transferler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
transferler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Temmuz 2009 Perşembe

Elano Blumer Galatasaray'da

Bilgisayarın kapağı yaklaşık 10 günlüğüne kapanmış... Şehir hengamesinden bir hayli uzak ama gökyüzüne az da olsa yakın bir dağ kasabasında, ağaçların atmosfere alabildiğine oksijen üflediği bir havada huzur çekmek ciğerlere inadına... Elektronik hayattan, futboldan ve tabii ki bloglardan el etek çekmek, kitapların sayfaları arasında boğulmak, her sabah Mehmet Demirkol ve Fuat Akdağ'ı takip etmek, Felipe Massa'nın iyileşmesi için göğe kaldırılan elleri bir an olsun indirmemek. En nihayetinde dönmek gerek.
Geride bıraktığım bir hafta, on günlük süreci ancak böylesine basit bir anlatımla özetleyebilirdim. Sabah dönüş yoluna düşmem gerekiyordu. Rakımı neredeyse 1000'i bulan ve 60 kilometre mesafedeki kasabaya bisiklet ile gitme hayallerim son anda başka bir bahara aktarılınca dönüşün yokuş aşağı rüyası da haliyle aynı kaderi paylaşıyordu. Gözlerin erken bir saatte kapatıldığı bir geceydi dün gece benim için. Sabah 06:20'de kalkmak bu denli kolay olmazdı yoksa. Saat 08:00'da yolun geri kalan kısmı için vasıta değiştirdiğim anda neredeyse futbolsuz geçen 10 günlük periyodun harika bir haberle son bulmuş oluşu benim şansım olsun. TRT FM'in saat başı haberlerinden biri bas bas bağırıyordu uykulu bünyeye ve son bir haftadır inadına ağrıyan sağ kulağa özellikle: "Galatasaray, Brezilya Milli Takımı'nda da forma giyen Manchester City'in yıldız oyuncusu Elano ile 4 yıllık sözleşme imzaladı. Oyuncunun cuma günü İstanbul'a geleceği öğrenildi..." Tam olarak uyandığım an işte o andı. Muhtemelen uykuda olan kardeşe atlatma haberi verme zamanıydı: "Hâlâ uykuda değilsem eğer, Elano'yu almışız lan. Oha!"
Mutluyum. Tam 40 defa Brezilya Milli Takım formasını terletmiş olan Elano'yu tanımadığını iddia edip, üstüne Corinthianslı iki kapalı kutuyu Everest'in tepelerinde gezdiren bünyelere rağmen, mutluyum!

15 Temmuz 2009 Çarşamba

Abdul Kader Keita Galatasaray'da

Galatasaray en nihayetinde Keita'ya kavuştu. En azından imza törenine katılan, bitmek bilmez tezahüratlarıyla görmemişliğin dibine vuran taraftar için bunu söylemek mümkün. Madem ki 4-3-3 oynanacak, öyleyse kuvvetli kanat oyuncularını takımda görmek farz olmuştu. YouTube performansını sergilediği müddetçe bu konuda sorun yaşayacağımız sanmıyorum Keita ile... Kaliteli futbolcu olduğu bir gerçek. Biraz Lincoln'dan alalım, üzerine biraz Yattara serpelim. Lincoln dedim de, yeteneğine değil de futbolcu kişiliğine taş attım sanırım. Biraz bencil oynar Keita, biraz da fazla benmerkezci diyebiliriz rahatlıkla.
Erkenden havalara girmeye gerek yok. Hasan Şaş'ımın 11 numarasını da almış zaten. Aman ben yandım eller yanmasın.

23 Haziran 2009 Salı

Gökhan Zan Galatasaray'da

Herkes söylemiş, ben de 204759'uncu defa da olsa söyleyeyim. Gökhan Zan'ı değil ama Gökhan Zan'ın futbolunu beğenmeyen bir futbolseverim. Evet evet, tıpkı bundan 2 sene evvel Servet Çetin hakkında sahip olduğum hislere yeniden sahibim. İyimser olmak istiyorum pek çokları gibi... "Sen Servet'i de beğenmemiştin" demelerini bekliyorum belki de birçoklarının... Aynı suda iki kere yıkanılmaz misali Galatasaray aynı kumarı ikinci kez oynamıştır bu transfer ile birlikte.
Üzerine geçirdiğin formanın hatrına Gökhan... Hoşgeldin!

9 Haziran 2009 Salı

Mustafa Sarp Galatasaray'da

Bursaspor'un başarılı futbolcusu Mustafa Sarp gün itibariyle resmen Galatasaraylı oldu. İlk 11'e girebileceği konusunda şüphelerim olsa da kadrodaki rekabeti üst düzeye çıkaracaktır. Çünkü Mustafa Sarp son derece hırslı bir yapıya sahip. Bu özelliğini çocukluk aşkı Galatasaray'da da sergilediği takdirde bundan hem kendisi hem de kulüp faydalı çıkacaktır. Mustafa Sarp'a "Aramıza hoşgeldin" demek isterdim fakat zaten kulübün içinde olan birine nasıl hoşgelişler dileyebilirsiniz ki? Babadan Galatasaraylı'ymış Mustafa Sarp.
Bugünkü imza töreni başka bir boyutta ele alındığında gerçekten büyük önem arz ediyor. Mustafa'nın imza töreninde kulübümüzün efsane isimlerinden Bülent Eken de hazır bulundu. Teknik direktörlüğe Rijkaard'ı getirerek bir Barcelona motifi işleyeceğini açıkça belli eden Galatasaray, bundan sonra düzenlenecek her imza töreninde kulüp tarihinde belli bir yer edinmiş isimlere iade-i itibar edecek. Bir Real Madrid efsanesi olan Di Stefano'nun her imza töreninde hazır bulunduğunu düşünürsek, bu karar ile birlikte Galatasaray'ın Real Madrid geleneklerinin de izini süreceğini mutlulukla söyleyebiliriz. Örnek alacaksak rakiplerin bu tip yönlerini örnek almalıyız zaten.

5 Haziran 2009 Cuma

Frank Rijkaard Galatasaray'da

1996/97 sezonu... Galatasaray takımın başına Fatih Terim'i getirmiş. Ankaragücü, Göztepe, Olimpik Milli Takım, A Milli Takım derken Fatih Terim kariyerinde sürekli bir kademe atlamıştı. En nihayetinde A Milli Futbol Takımı'nın yıllar yıllar sonra ilk defa büyük bir turnuvaya katılmasında başrol oynamıştı. Turnuvanın akabinde Faruk Süren başkanlığındaki Galatasaray yönetimi kulübün içinden çıkmış, kendi evladı Fatih Terim'i devrim niteliğinde bir kararla takımın başına getirmişti. Sezon pek de iyi başlamamış Galatasaray ligin henüz başı olmasına karşın yarışta biraz geride kalmıştı. Üstelik henüz ilk haftalarda takım Ali Sami Yen'de Fenerbahçe'yi ağırlamış, kendi evinde rakibine 4-0 gibi farklı bir skorla yenilmişti. O maçın ardından konuşulanlar az çok biliniyor. Bir iddiaya göre Fatih Terim istifasını bile sunuyor. Medya baskılarını işin içine katmıyorum bile. Fakat o zamanki yönetim zor olanı yapıp sonuna kadar Fatih Terim'in arkasında durmayı seçiyor. Sonrası malum zaten. Bahsetmeye gerek var mı?
Kulüp bu aşamaya birkaç sene sonra yeniden ulaşma fırsatı yakaladı. Belki de Özhan Canaydın yönetimi takımı şampiyon yapan Lucescu'yu göndermeseydi, bugün Galatasaray'ı çok daha farklı bir konumda görebilirdik.
Şimdiki yönetim ise bu radikal kararları almaktan çok uzak. Sezon başında "start"ı iyi veriyorlar ama işler biraz kötü gitmeye başladığında ise elleri ayakları heyecandan birbirlerine dolanıyor. Skibbe ve Bülent Korkmaz örnekleri daha çok taze...
Galatasaray Profesyonel Futbol Takımını 2009/2010 sezonunda çalıştıracak isim ise bugün öğlen saatlerinde kulübün resmi internet sitesinde duyuruldu. Dünya futbolunun yakından tanıdığı bir isim, Frank Rijkaard takımın yeni teknik direktörü oldu. Futbolcuna değinecek değilim. Zira Ajax ve AC Milan formaları altında görmediği kupa, yaşamadığı başarı kalmadı. Kısa teknik direkörlük kariyeri de epey parlak sayılır. Rotterdam'ı küme düşmekten kurtaramamasına karşın ertesi sene Barcelona'nın başındaydı. Katalan ekibinin başında beş sezon kaldı. İki La Liga ve bir Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu yaşattı bordo mavili ekibe. Kulüpteki son iki senesi pek şaşaalı geçmese de bugünkü efsane Barcelona'yı izleyenler Rijkaard'ı da anmadan geçemiyor. Çünkü kulübe kazandırdığı kupalardan fazlasını verdi o Barcelona'ya. Bir kere takımın bugünkü oyun şablonunun oturmasında payı büyük. Sırf bu yüzden bile şu anki efsane takımın tohumlarının atılmasında pay sahibi olduğunu söyleyebiliriz.
Tabii bunların hiçbiri ilgilendirmiyor bizi. Önemli olan bundan sonra, Galatasaray bünyesi altında, ne yapacağı. Sabahtan bu yana pek çok internet sitesini ve blogları takip ediyorum. Birçok Galatasaray taraftarı belli ki olaylara toz pembe yaklaşıyor. Rijkaard şimdiden başarılı ilan ediliyor. Çok çabuk unutuyoruz yaşadığımız coğrafyanın özelliklerini. Bana soracak olursanız Galatasaray geçtiğimiz sezonun başına geri dönüş yapmıştır. İki Adnan ve bir Haldun geçen sezon başından yeniden başlayacaklar. Bu kez yol ayrımlarında daha önce seçtikleri yolu değil, diğeri seçmek zorundalar. Önlerinde bir hata şansı daha yok. Zor olanı başarıp, Rijkaard'ın arkasında durmayı başarırlarsa, neden olmasın?

2 Eylül 2008 Salı

Serkan Kurtuluş Galatasaray'da

Dün akşam saatlerinde kulüpten son bir transfer haberi geldi. Beşiktaşlı Serdar Kurtuluş'un kardeşi, Bursaspor'un genç oyuncusu Serkan Kurtuluş kendisini 5 yıllığına Galatasaraylı yapan imzayı attı. 1990 doğumlu oyuncu sağ bekte görev almakta.
Bu haberin yanı sıra günlerdir akıbetinini ne olacağı merak konusu olan Necati Ateş'in 1 yıllığına İspanya 2.Lig takımlarından Real Sociedad'a kiralanmış olduğu da kulüpten bildirildi.

26 Ağustos 2008 Salı

Milan Baros Galatasaray'da

Yılan hikâyesine dönmüştü... Forvet gelecek mi, gelirse kim gelecek vesaire... Hakan Şükür'ün takımdan ayrılmasının ardından belki de yapılması gereken ilk transfer forvet mevkiine yapılmalıydı. Ancak en son yapılan transfer oldu bu. Ümit Karan'ın yokluğunda tek forvet Nonda ile çıkmak zorunda kaldığımız Steaua Bükreş karşısında alınan sonuç eleştirilerin bu noktaya odaklanmasına neden olmuştu.
Transfer bugünün ilk saatlerinde kulübün resmi internet sitesinde duyuruldu. Haftalardır süregelen meraklı bekleyiş Milan Baros'un transferinin kesinleştiği haberiyle son buldu. Eleştiriler durmadı tabii... Milan Baros son yıllarda bir sezonda 10 golü bile bulamamış, ırkçıymış, tırtçıymış, fırtçıymış, zırtçıymış, hede ve hödö... Kimse henüz 26 yaşında olan Milan Baros'un kariyerine bakmaya tenezzül bile etmiyor. Ancak eleştiri gırla... Hoş, olur ya, yarın öbür gün Messi, Ronaldinho, Henry üçlüsünden birini getiririz ve onlarda bile eleştirecek yan illâ ki buluruz.
Yahu kimse mi sormaz kendine! Yıllardır her transfer döneminde umut edilen isimlerin ardından getirilen yabancı forvetleri ne tez unutuverdiniz. Cristian, Bratu, Lukunku gibi adamlardan medet ummak zorunda kalırken, şimdi takıma Milan Baros gibi kariyerine Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu ve 2004 Avrupa Futbol Şampiyonası gol krallığını sığdırmış bir adamı katıldığını görüyoruz. Hem rüya falan da değil bu.
Takımın geldiği noktaya bakmakta fayda var. Song, Barusso, Carrusca ve Bouzid gibi isimler ile yollar ayrılıyor, bu isimlerin yerlerine ise Kewell, Meira, De Sanctis ve Baros gibi isimler alınıyor. Bunların hepsi bir anda yapılıyor. Yine de taraftarın büyük bir kısmına yaranılamıyor. Eleştirmek tatlı ve kolay geliyor olabilir gayet tabii, ancak sorarlar adama "Sen neden önce görevini yerine getirip Ali Sami Yen'i doldurmuyorsun?" diye...
Nihayetinde artık Avrupa'da oynayacağımız bir maçtan önce rakip takım Galatasaray'ın kadrosuna şöyle bir bakacak; Linderoth, Arda, Mehmet, Nonda, Ümit, Kewell, Meira, Baros, De Sanctis, Servet ve ismen de olsa Lincoln... Taraftar olarak alacağımız forma sayısını hesap edeceğimiz yerde eleştiri yapıyoruz. 2005 Avrupa Şampiyonlar Ligi şampiyonu Liverpool'un ileri ikilisi olan Kewell ve Baros bu sezondan itibaren Galatasaray için savaşacaklar. Daha ne istiyoruz anlayamıyorum.
Sen yine de hoşgeldin Baros. Biz birbirimizi yiyeduralım, sen de rakipleri...

7 Ağustos 2008 Perşembe

Alparslan Erdem Galatasaray'da

Birkaç yıldır devam edenn gurbetçi futbolcu sevdasının son ürünü Alparslan Erdem. Galatasaray'da görev almadan önce Ümit Milli Takım teknik direktörlüğü görevinde bulunan eski futbolcumuz Ümit Davala'nın Galatasaray'a kazandırdığı bir genç. Sol bekte görev almakta olan Alparslan, Werder Bremen'de futbol oynadığı 5 yılın ardından artık Galatasaray'ın başarısı için ter dökecek. Sol kanadı koridor gibi kullanabilmesi ve uzak mesafeden gönderdiği sürpriz şutları ile adından çok söz ettireceğini düşünüyorum. Hakan Balta'yı kesmesini elbette ki beklemiyorum ama Volkan Yaman'ı söz konusu mevki için üçüncü tercih konumuna düşürebilir. Bekleyip göreceğiz.

3 Ağustos 2008 Pazar

Morgan De Sanctis Galatasaray'da

Isaksson, Itandje, Sorensen derken Sevilla'nın İtalyan file bekçisi Morgan De Sanctis 1 yıllığına kiralandı ve uzun süredir gündemi meşgul eden kaleci sorununa son nokta konuldu. Kilit kelime de bu aslında; sorun. Gerçekten böyle bir sorun var mıydı Galatasaray kalesinde? Bana soracak olursanız, yoktu. Aziz Yıldırım'ın yabancı transferi konusundaki görüşüyle bir noktada denk düşüyoruz. Bir Türk kulübü sınırlı yabancı hakkını kaleciden yana kullanmamalı. Kendisini örnek vermekten ısrarla kaçınsam da bunu belirtmek zorundayım; Volkan Demirel'e bir bakın. Kalecilik yetenekleri üst düzey bir futbolcu mu bu arkadaşımız? Hayır, kesinlikle değil. Aksine hatalı çıkışları, kendisine olan aşırı güveni, bire birdeki etkisizliği... Bu maddelerin sayısını artırmak çok kolay aslında. Ancak bir gerçek var ki takımı geçtiğimiz sezon Şampiyonlar Ligi'nde yarı finalin kapısından döndü. Ve bütün o süreç boyunca takımının kalesini koruyan isimdi. Kendisinin yerinde yabancı bir kaleci olsa Fenerbahçe daha mı ileri giderdi? Hiç sanmıyorum.
Olaya bir de Galatasaray cephesinden bakalım. Galatasaray bugüne dek kaleci konusunda belki de bu topraklardaki en şanslı takım olmuştur. Turgay Şeren, Simoviç, Taffarel, Mondragon... Bu isimlerin hepsi de uzun yıllar Galatasaray'a hizmet etmiş ve efsane mertebesine erişmiş isimler. Mondragon'un gidişinin ardından geçtiğimiz sezona 2 Türk kaleci ile başladık ve sezonu yine bu 2 isim ile noktaladık. Şampiyon olarak tamamladığımız sezonun en az gol yiyen takımı Galatasaray, en az gol yiyen kalecileri ise haliyle Aykut ve Orkun'du. Ha, her ikisi de çok mu iyiydi. Hayır, değildi. Ancak hiçbiri de batmadı gözümüze.
Morgan De Sanctis... Futbolla ilgileniyoruz kendimizce ve bu sayede adını biliyorum, ancak gelin görün ki bir defa bile izlediğimi hatırlamıyorum. İyi kaleci olabilir, aksi takdirde yetenekli kaleci çıkarma konusunda yüksek lisans yapmış İtalya'nın ulusal takımında Buffon'un yedeği olamazdı. Bir başka husus da 32 yaşındaki bu kalecinin Sevilla'da 35 yaşındaki Palop'un yedeği olması. Palop hiçbir zaman kanımın ısınamadığı, daha açık olmak gerekirse bir halta benzetemediğim bir kalecidir. Böyle bir adamın yedeği olan kaleci de ister istemez gözlerimin önüne bir soru işaretini konduruyor. Olan oldu artık, Sanctis 1 yıllığına kiralık olarak Galatasaray'a hizmet edecek ve Skibbe forma verirse kalemizi de koruyacak. Her ne kadar hoşnut olmasa da Aykut'un çenesini tutmasını da beklerdim. Tutamadı, tutamıyor. Durmaksızın konuşuyor. Belki haklıdır ama kendisi bu kulübün üzerinde de değildir. Sanctis'in gelmiş olması kaleyi devralacağı anlamına gelmiyor. Sen daha çok çalış, üzerine kabus gibi çökmüş olan kararsızlığından kurtul ve kale senin olsun. Bu kadar da basit.

28 Temmuz 2008 Pazartesi

Fernando Meira Galatasaray'da

2002 yılı... Mehmet Cansun başkanlığı Özhan Canaydın'a devretmiş. Canaydın'ın vaatleri taraftarın yüzünü güldürüyor. Nasıl güldürmesin ki? Bir anda önümüzdeki 10 yılda en az 7 defa şampiyon olacağımızı, yine bu süre içerisinde 3 defa Avrupa'da final oynayacağımızı, Yeni Ali Sami Yen Projesi'ne en kısa sürede başlanacağını ve her sene 3 yabancı yıldızın takıma kazandırılacağını duymuştu taraftar.
Canaydın'ın başkanlık süresi sadece 6 sene sürdü. Bu sürenin yarısından fazlası taraftarın kendisine cephe almasıyla geçti. En nihayetinde dayanamadı ve son seçimde aday olmadı.
2008 Mart ayındaki Seçimli Genel Kurul'da Adnan Polat kulüp tarihinde alınmış en yüksek oyla Galatasaray'ın yeni başkanı olduğunda pek çoklarının umutları tazelendi. Birçok Galatasaraylı'nın gönlündeki başkan artık cismen de başkandı. Yine de taraftar takım içindeki değişimin bu denli hızlı olacağını tahmin etmiyordu.
Önce Adnan Polat ve kurmayları önderliğinde camiadaki küskünlükler son buldu, birlik perçinlendi. Bu çok önemliydi mesela. Ligin kaderini belirleyen Galatasaray - Fenerbahçe maçı öncesinde kulüp tarihinde başkanlık yapmış ve şu anda hayatta olan tüm isimler şeref tribününde yan yana maçı izlerken, onlarında yanında yer alan bir tane bile Fenerbahçeli yönetici göremeyenler zaferin kimin olacağını isimleri gibi biliyorlardı. Akabinde şampiyonluk Galatasaray devrimini hazırlayan yeni yönetimin oldu ve Galatasaray tüm zorluklara rağmen hedefine ulaştı. Kasımları birilerinin ellerinde kalırken, mayısları muhteşem döndü Galatasaray'ın.
Yeni sezon öncesinde en büyük hedefin Avrupa'da özlenen günlere dönmek olduğunu bilen yönetim takıma kazandırdığı isimler ile Canaydın'ın 6 senede yapamadığını 1 ay içerisinde yapmış oldu. Yıllardır adeta sırtına yapışmış bir yafta gibi sezona şampiyonluğun en büyük adayı olarak başlayamayan Galatasaray, 2008/2009 sezonu öncesinde birçok otorite tarafından şampiyonluğun en büyük adayı olarak gösterilmeye başladı. Yıldızı parlayan isimler takımda tutuldu ve üstüne Harry Kewell gibi kalitesi tartışılmaz bir isim transfer edildi. Song gibi bir kaybın yeri ise Pepe'nin sürpriz çıkışından önce Portekiz Milli Takımı'nın değişilmez stoperi olan Fernando Meira ile dolduruldu. Meira'yı bilen bilir. Şu takımda şu kadar oynadı, şu kadar gol attı gibi istatistiklere yer yok bu yazıda. Söylenecek olan şey Galatasaray'da da gerçek Meira'yı oynayabilirse takımın yıllardır Avrupa maçlarında yediği abuk subuk gollere ilaç olacağı ve bu açıdan maruz kaldığımız makus talihimizin yerle yeksan olacağıdır. Değişime hoşgeldin Meira!

5 Temmuz 2008 Cumartesi

My Name Is Kewell, Harry Kewell

Şaşırttı bizi Galatasaray! Yoksa Türk spor basını mı demeliyiz? Transfer sezonu boyunca takımlara yüz tane futbolcu transfer ettiren ve başını Fotomaç'ın çektiği spor basını fena ters köşe oldu. Bir başka deyişle Galatasaray yönetim kurulu ustalığını konuşturdu ve dünyaca ünlü bir yıldızı kamuyoyundan sır gibi saklamayı başardı. Kaleci Itandje ile sağ gösterip, Avustralyalı yıldız Harry Kewell ile sol kroşeyi patlattı. Ne çok içi gitmiştir dün sabah gazetelerine "Biz demiştik" manşetini atamayanların.
Evet, kendi adıma konuşmam gerekirse Avrupa'da isim yapmış isimler bekliyordum bu transfer döneminde. Ancak Harry Kewell gibi bir gece yarısı resmen alındığını duymak ancak rüyalarımda olurdu sanki. Zira haberi aldığımda dışarıdaydım. Çalan bir telefon, arayan kardeşim:

- Almışız, almışız!
+ Ne diyorsun oğlum, kimi almışız?
- Almışız, Harry Kewell'i almışız. Az önce Star'da son dakika olarak verdi.
+ Hani şu Mehmet Topuz'u Beşiktaş'a gönderen Star mı?


Telefon kapandı. Yoluma baktım ben. En ufak bir heyecan dahi duymamıştım. İşin açığı habere inanmamıştım. Üstelik bu transfer döneminde ilk kez duyuyorduk ve bunu da transferin gerçekleştiği şeklinde alıyorduk. Eve geldiğimde ise kulübün resmi sitesini bir ziyaret etme gereği hissettim. Anasayfaya girmeme gerek kalmadı. Site girişinde kabak gibi duruyordu Kewell'in resmi ve "Harry Kewell Galatasaray'da" yazısı. "Oha! Çüş! Yuh!"
O an ne oyuncunun uzun zamandır sahalardan kopuk olduğunu düşünecek, ne de nasıl olup alabildiğimizin muhasebesini yapabilecek durumdaydı. Anın zevkini yaşamak en iyisiydi.
Bugün resmi sözleşmeye imza attı Harry Kewell. Son iki sezonda sakatlıkları yüzünden topu topu 16 maça çıkabilmiş olması pek mühim değil açıkçası. Bir futbolcu yeteneklerinden hiçbir şey kaybetmez. Hırsını koruyabilmişse Kewell, sorun yok demektir benim gözümde. Çünkü uzun sakatlıklardan çıkmış bir futbolcu için en önemlisi budur. Yine de futbol maçlarının bir savaş meydanını andırdığı ülkemde kendisi için endişelenmiyor da değilim.
Amaaaaaan! Hiç bunları düşünecek durumda da değilim.

Hoş geldin Kewell!

4 Temmuz 2008 Cuma

Harry Kewell Galatasaray'da

Oha! Çüş! Yuh! Neler oluyor? Kalbimize inmesin! Ne yapıyor bu kulüp? Alıştırarak söyleseydiniz bari. Heyecanım geçsin hele bir, sonra ayrıntı veririz.

Oha! Çüş! Yuh!

3 Temmuz 2008 Perşembe

Ferdi Elmas Galatasaray'da

Galatasarayımızın bu sezonki ilk transferlerinden olan Ferdi, Amsterdam doğumlu. "Futbolcu Fabrikası" Ajax altyapısında 8 yaşındayken giren Ferdi, 2005 yılından beri Süper Lig'de top koşturuyor. Çaykur Rizespor ve Ankaraspor formaları altında çıktığı 50 maçta rakip filelere 14 gol bıraktı.

Yaser Yıldız Galatasaray'da

Yaser Yıldız... 2008/2009 sezonundan itibaren Galatasaray'da top koşturacak. 1988 doğumlu... Geçen yıl Bank Asya Birinci Lig'de Kartalspor forması altında oynadığı 32 maçta 18 gol attı. Genç Milli Takımlarda bugüne kadar 16 maça çıktı. "Hoşgeldin" demekten başka söz düşmüyor bize. Kariyerin güzel olsun Yaser.

12 Haziran 2008 Perşembe

Yeni Hocamız Michael Skibbe

Laudrup, Hagi, Perrin, Skibbe... Son zamanlarda Galatasaray'da gündemi meşgul eden isimlerden sadece birkaçı. Hepsi değil tabii ki, dahası da vardı. Anlamak güç değil, bu isimler Karl Heinz Feldkamp'tan boşalan teknik direktörlük koltuğu için muhtemel adaylardı. Taraftar olarak Commandante'yi istemedik... Onun teknik direktör olarak geldiğinde düştüğü durumu hatırladık. Aklımızda sahadaki haliyle kalması hem onun hem de bizim için en iyisiydi belki de. Laudrup'u çok istedik. Malum Getafe'de başardıkları herkes tarafından biliniyor. Talibi çok ama para veren yok. Perrin de kapalı kutuydu. Lyon'u şampiyon yapmıştı ancak zaten Fransız ekibi kendisinden önce de 6 senedir üst üste şampiyondu. Tüm sorunlarından arınmış bir kulübün zafer bayrağını rakiplerine devretmesi olası değildi. Geriye kalan adaylar içinde ise en güçlü seçenek olarak Alman teknik adam Michael Skibbe kalıyordu. Aslında kendisini yakından tanıyoruz. Çok değil 4-5 ay önce Almanya'da yaşadığımız 5-1'lik UEFA hezimetinde rakibimizin başında bulunan isimdi kendisi. UEFA Kupası çeyrek finalinde sonradan kupayı alacak olan Rus ekibi Zenit'e bize yaşattığı hezimetin bir benzeri ile elenmesi ve Bundesliga'da alınan 7'nci sıra kendisinin sonunu hazırladı. Genç isimlere önem vermesi ile tanınan teknik adam artık Galatasaray'ın başında. Takımımız ile 1+1'lik bir sözleşmeye imza atan teknik direktörün takımın komutasını eline almasından hoşnut değilim. Sorun kendisi değil, sorun Alman oluşu. Alman teknik direktörlerin sıkı disiplininden gına geldi bana. Yine de, umarım yanılan ben olurum.

26 Ocak 2008 Cumartesi

Bir Transfer Haberi

Dün düzenlediği basın toplantısında Feldkamp'ın yönetime sert çıkmasının ardından akşam saatlerinde Galatasaray TV'ye konuk olan başkan yardımcısı Adnan Polat transferde sıcak saatler yaşadıklarını ve Roma takımının Gana'lı savunma oyuncusu Ahmed Barusso ile her konuda anlaştıklarını belirtti. Adnan Polat ayrıca 2 futbolcuyla daha görüştüklerini ve 31 Ocak'tan önce bu oyunculara da sarı-kırmızılı formayı giydirmeyi hedeflediklerini sözlerine ekledi. Öyle cümleler kuruyorum ki kendimi haber ajansı gibi hissetmeye başladım. Hayırlısı tabii...

26 Aralık 2007 Çarşamba

Emre Güngör Galatasaray'da

Galatasarayımız devre arası transfer döneminin ilk transferini Ankaragücü'nün 23 yaşındaki stoperi Emre Güngör'ü 1 Milyon Dolar bonservis bedeli karşılığında renklerine bağlayarak gerçekleştirdi.

6 Aralık 2007 Perşembe

Cenk Akyol Galatasaray'da

Galatasarayımız Efes Pilsen'in genç oyuncusu Cenk Akyol'u sezon sonuna kadar kiralık olarak renklerine bağladı.

3 Eylül 2007 Pazartesi

Hakan Balta Galatasaray'da

Galatasarayımız transferin son gününde yine önemli bir oyuncuyu renklerine katarak ilk transfer dönemini tamamlamış oldu. Manisaspor'un milli sol kanat oyuncusu Hakan Balta bundan sonra Galatasaray'da geçen sezon Sasa Iliç'den boşalan 22 numaralı formayı terletecek. Galatasarayımız ile 3 yıllık mukaveleye imza atan Hakan 1983 Almanya Berlin doğumlu.
Bu transfer karşılığında Manisaspor'a Anıl Karaer ve Aydın Yılmaz birer yıllığına kiralık olarak, Ferhat Öztorun ise bonservisiyle birlikte verildi. Aramıza hoşgeldin Hakan!

EDİT: Duyduğuma göre sağda solda bu adamın soyadı hakkında ileri geri konuşuluyormuş... "Hakan Balta Biz de Öyle"... Var mı lan? :)

31 Ağustos 2007 Cuma

Shabani Nonda Galatasaray'da

Bu yıl büyük hedeflerle yola çıkan Galatasarayımız uzun süredir sıkıntı çektiği forvet mevkiine yaptığı Shabani Nonda transferiyle bu soruna son noktayı koydu. Dün akşam saatlerinde gizlice İstanbul'a getirilen Kongolu futbolcu sağlık kontrolünden geçirildi. Bugün (31.08.2007) saat 13:30'da Galatasaray ile resmi sözleşme imzalayacak olan Nonda'nın kariyeri başarılarla dolu olsa da son dört sezonda attığı toplam golün 20 bile olmaması Galatasaray için tam bir handikap oluşturacak. Nonda'nın kariyerine bakacak olursak... Nonda'nın kariyeri 1995 yılında İsviçre'nin Zurich takımında başladı. İsviçre ekibinde bulunduğu 3 yılda oynadığı 75 maçta rakip filelere 36 gol bırakmayı başardı. Özellikle 1998 yılında 34 maçta kaydettiği 24 gol ile bir anda dikkatleri üzerine çeken golcü futbolcu aynı yıl Zurich'den Rennes'e transfer oldu. 1998 ile 2000 yılları arasında formasını terlettiği Rennes'de çıktığı 62 maçta toplam 31 gol atma başarısını gösterdi. Zurich'teki başarısını burada da sürdürünce kendisi için artık daha büyük takımlara gitmenin vakti gelmişti. 2000 yılının yazında 2005'e kadar formasını giyeceği Monaco'ya 20 milyon Euro karşılığında transfer oldu. Monaco'da oynadığı 5 sezonda toplam 116 maçta forma giyen oyuncu bu kez toplam 57 gol atabildi. Özellikle 2002-2003 sezonunda Monaco'da 35 maçta 26 gol atarak Ligue 1'in gol kralı oldu. 2005-2006 sezonunda ise Nonda'ya ünlü İtalyan kulübü Roma talip oldu. Lâkin büyük umutlatla yapılan bu transfer hüsranla sona erdi. Aslında kendisine musallat olan talihsizlik yüzünden İtalya'da ağır sakatlıklardan kurtulamayınca Roma kariyerini 16 maç ve 4 gol ile sonlandırabildi. Geçtiğimiz sezon başında ise Roma'dan kiralık olarak Blackburn Rovers'a gitti. Sakatlığın etkileri yüzünden fizik gücünü kaybetmiş olsa da İngiltere macerasını 26 maçta 7 golle bitirdi. Vakt-i zamanında Galatasarayımız'a da Şampiyonlar Ligi'nde 2 golü bulunan futbolcu artık Süper Lig'de ve UEFA Kupası'nda Galatasaray için mücadele edecek. Bugün 2 yıllık sözleşme imzalayacak Nonda'ya sarı-kırmızı başarılar diliyoruz. Hoşgeldin Shabani Nonda!