23 Haziran 2009 Salı

Gökhan Zan Galatasaray'da

Herkes söylemiş, ben de 204759'uncu defa da olsa söyleyeyim. Gökhan Zan'ı değil ama Gökhan Zan'ın futbolunu beğenmeyen bir futbolseverim. Evet evet, tıpkı bundan 2 sene evvel Servet Çetin hakkında sahip olduğum hislere yeniden sahibim. İyimser olmak istiyorum pek çokları gibi... "Sen Servet'i de beğenmemiştin" demelerini bekliyorum belki de birçoklarının... Aynı suda iki kere yıkanılmaz misali Galatasaray aynı kumarı ikinci kez oynamıştır bu transfer ile birlikte.
Üzerine geçirdiğin formanın hatrına Gökhan... Hoşgeldin!

17 Haziran 2009 Çarşamba

Yaprak Dökümü #2 - Servet Çetin

İki buçuk sene boyunca kesintisiz futbol oynamak kolay değildir. Dünyada ender futbolcu ulaşabilir bu seviyeye. Bir tanesi Chelsea kaptanlarından Lampard mesela. Kesintisiz 150 maç çıkarmışlığı vardır İngiliz oyuncunun. Ne mutlu bize ki benzer yapıdaki oyunculardan biri de bu topraklardan çıktı. Servet Çetin'den bahsediyoruz tabii, gün gibi aşikar bu. Fenerbahçe'den koptuğu ve Sivasspor'a imza attığı günden geride bıraktığımız şubat ayına kadar kesintisiz ve sakat sakat oynamak her futbolcunun başarabileceği bir şey değildir. Üstelik Servet bir savunma oyuncusu olarak, futbolun en sert oynandığı mevkide başardı bunu. Üzerindeki formanın büyüklüğüne ya da küçüklüğüne önem vermeden, elinden gelenin en iyisini verdi o hep. Türk futbolunun en çok tartışılan isimlerinden biriyken, her sene performansının üzerine öyle bir koydu ki şimdi Türk Milli Takımı'nda tandemi oluşturan ikiliden biri olmadığı zaman avuçlarımızı açıyoruz gökyüzüne.
Kartalspor'da başladı, İzmir efsanesi Göztepe ile devam etti yoluna. İzmir'den bir başka Ege temsilcisi Denizlispor ile anlaştı. Horozlar'ın UEFA Kupası'nda 4.tura kadar çıktıkları unutulmaz sezonda takımın sembollerinden biriydi. Dikkatleri üzerine çekmişti bir kere... Sonraki durağı Fenerbahçe'de sergileyeceği performans merakla bekleniyordu. Büyük takımı kaldırabilecek miydi? Nitekim meşhur AC Milan maçında Fenerbahçe 5-0 mağlup olurken yenilen tüm gollerin faturası Servet'e çıktı. Servet Sivas'ın yollarını tuttu. Sivasspor'da 1 sene geçirdikten sonra 450 bin EURO karşılığında Galatasaray ile anlaştı. İmzalar atıldığında kulüp içinde Servet'i istemeyen çoktu. Öyle ki Ali Sami Yen tribünlerinde "Servet İstemiyoruz, Şampiyonluk İstiyoruz" pankartı açanlara bile rastlayabiliyordunuz. Servet'in Galatasaray'a gelişi en iyimser Galatasaraylı için bile kocaman bir muammaydı. Fakat geçen günler kanıtlıyordu ki Servet bir anda şampiyonluğa koşan Galatasaray'ın en önemli ismi olmuştu. Lincoln, Arda, Mehmet Topal, Hakan Şükür adeta ikinci plana atılmıştı Servet karşısında. Sezon sonunda ulaşılan şampiyonluğun ardından başkan Adnan Polat "Bu şampiyonlukta Servet'in yeri apayrıdır" diyerek aslında noktayı olması gereken yere önemle koymuştu.
Ülkede hâlâ yığınla beğenemeyen varken, Servet bir anda Avrupa kulüplerinin ilgisini çekmeye başlamıştı. Öyle ki eski dost Eric Gerets geride bıraktığımız sezonun devre arasında Servet'i takımı Marsilya'ya getirmek için çok çaba sarf etti. Meira'nın Rusya'ya gitmesinin ardından bu transfer yattı. Lig bitti ve Marsilya'dan ayrılan Gerets'in belki de en büyük referansı olarak Servet Çetin Fransız ekibinin yolunu tuttu. Hiç beklemediğimi söylesem son derece samimi olmuş olurum sanırım. Hani Arda'nın ya da Mehmet Topal'ın gitmesini bekleyebilirdim ama Servet ismi aklımın ucundan dahi geçmezdi.
Garip bir ruh hâli içerisindeyim şu an, bu gayet net. Taraftarlar bayrak adam ister. Kulübün bünyesinde yetişmiş, ısrarla o takımın taraftarı olduğunu belirtmiş isimleri takımında görmek ister. Haklıdırlar da! Servet Çetin ise her fırsatta tuttuğu bir takım olmadığını, para için oynadığını ama formayı bir defa sırtına geçirdiğinde o forma için yapamayacağı hiçbir şey olmadığını defalarca yineledi. Bu Denizlispor'da iken de, Fenerbahçe'de iken de böyleydi; Galatasaray'da iken de değişmedi. Marsilya'da da farklı olmayacaktır. Fakat tüm bunlara karşın Galatasaray'da tarak kemiği kırılana kadar kesintisiz oynadığı bir buçuk sezon boyunca taraftarın sevgilisi olmayı başardı Servet. Sırf bu özelliği itibariyle bile dünya futbolunda tek olma ihtimali yüksek bizim Ayıboğan'ın. Sadece iki sezon oynadığı takımda efsane olabilen kaç tane futbolcu vardır ki neticede?
Hoşçakal Ayıboğan Servet. Her zaman yaptığın gibi tak kulaklarını, çal türkülerini, kapa kulaklarını milletin safsatalarına. En iyi yaptığın şeyi yap, futbolunu oyna. Hiç kimse olmasa, Galatasaray taraftarı arkandadır. Bunu unutma!

14 Haziran 2009 Pazar

Yolun Açık Olsun Cevat Güler

Takımın mağlubiyetle noktaladığı her müsabakayı takiben yükselen "Ulan geçen seneki, neydi adamın adı, hah, Cevat hocayı takımın başına koysak şampiyon oluruz" nidalarına her daim bıyık altından gülmüş biriyim. Bu kadar mıydı futbol? Türkiye'de öyle... Kondisyonerinizi ligin bitimine hafta kala takımın başına getirirsiniz, takım 18 puanı toplar ve şampiyon olur. Siz de koltuğunuzda gerine gerine kondisyoneri Alex Ferguson bellersiniz. İleride işler yolunda gitmediğinde bilmişliğinizi konuşturabilmeniz için bir isim lazımdır size.
Merak ediyorum 2007/2008 sezonunun son haftalarında takımın başına geçinceye kadar kaç Galatasaraylı biliyordu Cevat Güler adını? Kalan haftalarda yaratılan sinerjinin mimarlarından biri olduğunu yok sayamama tabii ama taktisyen değildi sonuçta. Geride bıraktığımız sezonda da az emek vermedi Galatasaray'a. Önce Skibbe'nin sonra da Kaptan'ın kahrını çekti. Rijkaard'ın Neeskens ile beraber gelmesi onun sonunu az çok belli etmişti aslında.

Yolun açık olsun Cevat hoca.

13 Haziran 2009 Cumartesi

12 Haziran 2009 Cuma

Nostalji #11

Hey gidinin De Boer'i. Olympiakos maçındaki hatalarına kurban...
video

Kaptanlık Sorunsalı

Ümit gitti, Hasan bıraktı derken takımda kaptanlık yapacak adam kalmadı. Aslına bakarsanız geçtiğimiz sezon her ikisi takımdayken bile kaç defa taktılar ki kollarına o sarı kırmızı pazubandı. Yedektiler... Ayhan taktı, Sabri taktı... Lincoln bile taktı! Arda tavır aldı. Bu sezon geçmişin üzerine uzunca bir sünger çekmek isteyen yönetim, resmi olmayan kaynaklara göre, takım kaptanlığı konusunda Arda üzerinde karar kılmış. İkinci kaptanlık için de Kewell'in ismi geçiyormuş. Pazuband, Cesc Fabregas hesabı, Arda'yı kral yapar da ikinci kaptanlık konusunda - her ne kadar sıkı bir Kewell hayranı olsam da - seçim hakkımı Servet'ten yana kullanırdım. Hoş, kimin takımda kalıp kimin kalmayacağı bile belli değil şu günlerde. Hele bir sular durulsun, portakal çiçekleri açsın...

Yaprak Dökümü #1 - Bülent Korkmaz

Hakan Şükür, Ergün Penbe, Arif Erdem, Hakan Ünsal, Gheorghe Hagi, Ümit Davala... Biraz zorlasam birkaç isim daha ekleyebilirim bunlara. Hepsinin ortak noktası birer Galatasaray efsanesi olmaları. Hepsinin bir diğer ortak noktası gereken vefayı görememeleri. Bu noktada tükürükler saçarak "Fakat onlar da ısrarcı olmasaydı" diye çıkışanlar olabilir. Zira bu ayrı bir yazı konusu...
Bugün Galatasaray Dergisi'nin 80'inci sayısını aldım. Adnan Polat'ın aylık nutkunu okumaya başladım. Başkan döktürmüş yine... Harfine dokunmadan aktarıyorum: "Frank Rijkaard ile başlayacak yeni dönemde Camiamızdan ve taraftarlarımızdan en büyük dileğim sabırlı olmalarıdır. Yeni teknik direktörümüzün Barcelona'da görev yaptığı 5 yıllık dönemde altyapıdan almış olduğu oyuncular, bugün dünyanın en büyük kupalarını kazandılar. Bu, sabır isteyen bir sürecin sonunda gerçekleşti. Türkiye'de maalesef büyük kulüpler taraftar ve camiası ile bu sabrı göstermekte cömert olmamıştır." Eh, pes doğrusu. Sen misin sabırdan söz eden sayın başkan?
Bülent Korkmaz yazının ilk cümlesindeki isimlerin en başına kondurulmalıdır belki de. Şimdi başlamayacağım yine "Şu kadar yıl, tek takım" muhabbetine, neticede dost da düşman da biliyor Kaptan'ın ne olduğunu? Galatasaray'ın sıkıştığı anlarda günah keçisi bulma gibi bir huyu vardır ya, işte, Bülent Korkmaz bu geleneğin son temsilcisiydi. Şimdilik diyelim, zira bu geleneğe koyacak nokta bulmak samanlıkta iğne aramak ile eşdeğer. Kaptan geri çevirmedi Galatasaray'ın teklifini, aksi düşünülemezdi. Şaka gibi bir 15 maçlık dönem yaşadı Galatasaray'da. Galatasaray taraftarından küfür yediği gün birçok şeyin artık eskisi gibi olmayacağını anladık. Ne onun için, ne benim için ne de taraftar için... "Kovulacak" söylentileri dolaşmaya başlayınca, Galatasaraylı'ya yakışanı yaptı, istifasını sundu. Maksat gururuna toz kondurmamak değildi elbette ki, Galatasaray'a ve onu yönetenlere en ufak zarar bile vermeden ayrılmaktı...
Söz bitti artık... Bordeaux maçından birkaç gün evvel, göreve getirildiğinde sorsanız, muhtemelen "Bundan sonra epey mutlu olacağım sanırım" diye yanıtlardım sizi. Az budala değilmişim. 22,5 yıldır taraftarı olduğum takımı hâlâ tanıyamamışım, daha ne konuşuyorum ki!
Veda etmiyorum sana Kaptan! Çünkü biliyorum, seni Galatasaray'ın başında gördüğüm rüya böyle sona ermiyordu.

9 Haziran 2009 Salı

Mustafa Sarp Galatasaray'da

Bursaspor'un başarılı futbolcusu Mustafa Sarp gün itibariyle resmen Galatasaraylı oldu. İlk 11'e girebileceği konusunda şüphelerim olsa da kadrodaki rekabeti üst düzeye çıkaracaktır. Çünkü Mustafa Sarp son derece hırslı bir yapıya sahip. Bu özelliğini çocukluk aşkı Galatasaray'da da sergilediği takdirde bundan hem kendisi hem de kulüp faydalı çıkacaktır. Mustafa Sarp'a "Aramıza hoşgeldin" demek isterdim fakat zaten kulübün içinde olan birine nasıl hoşgelişler dileyebilirsiniz ki? Babadan Galatasaraylı'ymış Mustafa Sarp.
Bugünkü imza töreni başka bir boyutta ele alındığında gerçekten büyük önem arz ediyor. Mustafa'nın imza töreninde kulübümüzün efsane isimlerinden Bülent Eken de hazır bulundu. Teknik direktörlüğe Rijkaard'ı getirerek bir Barcelona motifi işleyeceğini açıkça belli eden Galatasaray, bundan sonra düzenlenecek her imza töreninde kulüp tarihinde belli bir yer edinmiş isimlere iade-i itibar edecek. Bir Real Madrid efsanesi olan Di Stefano'nun her imza töreninde hazır bulunduğunu düşünürsek, bu karar ile birlikte Galatasaray'ın Real Madrid geleneklerinin de izini süreceğini mutlulukla söyleyebiliriz. Örnek alacaksak rakiplerin bu tip yönlerini örnek almalıyız zaten.

5 Haziran 2009 Cuma

Frank Rijkaard Galatasaray'da

1996/97 sezonu... Galatasaray takımın başına Fatih Terim'i getirmiş. Ankaragücü, Göztepe, Olimpik Milli Takım, A Milli Takım derken Fatih Terim kariyerinde sürekli bir kademe atlamıştı. En nihayetinde A Milli Futbol Takımı'nın yıllar yıllar sonra ilk defa büyük bir turnuvaya katılmasında başrol oynamıştı. Turnuvanın akabinde Faruk Süren başkanlığındaki Galatasaray yönetimi kulübün içinden çıkmış, kendi evladı Fatih Terim'i devrim niteliğinde bir kararla takımın başına getirmişti. Sezon pek de iyi başlamamış Galatasaray ligin henüz başı olmasına karşın yarışta biraz geride kalmıştı. Üstelik henüz ilk haftalarda takım Ali Sami Yen'de Fenerbahçe'yi ağırlamış, kendi evinde rakibine 4-0 gibi farklı bir skorla yenilmişti. O maçın ardından konuşulanlar az çok biliniyor. Bir iddiaya göre Fatih Terim istifasını bile sunuyor. Medya baskılarını işin içine katmıyorum bile. Fakat o zamanki yönetim zor olanı yapıp sonuna kadar Fatih Terim'in arkasında durmayı seçiyor. Sonrası malum zaten. Bahsetmeye gerek var mı?
Kulüp bu aşamaya birkaç sene sonra yeniden ulaşma fırsatı yakaladı. Belki de Özhan Canaydın yönetimi takımı şampiyon yapan Lucescu'yu göndermeseydi, bugün Galatasaray'ı çok daha farklı bir konumda görebilirdik.
Şimdiki yönetim ise bu radikal kararları almaktan çok uzak. Sezon başında "start"ı iyi veriyorlar ama işler biraz kötü gitmeye başladığında ise elleri ayakları heyecandan birbirlerine dolanıyor. Skibbe ve Bülent Korkmaz örnekleri daha çok taze...
Galatasaray Profesyonel Futbol Takımını 2009/2010 sezonunda çalıştıracak isim ise bugün öğlen saatlerinde kulübün resmi internet sitesinde duyuruldu. Dünya futbolunun yakından tanıdığı bir isim, Frank Rijkaard takımın yeni teknik direktörü oldu. Futbolcuna değinecek değilim. Zira Ajax ve AC Milan formaları altında görmediği kupa, yaşamadığı başarı kalmadı. Kısa teknik direkörlük kariyeri de epey parlak sayılır. Rotterdam'ı küme düşmekten kurtaramamasına karşın ertesi sene Barcelona'nın başındaydı. Katalan ekibinin başında beş sezon kaldı. İki La Liga ve bir Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu yaşattı bordo mavili ekibe. Kulüpteki son iki senesi pek şaşaalı geçmese de bugünkü efsane Barcelona'yı izleyenler Rijkaard'ı da anmadan geçemiyor. Çünkü kulübe kazandırdığı kupalardan fazlasını verdi o Barcelona'ya. Bir kere takımın bugünkü oyun şablonunun oturmasında payı büyük. Sırf bu yüzden bile şu anki efsane takımın tohumlarının atılmasında pay sahibi olduğunu söyleyebiliriz.
Tabii bunların hiçbiri ilgilendirmiyor bizi. Önemli olan bundan sonra, Galatasaray bünyesi altında, ne yapacağı. Sabahtan bu yana pek çok internet sitesini ve blogları takip ediyorum. Birçok Galatasaray taraftarı belli ki olaylara toz pembe yaklaşıyor. Rijkaard şimdiden başarılı ilan ediliyor. Çok çabuk unutuyoruz yaşadığımız coğrafyanın özelliklerini. Bana soracak olursanız Galatasaray geçtiğimiz sezonun başına geri dönüş yapmıştır. İki Adnan ve bir Haldun geçen sezon başından yeniden başlayacaklar. Bu kez yol ayrımlarında daha önce seçtikleri yolu değil, diğeri seçmek zorundalar. Önlerinde bir hata şansı daha yok. Zor olanı başarıp, Rijkaard'ın arkasında durmayı başarırlarsa, neden olmasın?