bunlarla yeteri kadar mutluyduk biz. Başka hiçbir şey beklemedik. Sevdik. Hem de çok.

Git Artık... Lütfen!

Git, gideceksen bekleme
başka bir şey söyleme
Gideceksen bekleme

Galatasaray: 2 - Steaua Bucharest: 2

Verilen tüm emeklerinin, yüreklerde yer eden tüm beklentilerin, harcanan yığınla paranın karşılığı bu olmamalıydı. Rahmetliyi nasıl bilirdiniz? Bir şey söylemek mümkün değil ama Galatasaray'ı hiç iyi görmedik bu gece.
Biz mi futboldan anlamıyoruz yoksa Skibbe gerçekten yetersiz bir teknik adam mı? İkinci şık daha yakın gibi geliyor bana. Hakan Şükür'ün yerinin aylar önce boşalmasına rağmen forvet transferinin sona bırakılması elbette ki Skibbe'nin suçu değil, ancak göz var nizam var. Oynadığımız maç Şampiyonlar Ligi ön eleme maçı... Sen kendi evindeki maçta avantajlı bir skor almak için oynayacaksın ama bunu sahaya sürdüğün tek forvet ve 5 stoperle yapmaya çalışacaksın. Eh, garip gerçekten. Orta sahayı da rakibin dilediğince kullansın artık.
Hazırlık maçlarında alınan sonuçlar ve sezon öncesi kamp çalışmalarındaki vurdumduymaz tavırlar perşembenin geleceğini çarşambadan belli etmişti aslında. Yine de bir heyecan yok değildi içimizde. Şampiyonlar Ligi'nin adını dahi duymak heyecan kat sayımızı artırmamış mıydı bizim? Zaten 2 sezondur muaftık salı ve çarşamba gecelerinin yaşattığı heyecandan, bu sene de mi aynı senaryo üzerinden çekilecekti film. Sahaya sürülen Aykut, Emre Aşık, Servet, Emre Güngör, Hakan Balta, Meira, Mehmet Topal, Lincoln, Hasan, Arda ve Nonda'dan oluşan kadro bu görünen köy için kılavuza gerek bırakmadı.
Maç başladığında artık alıştığımız bir manzara vardı. Galatasaray kendi sahasında bile maça baskılı başlayamıyor artık. Ali Sami Yen eski büyüsünü yitireli çok olmuş zaten. Sezonun ilk resmi maçı belki de sezonun en önemli maçı olacak, ancak buna rağmen tribünlerde büyük boşluklar var. Yapılan tezahüratların takımı ateşleyecek hiçbir yanı yok. Tüm bunlar yetmezmiş gibi Rumen taraftarların stadyumdaki şovu tuz ve biber olarak geri dönüyor bize. Bir de Aykut var tabii... Savundum ben bu adamı... Hem de çok... Gündemdeki kaleci transferi öncesinde "Buffon veya Cech gelmeyecekse neden kaleci transferi yapılacak ki" gibi bir demeç vermiş, bu açıklamanın ardından Aykut için ciddi derece üzülmüştüm. Allah'ın da sopası yok. Bunu da gördük bu gece. Koskoca yarı sahada belki de 30-35 santimetrelik yer kaplayan adamın kafasına topu nişanlayınca, sonraki hareket olarak aynı topu santra noktasına göndermek zorunda kaldı. Yapılan kademe hatası yüzünden kalemizde ikinci golü gördüğümüzde ise henüz ilk 10 dakikayı doldurmamıştık.
Sonrasında sazı eline alan Arda ve Nonda'dan başkası değildi. İkilinin çabaları maçın en azından kaybedilmemesini sağladı. Bir de Lincoln var tabii ama artık diyecek bir şey bile bulamıyorum bu adama. Saçlarım ağardı artık. Aldığı paraya baksın önce, sonra bir de oynadığı takıma neler vermiş, onun muhasebesini yapsın. Doğruları yanlışlarını götürüyor mu? Taraftarın büyük çoğunluğuna bakarsak, Lincoln efendi hâlâ paşa...
Velhasılı kelam büyük fırsat teptik. Tur şansımız %40 diyordum, bu maç sonrası daha da düştü gözümde. Romanya zor deplasman, Steaua güçlü takım. İlk maçtaki gibi bir oyunla çıkarsak o sahaya madara bile oluruz. Bir zamanlar gediklisiydik Şampiyonlar Ligi'nin, artık uzaktan bakıyoruz. Salı ve çarşamba geceleri yine yeni yeniden zehir olacak gibi görünüyor. UEFA Kupası'nın adını duymak bile canımı sıkmaya başladı. Yazık vallahi!

13 Ağustos 2008 Çarşamba

Hagi Galatasaray'a Karşı

Nisan 1989... Şampiyon Kulüpler Kupası yarı finalinde Galatasaray ve Steaua Bucharest final için karşı karşıya... Deplasmandaki ilk maçta alınan 4-0'lık mağlubiyetin ardından içeride alınan 1-1'lik beraberlik ulaşılan yarı finali züğürt tesellisi kılıyor Galatasaray için. Rakipte öyle bir isim var ki durdurabilene aşkolsun. Rumen futbolunun yetiştirdiği en önemli yıldızın sihirli ayaklarının üzerinden teslim bayrağını kaldırıyoruz. Kimsenin tahmin etmesine imkân yok o günlerde... Kimbilir belki de en okkalısından savrulan küfürlerin odak noktasıydı Gheorghe Hagi. O yıl Galatasaray'ın Avrupa'dan bir kupayla dönme umutlarını yok eden Karpatların Maradonası, çok değil, 10 yıl kadar sonra umutların söndüğü yerde kırık kalplerin gönlünü almak için vardı. Aldı da...

12 Ağustos 2008 Salı

Seninle Son Kez

Ali Sami Yen ile geçen başka bir sezon daha olmayacak. Başı vardı her güzel şey gibi, bir de sonu olacak, o da bu sezon olacak. Son kez çıkacak futbolcular Yeni Açık önündeki tünelden ve son kez haykıracak Alemin Kralı'nın gelişini tüm stadyum tek bir ağızmışçasına... Numaralı son kez oturacak koltuklarında ve önemli bir pozisyon olursa son kez kalkacaklar ayağa... Kapalı son kez sazı eline alacak ve atılan gollerin ardından son kez bir alt kata düşecek birkaçımız... Eski Açık son kez turnikelerden geçirebildiği bozuk paraları fırlatacak misafir takım tribününe ve havada parçalanan ayran kutuları altında beyaz bir yağmura tutulacak... Son kez dolacak ciğerler ve son kez salınacak nefesler... Bir üçlüyle başlayacak Ali Sami Yen'deki son sezonumuz ve inşaat araçlarının içimizi bulandıracak gürültüleri ile son bulacak...

Siftah

Derler ki Şampiyonlar Ligi logosunda bulunan 8 yıldızdan biri Galatasaray'ı temsil eder. Bunun nedeni açıklamak için şimdi sizleri 1993-1994 sezonuna götürmek istiyorum. Bahsini etmiş olduğum sezon Şampiyon Kulüpler Kupası'nın formatının ve isminin değişerek Şampiyonlar Ligi'ne resmen dönüştüğü sezondur. Ön eleme turunda ilk önce Cork City geçildikten sonra sıra o meşhur Manchester United eşleşmesine gelmiştir. O sezon Manchester United tüm harcamalarını bu kupayı kazanabilmek üzerine yapmıştır ve otoriteler tarafından da ilk Şampiyonlar Ligi'nin en önemli favorisi olarak işaret edilmektedir. Tüm bunlardan cesaret bulan İngiliz ekibiyse ülkemizin kendi dillerindeki karşılığına esprili bir dille atıfta bulunarak "Hindi kızarmaya geliyor" üst başlıklı yazılarını gazetelerine taşıyorlardı. Sonrası malum... Galatasaray rakibini daha eleme turunda saf dışı bırakmayı başardı ve sırf bu maçta yaşanan sonuç yüzünden UEFA büyük takımları kollamak amacıyla seribaşı uygulamasını hayata geçirdi. Bu eşleşmenin ardından düzenlenen ilk Şampiyonlar Ligi'ne katılacak 8 takım belli olmuştu ve bunlardan biri de Galatasaray'dı. O zamanki formata göre grup müsabakalarına 8 takım katılabiliyor ve bunlar da 4'erli 2 gruba dağılıyorlardı. İşte başlangıçta sözünü ettiğim Şampiyonlar Ligi logosundaki 8 yıldız kupaya katılan ilk 8 takımı temsil eder ve bunlardan biri de tahmin etmekte güçlük çekmeyeceğiniz üzere Galatasaray.
Yıllar çabuk geçiyor tabii... Şampiyonlar Ligi başladı başlayalı 10 kez katıldık bu turnuvaya... Bizi takip eden bir başka Türk takımı ise ancak 5 kere katılma başarısı elde etti. Bugüne kadar geçen süre zarfında isimlerini artık hafızamıza kazıdığımız çok sayıda Avrupa devine Galatasaray ismini hece hece öğrettik. Sonra araya biraz tatsızlıklar girdi... Başarılara o denli alışmıştık ki birkaç senelik hüsranlara darılır olduk. Avrupa'daki onca takım arasında bir Avrupa kupası kaldırabilecek her sene sadece 2 takım bulunduğu gerçeğini görmezden geldik. En son 2 yıl önce Olimpiyat Stadyumu'nda Liverpool maçında el salladık Şampiyonlar Ligi'ne... O gün ben de oradaydım... Maç bittiğinde zafer bizimdi ama biz alışık değildik tek maçlık zaferlere, kırgınlığımız biraz da bunaydı. O akşam herkesin ağzında aynı söz vardı stadyum terk edilirken; "Döneceğiz... Yeniden adımızı hatırlatmak için döneceğiz..."
Evet, 2 yılı bıraktık geride. Yeni zaferlerin arifesindeyiz şimdi. Avrupa'ya Galatasaray adını okutmadan önce geçmemiz gereken tek bir engel var. Biz kendi kendimize vermiştik sözü... Döneceğiz, ama son bir gayret olsun bunun adı. Daha yolun başında verilmesi gereken son bir gayret. Sana söz bundan sonrası çorap söküğü gibi gelecek zaten.
Dayan be Galatasaray!
Haydi be birader...

8 Ağustos 2008 Cuma

Koleksiyon #2

Soldaki resimde gözlerinize ilişen şey bir tuğla. Ancak kesinlikle sıradan bir tuğla değil. Öyle ki koleksiyonumun en değerli parçalarından biri olduğunu söylemem yanlış olmaz sanırım. Efendim kendisi 2005 yılında tarafımdan alınmış olup Avrupa'nın devlerini çimlerinde tarihe gömdüğümüz Ali Sami Yen Stadyumu'nun yıkılan Eski Açık Tribünü'ne aittir. O vakitler yapılacak olan yeni stadyum hâlâ proje hâlindeydi ve kulüp yönetimi yıkılma tehlikesi yaşayan Eski Açık Tribün'ü yenileme kararı almıştı. Bundan da kazanç elde etmek isteyen taraftarların kanına damardan girdi. Hiç unutmam bu tuğlaya verdiğim parayı. Çünkü pek çok arkadaşım bu fiyatı dalga geçmek için malzeme olarak gördü. Evet, o günün parasıyla 30 milyon Türk Lirası vermiştim. Kimine göre "Bir tuğla parçasına 30 milyon TL verilir mi?"ydi... Bana göre ise verilen para bir tuğlaya değil koca bir tarihe verilmişti.

Yazı Kalır #3



Pistten İlk Görüntüler

Yaprak Dökümü #8

2003/2004 sezonunun ilk yarısı... Yer; Adana 5 Ocak Stadyumu... Galatasaray, Adanaspor deplasmanında galibiyet peşinde. Sezon zaten kötü başlamış, o saatten sonra sezon sonu için pek ümidimiz kalmamış. Haliyle maçın sonucundan çok daha önemli bir durum vardı benim için. Maç öncesi takımlar ısınmak için sahaya çıktığında Cihan Haspolatlı'nın yanına gelen Adanasporlu oyuncu Necati Ateş, Cihan'a "Ocak ayında Florya'dayım" dedikten sonra kameraları görünce çaktırmadan olay mahallinden uzaklaşmıştı. Ben o an duyduklarıma çok sevinmiştim. Nedenini bilmiyorum ama Necati Ateş her zaman Galatasaray formasıyla görmek istediğim bir oyuncuydu o vakitler. Belki de Fenerbahçe'ye karşı oynadığı her maçta rakip fileyi havalandırmaktan hoşlanmasıydı bunun sebebi. Dedim ya, bilmiyorum. Galatasaray formasının ona, onun da Galatasaray'a yakışacağını düşünüyordum. Giderek yaklaşan kulübün 100.yılı için kurulacak olan takıma güç katmasını umuyordum. Neticede o sıcak Adana akşamında Cihan'ın kulağına fısıldananlar kış ayazında resmiyete döküldü. Sevincimin haddini de hesabını da hatırlamıyorum.
Gayet de başarılı bir başlangıç yaptı Galatasaray'da. Ancak zaman ilerledikçe istenmedik olayların başkahramanı oldu. Kendi sonunu hazırladı. İstenmeyen adam ilân edildi. Geçtiğimiz sezon başında önce Ankaraspor'a, ligin devre arasında da İstanbul Büyükşehir Belediyespor'a kiralandı. Uzak diyarlarda da kendisinden beklenen performansı sahaya yansıtamadı ve kendisini tutunamayanlara eşitledi. İnsanları, beni bile, kendisinden soğutmayı başardı. Olaya bu açıdan baktığımızda gerçekten kendisinin üzerine yok. Açık yollar diliyorum kendisine... Sadece o kadar.

Yaprak Dökümü #7

Belki de bundan tam bir sene önce bu zamanlar kendisinin Ankara yolculuğu sırasında yazmalıydım bu yazıyı. Maalesef geleceği göremiyorum. Orhan Ak'ın bir sezon sonra, kiralık sözleşmesini tamamlar tamamlamaz, Galatasaray'a geri döneceğini düşünmüştüm belki de. Cihan Haspolatlı ile birlikte kutsal formayı giymesi en çok tartışılan iki isimden biriydi o. Savunmanın sağı birine, solu birine, takım ise Allah'a emanetti. Yine de haksızlık etmemek, yiğidin hakkını yiğide vermek gerek. Orhan Ak da, tıpkı Cihan Haspolatlı gibi, Galatasaray formasını sırtlarına geçirdikleri anlarda ellerinden gelenin en iyisini vermeye çalıştılar. 14 Mayıs'da yaşanan beklenmeyen şampiyonluğun mimarlarından biri olduğu bugün hatırlanmıyor. Yüreğiyle savaşanlar ordusunun bir piyonuydu. Taraftarın acımasızca eleştirdiği vasıftan yoksunluğu kendisinin suçu değildi elbette, tıpkı bu takımın formasını giymesinde olmadığı gibi. O kendisine verilen görevi sahip olduğu zaman diliminde layıkıyla yerine getirmeye çalıştı. Ama başarılı oldu, ama olamadı. Yine de şampiyon takımın şampiyon oyuncusu oldu.
Geçtiğimiz sezonu Ankaraspor'da kiralık olarak geçirdi. Sezonun son haftalarında Fenerbahçe'den puan aldıkları maçın ardından "Bu skor Galatasaray'a armağan olsun" diyebilecek kadar da cesurdu. Belki de Ankaraspor'da kendisini yeniden ispatlayıp sarı kırmızılı formayı giymeyi hâyâl ediyordu. Olmadı. Hakan ve Volkan'ın olduğu yerde işi zordu zaten. Artık Antalyasporlu... Kiralık da değil hem... Artık tamamen koptu Galatasaray ile olan bağı. Yolu açık olsun.

7 Ağustos 2008 Perşembe

Efsaneler #4 - Eşfak Aykaç






































Unutulmaz Sözler - Volume 7

“O anı unutamıyorum, birden bire bir tezahürata başladılar… Dağ Başını Duman Almış’a… O marşı o güne kadar çok dinlemiştim… Ama hiçbirimiz o andaki söyleneni, o zamana kadar belki de hiç duymamıştık. Yeni bir marştı sanki… Bizi, sahada kalan on kişiyi nasıl kamçıladığını ve değiştirdiğini anlatamam, söze dökemem.” (Bülent KORKMAZ)

Alparslan Erdem Galatasaray'da

Birkaç yıldır devam edenn gurbetçi futbolcu sevdasının son ürünü Alparslan Erdem. Galatasaray'da görev almadan önce Ümit Milli Takım teknik direktörlüğü görevinde bulunan eski futbolcumuz Ümit Davala'nın Galatasaray'a kazandırdığı bir genç. Sol bekte görev almakta olan Alparslan, Werder Bremen'de futbol oynadığı 5 yılın ardından artık Galatasaray'ın başarısı için ter dökecek. Sol kanadı koridor gibi kullanabilmesi ve uzak mesafeden gönderdiği sürpriz şutları ile adından çok söz ettireceğini düşünüyorum. Hakan Balta'yı kesmesini elbette ki beklemiyorum ama Volkan Yaman'ı söz konusu mevki için üçüncü tercih konumuna düşürebilir. Bekleyip göreceğiz.

6 Ağustos 2008 Çarşamba

Welcome To Türk Telekom

Ayrıntılarını çok fazla okumadım. Ancak okuduklarım da yetti bana. Galatasaray'ın 2009/2010 sezonundan itibaren ana sponsoru Türk Telekom. Sözleşmenin geniş çaplı olduğu yazıldı çizildi ve biz de okuduk. Bir sonraki sezondan itibaren 5 yıl boyunca Galatasaray formasının göğsünde Türk Telekom yazısı yer kaplayacak. Yine, 2009'un Kasım ayında tamamlanması beklenen Aslantepe'deki yeni stadyumumuza da 10 yıl süre ile yeni ana sponsorumuzun ismi verilecek. Kurucumuz Ali Sami Yen ile özdeşleşmiş ve yıllarımızı verdiğimiz stadyumumuz 10 yıllığına başka bir isim taşıyacak, sonrası Allah kerim.
Yapılan sözleşme gereği Galatasaray'ın bu işbirliğinden 100 milyon EURO dolaylarında kazanacağı söyleniyor. İyi, hoş. Gayet ciddiyim. Adnan Polat ve ekibi göreve geldiğinden beri ifa ettiği başarılı işlerine bir yenisini ve hatta en önemlisini ekledi diyebilirim. Ekonomik anlamda rakiplerinin gerisinde kalan takımımız için son derece isabetli bir karar. Zaten günümüzün endüstrileşen futbol dünyasında zirvede kalan takımların kendilerine çizdikleri rota hep bu yönde. Her şey iyi güzel de, hemen Fenerbahçe taraftarları atıp tutmaya başladılar. Aksini yapmaları kıyamet âlâmeti... Başvurduğumuz yolu komik gösterme geyreti içerisinde hepsi. Çıksak çıksak bu şekilde çıkarmışız işin içinden. Hepsi harcanıyor aslına bakarsak. Vasıflı ekonomist kıtlığı yaşadığımız şu günlerde ülkenin imdadına yetişebilirler mesela. Yahu, haydi bütünüyle ülke futboluna hakim olmanızı beklemiyorum, bu kadarı fazla olur, biliyorum, fakat insan en azından taraftarı olduğu kulüpten haberdar olur. Hemen bakalım... Fenerbahçe erkek basketbol takımı Ülker ile birleşmemiş miydi? Peki ya bayan voleybol takımı? Fenerbahçe Acıbadem olarak anılmıyor muydu bu takım? Adamakıllı bir sponsor desteği olmaksızın şampiyonluğa oynayabiliyor muydu peki bu takımlar? Hayır! Bunları geçelim ve kameralarımızı Şükrü Saraçoğlu Stadyumu'na çevirelim. Neler görüyoruz sayın seyirciler! Kale arkası tribünlerinden birinin sponsoru Telsim, diğerininki Migros... At gözlüğü işte!
Yine de sabah saatlerinde aldığım bu habere genel anlamda sevinmekle birlikte, hafif bir burukluk da yaşamadım değil. Mabedimiz, Ali Sami Yen'imiz... Avrupa devlerinin ismini duyunca ürktüğü ve her zaman bizim borumuzun öttüğü stadyumumuz. "Welcome To Ali Sami Yen"... Bu sloganla özdeşleştirmiştik. Herkes öyle tanımıştı. Cehennemin bir diğer adıydı Ali Sami Yen... Taşıyoruz onu... 2010'un ilk aylarıyla birlikte biz de taşınıyoruz... Ancak biraz da burukluk olacak. Baksanıza hiç yakışmıyor bile; "Welcome To Türk Telekom"...

4 Ağustos 2008 Pazartesi

Rakibimiz Steaua Bucharest

Futbol garip oyun. Günü geldiğinde devranı döndürmeyi, eski defterleri bir bir açmayı çok sever. Önce Fenerbahçe'ye sundu bu fırsatı ve karşısına çıkardı MTK'yı. Şimdi de bize kendi elleriyle sundu Steaua'yı. Yıl 1988. Galatasaray efsanevi maçta Neuchatel Xamax'ı Şampiyon Kulüpler Kupası'nın dışına itmiş ve bir sonraki turda Monaco'nun rakibi olmuş. Arsene Wenger'e ilk şakasını o yıl yapmış Galatasaray ve çeyrek finalde Fransız ekibini safdışı bırakmış. Yarı finaldeki rakip o yıl kupanın en büyük favorisi; Steaua Bucharest. Rumen temsilcisi ilk maçta bitiriyor takımımızın hayallerini. Bunda pay sahibi olan en büyük isim ise çok tanıdık; Gheorghe Hagi. Hoş, o yıl Galatasaray'ın elinden bir Avrupa kupası alan Hagi, bir on yıl sonra Galatasaray'a olan borcunu ödüyordu sanki. Neyse ama, konu bu değil.
Aradan tam 20 yıl geçmiş. Dile kolay. Ben 2 yaşımdayım. Futbolun "F"sinden bihaberim. Ancak Galatasaray'ı biliyorum. Daha çok "Gasaray"ı ama... Galatasaray ve Steaua şimdiki ismi Şampiyonlar Ligi olan Şampiyon Kulüpler Kupası'nda final için kapışıyordu. 20 yıl sonra bugün... İki takımın yolları yine Şampiyonlar Ligi'nde kesişti. Ancak durum bu kez farklı. Şampiyonlar Ligi'nde yükselmek değil, Şampiyonlar Ligi'ne yükselmek amaç. Elbette ki rakibimiz eski gücünde değil, ancak biz de eski gücümüzden yoksunuz. Ancak oturmuş kadrosu ile rakibimizin Devler Ligi'ne daha yakın olduğunu düşünüyorum ben. Galatasaray'ın ise iyi bir hazırlık dönemi geçirdiğini söylemek doğru olmaz. Üstelik Romanya Ligi de geride bıraktığımız hafta sonu başladı. Bu Steaua için ayrı bir artı. İlk maçın Ali Sami Yen Stadyumu'nda oynanacağını da göz önünde bulundurarak, ben Galatasaray'ın tur şansını yüzde 40 olarak görüyorum. Tarih tekerrürden mi ibaret, bunu öğreneceğiz işte.

3 Ağustos 2008 Pazar

Morgan De Sanctis Galatasaray'da

Isaksson, Itandje, Sorensen derken Sevilla'nın İtalyan file bekçisi Morgan De Sanctis 1 yıllığına kiralandı ve uzun süredir gündemi meşgul eden kaleci sorununa son nokta konuldu. Kilit kelime de bu aslında; sorun. Gerçekten böyle bir sorun var mıydı Galatasaray kalesinde? Bana soracak olursanız, yoktu. Aziz Yıldırım'ın yabancı transferi konusundaki görüşüyle bir noktada denk düşüyoruz. Bir Türk kulübü sınırlı yabancı hakkını kaleciden yana kullanmamalı. Kendisini örnek vermekten ısrarla kaçınsam da bunu belirtmek zorundayım; Volkan Demirel'e bir bakın. Kalecilik yetenekleri üst düzey bir futbolcu mu bu arkadaşımız? Hayır, kesinlikle değil. Aksine hatalı çıkışları, kendisine olan aşırı güveni, bire birdeki etkisizliği... Bu maddelerin sayısını artırmak çok kolay aslında. Ancak bir gerçek var ki takımı geçtiğimiz sezon Şampiyonlar Ligi'nde yarı finalin kapısından döndü. Ve bütün o süreç boyunca takımının kalesini koruyan isimdi. Kendisinin yerinde yabancı bir kaleci olsa Fenerbahçe daha mı ileri giderdi? Hiç sanmıyorum.
Olaya bir de Galatasaray cephesinden bakalım. Galatasaray bugüne dek kaleci konusunda belki de bu topraklardaki en şanslı takım olmuştur. Turgay Şeren, Simoviç, Taffarel, Mondragon... Bu isimlerin hepsi de uzun yıllar Galatasaray'a hizmet etmiş ve efsane mertebesine erişmiş isimler. Mondragon'un gidişinin ardından geçtiğimiz sezona 2 Türk kaleci ile başladık ve sezonu yine bu 2 isim ile noktaladık. Şampiyon olarak tamamladığımız sezonun en az gol yiyen takımı Galatasaray, en az gol yiyen kalecileri ise haliyle Aykut ve Orkun'du. Ha, her ikisi de çok mu iyiydi. Hayır, değildi. Ancak hiçbiri de batmadı gözümüze.
Morgan De Sanctis... Futbolla ilgileniyoruz kendimizce ve bu sayede adını biliyorum, ancak gelin görün ki bir defa bile izlediğimi hatırlamıyorum. İyi kaleci olabilir, aksi takdirde yetenekli kaleci çıkarma konusunda yüksek lisans yapmış İtalya'nın ulusal takımında Buffon'un yedeği olamazdı. Bir başka husus da 32 yaşındaki bu kalecinin Sevilla'da 35 yaşındaki Palop'un yedeği olması. Palop hiçbir zaman kanımın ısınamadığı, daha açık olmak gerekirse bir halta benzetemediğim bir kalecidir. Böyle bir adamın yedeği olan kaleci de ister istemez gözlerimin önüne bir soru işaretini konduruyor. Olan oldu artık, Sanctis 1 yıllığına kiralık olarak Galatasaray'a hizmet edecek ve Skibbe forma verirse kalemizi de koruyacak. Her ne kadar hoşnut olmasa da Aykut'un çenesini tutmasını da beklerdim. Tutamadı, tutamıyor. Durmaksızın konuşuyor. Belki haklıdır ama kendisi bu kulübün üzerinde de değildir. Sanctis'in gelmiş olması kaleyi devralacağı anlamına gelmiyor. Sen daha çok çalış, üzerine kabus gibi çökmüş olan kararsızlığından kurtul ve kale senin olsun. Bu kadar da basit.

10'dan Sonra Sadece 3

Kısa bir süre önce küçük bir anket başlatmıştım blogda. Önceki anketlere olan katılımı göz önünde bulundurunca bu ankete olan katılımın daha yüksek olacağını düşünüyordum. Yanılmışım. Bunun nedeni anketin birçokları tarafından anlaşılamamış olması olabilir pek tabii. Benim sorduğum sorunun açık hâli; "Metin Oktay'dan sonra sadece..."ydi. Cevap olarak da Hakan Şükür'ü temsil eden 9 ve Bülent Korkmaz'ı temsil eden 3 rakamlarını yerleştirmiştim. Metin Oktay'dan sonra onun yerini ancak Bülent Korkmaz'ın doldurabileceğini iddia edenlerin sayısı 15 iken, yanıtını Hakan Şükür'den yana kullananların sayısı 12'de kaldı. Zafer Bülent Korkmaz'ın!