galatasaray-beşiktaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
galatasaray-beşiktaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Eylül 2009 Pazar

Beşiktaşlılık Duruşu

Hakkı Yeten'e "Baba Hakkı" demek Galatasaraylılık,
Ali Sami Yen'e küfür etmek Beşiktaşlılık'tır.
Beşiktaşlı duruşu budur!

Galatasaray: 3 - Beşiktaş: 0

Şimdi Mustafa Denizli diyor ki: "Hedeflediğimizden 4 puan fazla kaybettik. Fakat aradaki puan farkını 9 değil, 6 olarak görüyoruz." Şimdi de kurt hocanın söylediklerini tercüme edelim. Denizli aslında demek istiyor ki: "Biz Beşiktaş'ız... Geçen yılın şampiyonuyuz ve bu sezonun ilk beş haftasında toplam 10 puan kazanmayı hedefliyorduk. Evet, büyük takım olarak biz puan hesabı yapıyoruz. Galatasaray'ın ise İnönü'de zaten kazanacağına ihtimal vermiyorum." Budur herhalde özeti.
Sezonun ilk derbisi dün akşam Galatasaray ile Beşiktaş arasında oynandı. Sezona fırtına gibi başlayan Galatasaray'ın aksine geçen sezonun çifte kupalı şampiyonu Beşiktaş'ta yeni sezonda işlerin pek de tıkırında olduğu söylenemez. Geride bırakılan dört haftada yalnızca 6 puan almayı başaran Beşiktaş son iki haftayı da gol atamadan geçmişti. Daha sezonun başı olmasına karşın zirvenin 6 puan gerisine düşmüş olması bu derbiyi onlar için çok daha önemli kılıyordu. Kaybedilecek bir maç Beşiktaş'ın sadece zirveden kopması anlamına gelmeyecekti hiç kuşkusuz. Yine de karşılaşmanın milli maç arasından önce oynanması halinde Galatasaray'ın tüm handikaplarına karşın sahadan çok rahat bir galibiyetle ayrılacağını iddia edebilirdim. Fakat son duruma bakınca durumu pek de iç açıcı görmediğimi söyleyebilirdim.
Maç öncesi her iki takımın da artı ve eksilerine bakacak olursak... Bir kere Galatasaraylı oyuncuların neredeyse yüzde 75'i milli takımlara gitmiş ve yine neredeyse tamamı forma şansı bulmuştu. Bu da takımdan 10 günlüğüne ayrı olmaları demekti. Beşiktaş'ta ise durum Galatasaray'da olduğu kadar vahim değildi elbette. A Milli Takım'ın arka arkaya oynadığı Estonya ve Bosna Hersek maçlarında Beşiktaş'tan tek bir oyuncu bile göremediğimiz gibi milli takımlarına giden yabancı oyuncularından forma şansı bulanlar yalnızca Sivok ve Holosko'ydu. Her iki takımı da bu yönleriyle ele alınca Beşiktaş'ın maça fiziken çok daha iyi hazırlanmış olacağı öngörülebilirdi. Takımların mental yapılarını düşünecek olursak eğer Galatasaray'da ligde oynanan dört maçın da kazanılmış oluşunun getireceği rehavet felakete davetiye çıkarabilirdi. Beşiktaş'ın ise kaybetmesi halinde henüz beşinci haftadan liderin 9 puan gerisine düşecek olma düşüncesi vardı. Bu takımı pozitif yönde etkileyebileceği gibi olası bir strese de yol açabilirdi. Terazinin kefelerine göz attığımızda, Galatasaray'ın saha avantajını da eklersek, bir denge görmek mümkündü. Fakat maç öyle olmadı...
Mustafa Denizli karşılaşmaya sürpriz bir kadroyla çıktı. Formsuz ve sakatlıktan yeni çıkmış bir Nihat tek forvet olarak gol arayacak, inişli çıkışlı bir grafik çizen Serdar Özkan'ın gününde olması umulacak, orta alanda Ernst'in yanı Fink yerine Ekrem'e emanet edilecekti. Derbi atmosferine Fransız olan İsmail Köybaşı da Keita'nın karşısında büyük ihtimalle kaybolacaktı.
Frank Rijkaard ise tahmin edilenin dışına çıkmadı. Milli takımdan ancak cuma gecesi dönebilen Elano yedek kulübesindeydi. Hafta ortası milli takımlarında boy gösteren Hakan, Servet, Arda, Baros ve Keita ise kendilerine ilk 11'de yer buldular. Yine A Milli Takım'ın Estonya ile oynadığı maçta sakatlık geçiren Gökhan'ın yerini dolduran isim ise Emre Aşık oldu.
Karşılaşmaya hızlı başlayan taraf Galatasaray oldu. 4'üncü dakika kullanılan köşe vuruşunu Arda arka direğe yolladı, o noktada topa hareketlenen Mustafa Sarp maçın ilk golünü kaydetti. Bunun dışında tam bir orta saha mücadelesi şeklinde geçen ilk yarıda Harry Kewell ile iki önemli pozisyon yakalasak da Avustralyalı çerçeveyi bulamayınca Galatasaray maçı erken koparma fırsatını kullanamamış oldu. Beşiktaş da özellikle Serdar Özkan ile bulduğu pozisyonlardan sonuç alamayınca ilk 45 dakika 1-0 Galatasaray üstünlüğü ile geçilmiş oldu.
İkinci yarıda ise Nihat ve Tabata'nın oyundan alınmasının da yardımıyla topu ayağında daha fazla tutan bir Beşiktaş vardı sahada. Bilhassa Serdar ile çok net pozisyonlar bulan Beşiktaş bunlardan sonuç alamayınca 65'inci dakikada Milan Baros sahne aldı ve farkı ikiye çıkardı. Bu dakikadan sonra iyiden iyiye oyundan düşen Beşiktaş savunmasında boşluklar bırakmaya başladı. Oyuna sonradan dahil olan Elano 83'üncü dakikada sağ kanattan hareketlendi ve sol taraftan ceza sahasına girmekte olan Kewell'i uzun bir pasla gördü.Oz Büyücüsü topu sektirmeden penaltı noktasında bekleyen Baros'a gönderdi. Baros da kaleye..: 3-0.
Sezon başından bu yana Galatasaray'ın büyük maçlardaki performansını merak ediyorduk. Beşiktaş maçı bu yönüyle de önem arz ediyordu. Milli maçların da getirdiği yorgunlukla beraber Galatasaray çok da iyi bir oyun ortaya koymadı. Ancak bu bile Galatasaray'ın Beşiktaş'ı üç gol farkla yenmesine engel olamadı. Galatasaray artık yürümüyor... Adımlar hızlandı.

12 Eylül 2009 Cumartesi

Nostalji #12

Günün anlam ve önemine uysun diye...

29 Ağustos 2009 Cumartesi

Ve Gün Gelir Döner Devran...

2001 yılının mart ayının son günleriydi sanırım. Galatasaray Ali Sami Yen'de Beşiktaş ile lig maçına çıkacak, bu maçtan 3 gün sonra da Şampiyonlar Ligi çeyrek final ilk karşılaşması için Real Madrid'i ağırlayacaktı. Hafife alınacak bir durum yoktu. Rakip Real Madrid en iyi dönemini yaşıyordu. İşin ucunda Şampiyonlar Ligi vardı ve zaten fedakarlık yapan Galatasaray aynı düşünceyi ülke içindeki rakiplerinden de bekliyordu. Bu vesileyle Beşiktaş maçının ertelenmesi istenmiş, başta rakip Beşiktaş olmak üzere Fenerbahçe de bu maçın ertelenmesine karşı çıkmıştı. Sonrası malum... Galatasaray önce Beşiktaş'ı sonra da Real Madrid'i devirdi.
Bugün spor gündemine baktığımda Beşiktaş'ın 13 Eylül'de oynanması beklenen Galatasaray maçının ertelenmesi için Futbol Federasyonu'na başvuracağını okudum. Bunun sebebi ise Beşiktaş'ın 15 Eylül'de Manchester United ile oynayacağı Şampiyonlar Ligi ilk maçı. Gülmemek elde değil gerçekten... Bir zamanlar inat edenler, yola çomak sokmak isteyenler şimdi nasıl bu denli yüzsüz olabiliyorlar, anlamak gerçekten mümkün değil. Bakalım Federasyon aynı 'duyarlılığı' gösterebilecek mi?

21 Aralık 2008 Pazar

Galatasaray: 4 - Beşiktaş: 2

Çok değil, bundan sadece 4-5 sene öncesine kadar Galatasaray ile Beşiktaş'ı karşı karşıya getirecek maçlar taraftarlar arasında günler önceden konuşulmaya, tartışılmaya başlanırdı. İddialara girilir, maç saatinde bulunulacak ve kadehlerin her iki takımın şerefine kaldırılacağı mekan konuşulurdu. Adı üzerindeydi aslında, derbi diye çağırıyorduk biz bunu. Ülkenin en büyük üç camiasından ikisinin futbol takımları karşı karşıya gelecekti ve tüm bu saydıklarım haliyle son derece normaldi. Başka bir şey beklenemezdi. Fakat geldiğimiz noktada görüyoruz ki işler hiç de eskisi gibi değil artık... Fenerbahçeli arkadaşlarımızla yaptığımız gibi günler öncesinden Beşiktaşlı arkadaşlarımızla önümüzdeki maçın muhabbetini yapamıyoruz mesela. Çünkü hangi arkadaşımın kapısını çalsam bir iskenderine dahi iddiaya girecek kadar güvenmiyorlar takımlarına. Tüm bunları geçtim, yenilgiyi kabullenmişliğin getirdiği muhabbeti defetme huyları var artık. Bunda suç kimde peki? Eğer ki Ali Sami Yen Stadyumu'na konuk olarak gelmiş ezeli rakibimizin taraftarları ile beraber "Kartal Gol Gol Gol"ü karşılıklı olarak söylüyorsak ve onlar da bunu metanetle karşılayabiliyorlarsa, hayır, suç kesinlikle onlarda değil; onları bu konuma getirende.
Renkdaşlarımın tamamının hissettiklerini bilecek durumda değilim fakat ben ve etrafımdaki Galatasaraylılar'ın tam olarak hissettikleri bu. Galatasaray ve Beşiktaş mücadelesi... Kâğıt üzerinde derbi... Peki ya hissettirdikleri... Bu yazıyı okuma fırsatı bulacak Beşiktaşlılar belki bana kızacak, belki de yazacakları yorumlarda işi hakarete kadar getirecekler ama ben artık bu maçlarda eski heyecanı göremiyorum. Hafta başından bu yana taraftarı olduğum takımın maçtan son derece rahat bir galibiyetle ayrılacağını biliyordum. Belki de ilk defa bir derbi karşılaşmasını ellerimi kavuşturarak, çenemi yormadan takip ettim. Sanmayın ki bununla memnunum! Maçtan sonra Beşiktaşlı arkadaşlarınıza "Az kaldı BEŞiktaş oluyordunuz" yerine "Her şeye rağmen tebrikler. Güzel maç oldu" mesajını atmışsanız eğer, sanırım halimden en iyi siz anlarsınız.
Maça gelince... Beşiktaş savunması ve Beşiktaş takım kaptanı Matias Delgado maç boyunca işimizi kolay kılan etkenler oldu. Her iki tarafın savunması birer çürük yumurtayı andırıyordu aslında, çarpışacaklar ve kırılan taraf kaderine razı olacaktı. Galatasaray gibi Beşiktaş da hücum gücünün kalitesi sayesinde maçlar kazanıyordu. Fakat şeytanın gizli olduğu ayrıntı söylüyordu ki son haftalarda Galatasaray cephesi formdayken, Beşiktaş cephesi yerinde sayıyordu. Ve fakat maçın bol gollü geçeceği belliydi ki zaten ilk 15 dakika sonunda İddaa'da üst oynayanlar ellerini enselerinde kavuşturmuşlar, sırtlarını da koltuğun en rahat köşesine dayamışlardı.
Michael Skibbe, Galatasaray'da sakatların da düzelmesiyle birlikte bir taktik değişikliğe gitmeye hazırlanıyor belli ki. Görünen o ki takımın yeni sistemi 3-5-2 olacak. Bunun savunma yönünü oturtabildiğimiz takdirde Galatasaray'ın önünde durabilecek bir rakip yok gibi görünüyor. Hakan Balta, Servet Çetin ve Fernando Meira ile kurulan üçlü stoper ve rakip hücumlarında bek görevi üstlenecek olan Barış ve Arda... Kalemizde iki gol görmüş olmamıza karşın özellikle Arda bugün bu görevi çok iyi üstlendi. Hem savunmada yapması gereken her şeyi yaptı hem de takımın hücumda sonuca gitmesine yardımcı oldu. Barış'ın ise ilk yarıda savunmaya dönmekte, ikinci yarıda da hücuma destek vermekte zorluk çektiğini gördük. Birini yaparsa ötekinden vazgeçmek zorunda kaldı diyelim. Her ne kadar yetenek olarak Barış'tan daha yoksun olsa da kondisyon olarak Sabri'nin bu anlamda daha başarılı olacağını düşünüyorum.
İleride ise bildiğiniz gibiydik. Bereket versin ki sahnede Kewell yoktu. Onun da olması durumunda olacakları tahmin edemiyorum. Arda-Lincoln ve Baros üçlüsü resitallerine devam ediyorlar. Her biri kesinlikle ayrı birer övgüyü hak ediyor. Özellikle Arda Turan, kanımca, bu sezonki en etkili oyununu ortaya koydu Beşiktaş karşısında ve yine benim şahsi fikrimce sahanın en iyisiydi. Arda dışında tabii ki bir de Lincoln etkeni var. Son zamanlarda her maç yazımda kendisine ısrarla değiniyorum, çünkü sergilediği futbolla gözlerimizin pasını siliyor ve bunu sonuna kadar da hak ediyor. Bu sezon Turkcell Süper Lig'de Gaziantepsporlu Tabata ile birlikte sanırım adından en çok söz ettiren yabancı futbolcu Lincoln. Ortaya koyduğu futbolla Fenerbahçeli Alex'in sene sonundaki akıbetini şimdiden tartışmaya açan, Beşiktaş'ın on numarası Matias Delgado'nun taraftarın hedefi olmasına neden olan isimdir ayrıca. Bu sezon Galatasaray bu denli skorer ise bunun en önemli sebebidir takımın on numarası.
Takımın en uç elemanı olan Milan Baros da gollerini sıralamaya devam ediyor. Kendisi Beşiktaş karşısında yapmış olduğu hat-trick ile birlikte son 5 resmi maçta rakip filelere tam 10 gol bırakmış oldu. Ayrıca Baros ligdeki gol sayısını da 14 çıkarıp gol krallığı yarışında en yakın rakibi Mehmet Yıldız'ın üç gol önüne geçti. Kendisi bu hızla giderse, ya da daha doğru bir tabirle Cassio Lincoln kendisini böyle beslemeye devam ederse, mümkündür Galatasaray Arif Erdem'den sonra ilk defa bir gol kralı çıkaracaktır. Baros'un Lincoln ile Ümit ya da Nonda'nın anlaştığından çok daha fazla anlaştığını da belirtmek gerekiyor. Kendisinin Galatasaray'da kariyerinin en iyi istatistiğini yakalamış olduğunu da ekleyip pası maçın hakemi Cüneyt Çakır'a atalım.
Herkesin kısmen hakem olduğu ve hakemlerin her maç sonrası cinsiyetinin sorgulandığı Türkiye'de ister inanın ister inanmayın ama Cüneyt Çakır çok başarılı bir maç yönetmiştir. Önce Galatasaray'ın Servet ile bulduğu ilk goldeki "Olmayan faul"ü olması gerektiği gibi geçiştirmiş, ardından Beşiktaş'ın bulduğu beraberlik golünden bir dakika sonra baskı altında kalmayarak Galatasaray'ın bariz penaltısını vermiştir. Matias Delgado'nun tabanına sarı kartı çıkartmayı bildiği gibi aynı oyuncunun "kart istemesini" de es geçmemiştir. Yine, Beşiktaş savunmasının Cassio Lincoln'ü durdurabileceği tek yol olan yaka paça indirme işlemini ceza sahası içinde gerçekleştirmesine de seyirci kalmamış ve ikinci kez beyaz noktayı işaret etmiştir. Tüm bunları Beşiktaşlılar'ın da onaylamasına rağmen maç sonunda yine günah keçisi ilân edilmiştir. Bu ülkede hakemler maçlara daima 1-0 yenik başlarlar ve bu güne kadar bu skoru lehlerine çevirdikleri ne yazık ki görülmemiştir.
Galatasaray bir hafta erken sona eren Süper Lig'in ilk yarısını 33 puan ile lider Sivasspor'un 1 puan gerisinde üçüncü sırada tamamladı. Ligin ikinci yarısını 17'nci hafta maçında Sivasspor karşısında açacağız. Belki de liderliği alacağımız ve bir daha bırakmayacağımız hafta demeliydim...

28 Nisan 2008 Pazartesi

Galatasaray Finalde

Galatasaray Bayan Basketbol Takımımız playoff yarı final serisinin ikinci maçında Beşiktaş Akatlar Arena'da konuk olduğu rakibi Beşiktaş'ı 72-63 mağlup ederek adını finale yazdırdı. Sözde deplasmanda evsahibi takım taraftarının 3-4 katı sayıda bulunan taraftarımız bu işin sadece futbol maçında "Kartal gol gol gol" demekle olmadığını da kanıtlamış oldu. Basketbolcularımız final serisinde Fenerbahçe ile karşılacak ve final serisi 0-0'lık eşitlik ile başlayacak.

25 Nisan 2008 Cuma

Galatasaray: 77 - Beşiktaş: 48

Playoff çeyrek finalinde Ceyhan Belediyesi'ni geçeren yarı finalde Beşiktaş Cola Turka ile eşleşen bayan basketbol takımımız rakibiyle Ayhan Şahenk'te yaptığı ilk maçtan 77-48 galip ayrılarak 1-1 başlayan seride durumu 2-1 lehine çevirdi. İlk yarısı da 38-25 üstünlüğümüz ile tamamlanan maçta, Işıl Alben 21 sayı 8 ribaund ve 2 asistlik bir performans ortaya koyup galibiyette büyük pay sahibi oldu. Serinin ikinci maçı 26 Nisan Cumartesi günü Beşiktaş Akatlar Arena'da oynanacak. Galatasaray'ımız bu maçtan da galip ayrıldığı takdirde ismini finale yazdıracak.

11 Nisan 2008 Cuma

Galatasaray: 61 - Beşiktaş Cola Turka: 60

"Kasım 1999'da Avrupa'da bahisçiler Galatasaray'ın 2000 UEFA Kupası'nı alma ihtimalini 1'e 250 olarak hesapladı. Ama burada, Türkiye'de, kimileri için tek bir ihtimal vardı"... Galatasaray futbol takımı 1999 yılında çıktığı 17 maçlık uzun maratonun sonunda Avrupa futbolunun en büyük ikinci kupası olan UEFA Kupası'nı kaldırmadan önce bırakın Avrupa'yı, kendi içimizde bile bu ihtimali veren yoktu belki de bu başarıya. Ancak 17 Mayıs 2000 akşamı Galatasaray futbol takımı Parken Stadyumu'na, çıktığı her turda favori gösterilen rakiplerini elemiş olarak bulunuyordu. O maçta da favori değildi Galatasaray. Karşıdaki takım Arsenal'di ne de olsa. İsmi vardı bir kere. Ama Arsenal sahip olduğu ismi kurulduğu an mı kazanmıştı? İsmini duyurmanın yolu başarıdan geçerdi ve bunun için tüm şartlar hazırdı. Galatasaray futbol takımı Arsenal'i mağlup edip Avrupa'nın 2 numaralı kupasını kaldırmayı başarmıştı.
Aradan 8 yıl geçti. Futbol takımımız değil bu kez Avrupa'nın 2 numaralı kupasını kovalayan. 2 sene evvel ligde kalmayı playoff maçları ile başaran Galatasaray basketbol takımı, yeniden yapılanma sürecinde muhteşem işler başarıyor bu sezon. Her ne kadar hesapta olmayan Türkiye Kupası yenilgileri ile sezona başlasa da, takım gün geçtikçe kendini toparladı. Son zamanlarda sezonun verdiği yorgunluk ile bir ara ligde yakaladığı liderlikten olsa da, ilk defa katıldığımız futboldaki UEFA Kupası ile eşdeğer olan ULEB Kupası'nda yarı finale adımızı yazdırmayı başardık. Bir zamanların "Yenilmez Armada"sı, İtalya'nın Torino kentinde gerçekleştirilen sekizli finalde bir başka Türk ekibi Beşiktaş ile dün yarı finale kalma mücadelesine çıktı. Maçtan önceki senaryo bilindikti. Favori her zamanki gibi rakibimizdi. Ancak bizim de adımız Galatasaray'dı. Maçı kazanma ihtimali %25 olarak görülen Aslanlarımız maç boyunca oynadıkları muhteşem basketbol ile sonuna kadar hak ettiği galibiyete ulaşmayı başardı. Maçın başında oyunda hakimiyeti eline alan Galatasaray'ımız, karşılaşmanın bitmesine 1 dakika kala oyunda ilk defa geriye düşse de hak ettiği yarı finalden olmaya hiç de niyetli değildi. Cüneyt Erden maçın bitimine 7 saniye kala, Galatasaray 60-58 gerideyken, attığı 3 sayılık şutta isabet sağlayınca salon bayram yerine döndü. Kalan 7 saniyede savunma üzerine düşeni yapınca yarı finalin kapısından içeri adımımızı atmış olduk. Bu sonuçla yıllar sonra bir Türk takımı Avrupa kupalarında dörtlü finale erişmiş oldu.
Yarı finalde ise İspanya'nın en kuvvetli ekiplerinden ve ULEB Kupası'nın da favorisi olarak gösterilen Joventut Badalona oldu. İspanyol temsilcisi Avrupa'nın en zorlu ligi olarak tasvir edilen İspanya liginde ikinci sırada bulunuyor. Bu sezon ULEB Kupası'nda yapmış olduğu 16 maçtaki tek yenilgisini Türk Telekom'dan aldı.
Alnınızdan öpüyoruz Potanın Aslanları!

6 Mart 2008 Perşembe

Beşiktaş: 1 - Galatasaray: 0

Süper Lig'in 24. haftasının derbi mücadelesinde geride bıraktığımız pazar gecesi İnönü Stadyumu'nda Beşiktaş'ın konuğu olduk. Fenerbahçe'nin ısrarla liderliği istemediği haftada biz de kazanmak için hiçbir şey ortaya koyamadık. Takım çarşambadan kalmaydı. Bu futbolcularımızın halinden belliydi. Baştan sona dostane geçen maçta rakibimize tek golle mağlup olduk ve liderliği kaybettik. Beşiktaş bu sonuçla 4 senelik bir aranın ardından ilk kez liderlik koltuğuna kuruldu. Uzun sürmez!

25 Kasım 2007 Pazar

Beşiktaş: 75 - Galatasaray: 80

Bu sezon BEKO Basketbol Ligi'nde deplasmanda oynadığı maçlardan galibiyetle dönmeyi başaramayan Galatasarayımız dün zorlu maçlar serisinin ilki olan Beşiktaş deplasmanındaydı. ULEB Cup'da kendi evimizde aldığımız yenilgiyle bozulan moraller ve dolayısıyla takımın üzerinde oluşan baskı en büyük handikapımızdı maç öncesinde. Akatlar Spor Komleksi'ni tıka basa doldurmuş Beşiktaş taraftarı ve ULEB Cup'ta 3'te 3 yapıp, ligin son haftasında da Efes Pilsen'i mağlup etmeyi başarmış Beşiktaş takımı karşısına taraftar desteğinden yoksun çıkan Aslanlarımız'ın tek dayanağı galibiyete olan inançlarıydı. Sezon başından beri ne yapsa kimseye yaranamayan Galatasaray'ın "zor maçlardaki" performansı bazıları tarafından merakla bekleniyordu. Çünkü onlara göre Galatasaray henüz zorlu bir maç yapmamıştı. Ligde geldiği nokta olsa olsa tesadüftü.
Neticede dünkü derbi maçta Galatasarayımız muhteşem bir mücadele ortaya koydu ve baştan sona önde götürdüğü müsabakadan 5 sayılık bir farkla, 80-75, galip ayrılmayı bildi. Bu neticeyle ligdeki 6. galibiyetimizi almayı başardık. Galibiyetimizde maçın başından sonuna dek harika bir performans ortaya koyan Dee Brown büyük rol oynadı. Karşılaşmanın en skorer ismi ise attığı 14 sayı ile Charles Gaines oldu.
Bir de şu NTV kanalına dokundurmadan geçersem yazık olur. Bu kanal futbol, basketbol, Formula 1 demeden hangi spor dalı olursa olsun taraf tutmayı çok sever. İspanya ligi maçı verecekse Barcelona'lı olduklarını açıkça beyan ederler. Reklamlarında çalan jenerik müziğini hatırlatırım size; Manu Chao. Bundesliga maçı verirler, Bayern Münih'i desteklerler. Formula 1'in yayın hakkı ellerindeyken "Michael Schumacher" derler başka da bir şey demezlerdi. Bunu bir yere kadar anlayabiliriz belki ama iş iki Türk takımının karşılaşması olunca taraf tutmak niye? Beşiktaş takımı için "Bizim çocuklar farkı iyice kapattılar" demenin manası nedir? Aynısını bugün oynanan Bandırma Banvitspor - Efes Pilsen maçında yaptılar. Efes'in yediği her sayıda bir ağlamadıkları kaldı. Ulan tamam tutun tutacaksanız da bunu bari eşit yapın. Her maçta Galatasaray'ın karşısında olmanız sinir ediyor beni. İşin kötüsü önümüzdeki perşembe akşamı Yunanistan deplasmanında Panionios ile oynayacağız ve maçı bu kanal verecek. Korkuyorum Panionios'un tarafını tutmalarından.

30 Eylül 2007 Pazar

Galatasaray: 2 - Beşiktaş: 1

Pankreas kanseri şüphesiyle haftaiçinde 8,5 saatlik bir ameliyat geçiren başkan Canaydın... Ayhan, Okan, Sabri ve Hasan Şaş gibi takımımızın önemli oyuncularının ciddi sakatlıkları... 12.adamın eksikliği... Maç sabahı teknik direktör Feldkamp'ın kamptaki disiplinsiz hareketleri yüzünden Hakan Şükür ve Lincoln'ü 18 kişilik maç kadrosuna dahil etmeyişi...
Türk futbol tarihinin seyircisiz oynanacak olan bu ilk derbi maçına Galatasarayımız işte bu sıkıntılar eşliğinde çıktı. Özellikle takımın iki önemli oyuncusunun maç sabahı aniden kadrodan çıkarılmaları ister istemez taraftarların yüreğinde maç hakkında az da olsa bir şüphe uyandırdı. Hafta boyunca belli bir taktik üzerine çalışmalarını oturtan ve bu doğrultuda maça konsantre olmaya çalışan takımda ne takım düzeni kalırdı ne de konsantrasyon... Bu durumun gerekçesi de Hakan Şükür'ün küçük kızı Buse'yi, Lincoln'ün de dört arkadaşını kampa getirmesiymiş. Feldkamp'ın da hakkı yok değil. Sonuçta kampın anlamı dış dünya ile olan bütün ilişkileri kesip, kafa olarak sadece maça odaklanmaktır. Bu durumda kampa eş, dost, akraba alındığı zaman kamp kamp olmaktan çıkar. Futbolcunun tesislerde kalmasının da bir anlamı olmaz haliyle. Başlangıçta alınan karara karşı da çıksam bazı değerlerin 3 puandan daha önemli olduğunun kafama dank etmesi pek uzun sürmedi. Kalli bu kararıyla takımda disiplinin her şeyden önde olduğunu ve gerektiğinde yıldız futbolcu ya da takım kaptanı demeden cezalandırma sistemi uygulayabileceğini herkese göstermiş oldu. Bu sayede diğer futbolculara da bir nevi gözdağı vermiş oldu.
Maça gelecek olursak... Seyircisiz maçlar zincirimizin sondan bir önceki halkasını oluşturacak olan bu derbi maçın her iki taraf için de önemi son derece büyüktü. Kazanmamız durumunda ligde 7.hafta itibariyle zirvede yalnız kalacak ve giderek zorlaşacak olan fikstürümüz doğrultusunda avantaj elde etmiş olacaktık. Beşiktaş'ın kazanması halinde ise kendi evimizde bir derbi kaybetmiş olmakla kalmayacak aynı zamanda liderlik koltuğunu da rakibe devredecektik. Aslında Beşiktaş hafta başında yöneticisiyle, futbolcusuyla, teknik direktörüyle, menajeriyle ortamı germeye başlamıştı. Galatasaray taraftarının "şovlarını" izleyemeyecek olmasından dolayı duyacakları üzüntüden, kaybetmeleri halinde ligin tadının kalmayacağına kadar bir dünya demeç verdiler. Düşündüm de iyi de etmişler aslında. Ne de olsa çok konuşanın ayağına bulaşacak bir şeyler bulunurdu. Maça "Geçmiş Olsun Özhan Başkan" pankartıyla çıkmaları benim için hiçbir şeyi değiştirmeyecekti. İnsanlar bir gün farklı yüzünü, öteki gün farklı yüzünü göstermemeliydi.
Galatasarayımız ise sahaya "Başkanım Sizinle Her Şeye Varız Biz" pankartıyla çıkarken stadyumda ise Kayahan'ın Seninle Her Şeye Varım Ben parçası çalıyordu. Sanki olumsuzlukların ilk halkası bununla yok olmuştu. Sahada mücadele edecek olan takım da bunun devamını getirecekti. Takımdan bahsetmişken unutmadan sahaya çıkan ilk onbiri de sayayım ki tam olsun, di mi? Galatasarayımız maça kalede Orkun; savunmada Volkan, Song, Servet ve Uğur; orta alanda Hakan Balta, Linderoth, Arda ve Barış; forvette ise Ümit Karan ve Nonda onbiri ile başladı. Kadronun eksik oluşu ya da rüzgârın hep yüzümüze yüzümüze esiyor oluşu pek etkilemedi Aslanlarımız'ı. Karşılaşmanın ilk ciddi pozisyonunu 8'inci dakikada Nonda ile yakaladık. Sol kanattan Arda'nın ortasına kafayı zor da olsa vuran Nonda'nın bu şutu az farkla auta çıktı. Savunmamızın son derece dikkatli oluşu ve rakip yarı alanda başlayan pres Beşiktaş'ı zora soktu ve rakibimiz arka arkaya iki pas yapamaz duruma geldi. 23'üncü dakikada Arda'nın rakip ceza sahası içindeki presi takımımıza korner kazandırdı. Arda'nın kullandığı korner atışında kaleci Hakan Arıkan altıpas içinde topu ıskalayınca Hakan Balta affetmedi: 1-0. Maçın bundan sonraki dakikaları takımımızın kontrolünde geçti. Tam devre arasına 1-0'lık skorla gideceğimizi düşünürken maçın kilit noktalarından biri o dakikada yaşandı. Söz konusu dakikada Beşiktaş savunmasını üçe bir yakaladık. Ancak Ümit Karan sol kanattaki Arda'yı göremeyince kaptırılan top kalemize doğru hızlı bir hücumun başlangıcı oldu. Ceza sahamıza gelen uzun topu kalecimiz Orkun çıkıp almak yerine beklemeyi seçince Rodrigo Tello şık bir vuruşla skora eşitliği getirdi ve devre arasına 1-1'lik skorla gidildi.
Maçın ikinci yarısına Beşiktaş Mehmet Yozgatlı'yı alarak başladı. Amaçları sağdan gelmekti ama Galatasaray'on "solu"nun gücünü bilmiyordu galiba Ertuğrul efendi. Bu yarıda Beşiktaş'ın oyununda herhangi bir değişiklik görülmezken Galatasarayımız ise ilk yarıya göre daha iyi bir oyun sergiliyordu. Daha iyi pas yapıp, daha cesur oynayında pozisyon sayısı da artıyordu haliyle. Nonda'nın arka arkaya girdiği pozisyonlar golle sonuçlanamadı. Ancak dakikalar 76'yı gösterirken Arda üç Beşiktaşlı oyuncunun arasında sıyrıldı ve ceza sahasındaki Ümitle harika bir verkaça girdi. Arda şut pozisyonu bulduğu anda kendini yerde buldu ve hakem Selçuk Dereli penaltıya hükmetti. Yapılan itirazlar her zamanki gibi kararı değiştirmedi ve Shabani Nonda da topu ağlara gönderdi: 2-1. Kalan dakikalar sonucu değiştirmedi ve Galatasarayımız derbiden galip ayrılarak Fenerbahçe ile arasındaki 7 puanlık farkı korurken, Beşiktaşla arasındaki puan farkını da 5'e yükseltti.
Peki maç sonunda neler oldu? Bir kere maçına başlama düdüğüne kadar çeneleri durmayan bazı Beşiktaşlılar susmuş oldu. Aslında susmadılar. İlk goldeki korner ve ikinci goldeki penaltı kararını tartışmaya başladılar. Türkiye'deki derbilerde verilen istisnasız her karar tartışma konusu olduğu için pek fazla üzerinde de durmamak lâzım hani. Zaten bu konudaki en aklı başında yorum bir dediği ötekini tutmayan Beşiktaş teknik direktörü Ertuğrul Sağlam'dan geldi: "Bazı kişiler 'hakem aut olan topu korner verdi. Penaltı olmayan pozisyonu penaltı verdi' diyebilirler. Ama biz bunun arkasına sığınmayacağız. Futbol adına doğruları neden sahaya yansıtamadık, bunları bulmak zorundayız. Önümüzde çok yakın zamanda camiamız açısından önemli bir maç var. Bu maçı bir kenara bırakıp Porto karşılaşmasını düşünmek zorundayız. O maçta alacağımız 3 puan, bu maçın olumsuzluğunu üzerimizden atacaktır. Rakibimizi kutluyorum. Kazanmayı bizden daha fazla istediler"! Aslında bu maç hakkında konuşulacak tek konu maçın tartışmasız tek 10 numarası olan Kalli'dir. Sabah saatlerinde aldığı kararla beni ve birçok Galatasaraylı'yı hayalkırıklığına uğratmış olsa da ilkelerinden taviz vermeyen duruşu, diğer tarafın aksine hafta boyunca "Normal bir maç" diyerek havayı yumuşatmaya çalışması, tüm olumsuzluklara karşın takımı maça çok iyi hazırlaması ve bunların sonucunda kritik Sion maçı öncesindeki bu önemli zaferin kazanılması.
Yazıyı sonlandırmadan önce birkaç oyuncu hakkında da bir şeyler belirtmek istiyorum.
Shabani Nonda; süpersin adamım, hep böyle!
Arda Turan; muhteşem döndün! Sen böyle oynadıktan sonra Lincoln daha çok oturur kulübede.
Tobias Linderoth; hacım biz seni ne iyi etmişiz de getirmişiz.
Servet; bir maçın bir maçına uymuyor. Hep bu maçtaki gibi görmek istiyoruz seni.
Orkun; çok çalışman gerekiyor Orkun, çoook!
Song; savunmada sen de olmasan...
Ümit Karan; artistlik olsa atardın! Kötüydün be oğlum!
Barış; sadece koşmakla olmuyor bu işler...

29 Eylül 2007 Cumartesi

Derbiye Saatler Kala...

Ligin büyük ölçüde şekillenmesini sağlayacak olan Galatasaray - Beşiktaş derbisine artık saatler kaldı. Madde madde son gelişmelere bir göz atalım:

* Dün Merkez Hakem Komitesi'nden yapılan açıklamaya göre maçı Selçuk Dereli, Bahattin Duran, Alper Ulusoy üçlüsü yönetecek. Karşılaşmanın dördüncü hakemi ise İsmet Arzuman olacak.
* Galatasarayımızda cezalı oyuncu bulunmazken sadece sakatlığı devam eden Sabri bu maçta forma giyemeyecek. Beşiktaş'ta ise sakat olan Ricardinho ile kart cezalısı Cisse derbide forma giyemeyecek.
* İki takımın şimdiye dek Ali Sami Yen Stadyumu'nda oynadığı 48 maçın 15'ini Galatasarayımız kazanırken, Beşiktaş 10 galibiyet bulabilmiş. Kalan 23 karşılaşma da beraberlikle sonuçlanmış. Bu maçlarda Beşiktaş'ın attığı 53 gole sarı-kırmızılı ekibimiz 54 golle karşılık vermiş.
* İki takım arasında oynanan son 10 lig maçının sonuçları ise şöyle;

08.12.2002 Galatasaray 0 – Beşiktaş 1 (Ali Sami Yen)
25.05.2003 Beşiktaş 1 – Galatasaray 0 (BJK İnönü)
31.10.2003 Beşiktaş 0 – Galatasaray 0 (BJK İnönü)
04.04.2004 Galatasaray 1 – Beşiktaş 2 (Atatürk Olimpiyat)
19.09.2004 Beşiktaş 0 – Galatasaray 0 (BJK İnönü)
05.03.2005 Galatasaray 1 Beşiktaş 0 (Ali Sami Yen)
10.12.2005 Galatasaray 3 – Beşiktaş 2 (Ali Sami Yen)
07.05.2006 Beşiktaş 1 – Galatasaray 2 (BJK İnönü)
17.09.2006 Galatasaray 1 Beşiktaş 0 (Ali Sami Yen)
03.03.2007 Beşiktaş 2 – Galatasaray 1 (BJK İnönü)

26 Eylül 2007 Çarşamba

Beşiktaş N'oluyo...

Cumartesi günü Ali Sami Yen'de oynanacak olan Galatasaray - Beşiktaş derbisi öncesinde bazılarına oturdukları koltuk dar gelmeye başladı sanırım. Öyle ki çok fazla kıpırtı sesleri gelmeye başladı. Koltuk kaşındırıyor olmasın.
Ortada fol yok yumurta yokken Beşiktaşlılar kendilerini bu maça motive edecek farklı yollar bulmuşlar belli ki! Önce haftabaşında Delgado, Bobo ve Tello'nun "Galatasaray'ı şöyle ezeceğiz, böyle yeneceğiz, liderliği alacağız" şeklindeki sözlerinin ardından bugün de efendiliğiyle tanıdığımız, ancak sanırım yanlış tanıdığımız teknik direktörleri Ertuğrul Sağlam'dan benzer açıklamalar geldi. Söylediklerinin diğerlerinden pek farkı yoktu aslında. Sadece maçın seyircisiz oynanacak olmasına çok üzüldüğünden, çünkü Galatasaray taraftarının Beşiktaş'ın güzel futbolundan ve "golleri"nden mahrum kalacağından dem vurmuş.
Merak ettim doğrusu Beşiktaş neden kendini bu kadar küçük görüyor? Son 12 yılda sadece tek bir şampiyonluğu olmasından - hoş, o şampiyonluğun nasıl kazanıldığı da malum - kaynaklanabilir mi bu durum? Neden bu kadar kompleks içindeler acaba? Belki kazandıkları takdirde yıllar sonra ilk kez liderliğe yükselecek olmalarından dolayıdır. Lâkin pek heveslenmemeleri tavsiye olunur.