Fotoğraf çok şey anlatıyor aslında. Hakan Şükür'ün ifadesinde en çok göze çarpan çaresizlik. Bir taraftar için de herhangi bir mağlubiyetten sonra yorum yapmak, spor programlarını takip etmek her zaman zordur. Benim için de yazmak zor gerçekten. Hele bir de aynı hafta Bursapor'un deplasmanda Fenerbahçe'yi mağlup ettiğini düşünürsek üzüntümüz ikiyle çarpılıyor. Çünkü ligin dibine demir atmış Kasımpaşa'yı mağlup etmek demek hafta sonunda oynayacağımız Beşiktaş deplasmanı öncesi zirvede puan farkını 4'e çıkarmamız anlamına gelecekti. Bazı mağlubiyetlerden sonra alttan almak, "Olur böyle" demek kolay geliyordu bize. Kasımpaşa'nın Ali Sami Yen'de bize attığı tokat yanağımızı biraz fazla acıttı doğrusu. Ne topu ayağına her alışında yere yığılan Lincoln'den, ne mesafe tanımaksızın kaleye top göndermeye çalışan Barusso'dan, ne de kadroyla bir oyuncak misali oynayan Feldkamp'tan ayrıntılı bir şekilde bahsetmek istiyorum. Ne istiyorum biliyor musunuz? 2000'lerin başındaki Galatasaray'ı ve Ali Sami Yen'i hatırlamak istiyorum. Hagi'nin attığı bir çalım ve sonrasında gelen golüyle ayağa fırladığımı ve onun 10 numaranın hakkını vermesini alkışlamak istiyorum. Sonra kalbimizde ayrı birer yer edinmiş iki kaleciyi hatırlamak istiyorum. Mondragon'un gözyaşlarını, Taffarel'in "Çok güzeal"larını... Yıl 2008 ve hâlâ bize eski Galatasaray'ı aratanları unutmak istiyorum.
Bir süre veda diyelim ama bu ayrılığın kalıcı olma ihtimali çok yüksek
-
Size hep "blog'a" yazma isteğim bitmediği sürece "devam" edeceğimi
söylemiştim. Aradan birçok yıl geçti, neredeyse 20. yıla yürüyeceğiz.
Hayalim de buyd...
1 hafta önce
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder