8 Mart 2009 Pazar

Galatasaray: 2 - Bursaspor: 1

Birkaç koltuk ötemdeki top sakallarına ak düşmüş, entel görünümlü amca piposunu yakmış 10 metrelik bir yarıçapta bulunanlar maruz kaldıkları kötü kokunun etkisiyle çatık kaşlarının desteklediği gözlerini amcanın üzerine dikmişti. Ara sıra yağan yağmur amcanın keyfine toz konduramıyordu. Zamanla etrafındakiler de duruma alışmış ancak pipo tüttüren birisini ilk defa gördüklerini teyit eden o korkunç bakışlarından hiçbir şey kaybetmemişlerdi. En sonunda arka saflardan başka bir amca espri mahiyetinde "Üstad sen yanlış yere gelmişsin, Numaralı'da olman gerekiyor senin" diye seslenirken ben birden ayıldığımı fark ediyorum. Dalıp gitmişim... Bundan tam 8 sene öncesine... Galatasaray'ın Bursaspor'dan Bursa'da 5 tane yediği gündeyim. Evin içinde cirit atıyorum. O vakitler maçları yayınlayan yayıncı kuruluşun dekoderine sahip olmayınca en deli halimizle soluğu maç yayınlayan en yakın kafede alıyoruz. 2000 yılından sonra kupa toplama görevine bir seneliğine ara vermişti Galatasaray. Lucescu ile başladığı ilk sezonda ligde istediğini elde edememiş bir takım vardı elde. Giden pek çok oyuncunun yerleri adları ilk kez duyulan kiralık futbolcularla doldurulmuştu 2001/2002 sezonu öncesinde. Yine de korkulan olmamış ve Galatasaray lige son derece iyi bir giriş yapmıştı. Sıra Bursaspor ile deplasmanda oynanacak maça geldiğinde takım ligde namağlup konumdaydı. Ne olduysa o maçta oldu... Kafeden sinirli adımlarla çıkarken Galatasaray 5'inci golü gördü kalesinde. Eve yolunda önüme gelen taşa tekme atmamın sonucu olarak ayaklarımı yara bere içinde bırakmıştım. Eve geldiğimdeyse o güne kadar taraftarlık bilinci kazanamamış olduğumu öğrenecektim. Evet, taraftardım. Kendimce fanatiktim de, fakat iyi bir taraftar olmadığımı o gün anladım. Ev ahalisi kendi halindeyken ben evi savaş alanına çevirmeye kararlıydım. Avrupa'nın zirvesine bayrak dikmiş bir takım ligde 5 gol birden yiyemezdi, şaka olmalıydı. Durumun vehametini iş işten geçmeden kavrayan babamın, kanımca, tarihi konuşması işte o an oldu. Bana ne mi dedi? "Ben 14 sene şampiyonluk beklediğim günleri biliyorum. Fenerbahçe ligi domine ederken biz seyretmek zorundaydık. Sen ve senin neslin Galatasaray'ın en başarılı dönemine tanıklık etti. Şanslısın ki hiç başarısızlığına tanıklık etmedin takımının. Şimdi bir mağlubiyette ipleri salıyorsun. Senin için taraftarlığın değerini bilmiyorum ama seninki taraftarlık değil." Hiç beklemediğim anda, bana karşı bel altı çalışmıştı babam. Tek söz etmeden yatağın yolunu tutmuştum. Uzunca bir süre uykusuz geçen gece boyunca çok şeye kafa yordum. En güzelinin Galatasaray'ı üzgünken sevmenin olduğunu o gece öğrendim. Bir Bursaspor maçıyla...
Bu yüzdendir her Bursaspor maçına farklı bakarım ben. Taraftarlık bilinci dediğimiz şey gerçekten varsa, ben ona biraz geç de olsa o pek çokları için önemsiz ama benim için çok önemli olan gecede sahip oldum. Yatağımın başucunda her daim asılı duran "En Güzeli Galatasaray'ı Üzgünken Sevmektir"in odamın duvarlarıyla ilk kez buluştuğu gecedir o gece. O gece sadece bir gece değildir.
Galatasaray-Bursaspor maçının ilk düdüğünden son düdüğüne kadar bu ruh halinin bir esiriydim cuma akşamı. Biraz daha içten, biraz daha coşkulu çıkartmaya gayret ettim sesimi. "Buradayım işte" diye inlemekti niyetim. Fakat kime ne anlatacaktım... Kaç Galatasaraylı'nın gönlünde Bursaspor maçlarının ayrı bir önemi vardır ki?

1 yorum:

Armanın Peşindeyiz ! dedi ki...

inan bana babam aynı şeyleri banada söylüyor...