2007/2008 sezonu türkiye kupası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2007/2008 sezonu türkiye kupası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Nisan 2008 Cuma

Galatasaray: 1 - Gençlerbirliği: 1

Geride bıraktığımız salı günü Türkiye Kupası yarı finalinde deplasmanda aldığımız 1-0'lık mağlubiyetin rövanşında Ali Sami Yen'de Gençlerbirliği'ni konuk ettik. Kupanın çeyrek finalinde Fenerbahçe'yi eledikten sonra hemen hemen herkes kupanın alınacağına kesin gözüyle bakıyordu. Ancak yapılan teknik hatalar ve Trabzonspor maçının yorgunluğu Galatasaray'a pahalıya patladı. 1-0'lık deplasman yenilgisinin rövanşında Gençlerbirliği karşısında teslim bayrağını salladık. Koca maç boyunca pozisyon üretmekte zorlanmış olduğumuzu geçelim, Gençlerbirliği'nin tarihi bir farkı kaçırdığını da ekleyelim. Aslında maça çok da kötü başlamadı Galatasaray. İlk yarım saatte Gençlerbirliği kalesini ablukaya alıp şut üstüne şut yağdırılmasına karşın top kaleye girmemekte direndi. 30'uncu dakikadan itibaren oyunda üstünlük rakip takıma geçti. Karşılaşmanın kilit dakikası ise 60'ıncı dakika oldu. Bu dakikada takımın teknik sorumlusu Cevat Gürer, Servet'i oyun dışına alıp orta sahayı beşledi. Haliyle artık dünya futbolundan silinen 3-5-2 tozlu sayfalardan Galatasaray futbol takımına ulaştırıldı. Maçın bitmesine 30 dakika varken alınacak bir risk değildi bu. Hele savunma Servet'ten alınıp Emre'ye yıkılacaksa... Zaten değişimin ardından tehlike akın akın kendini belli etmeye başladı. Gençlerbirliği pozisyon pozisyona girdi. İlk maçın sonucundan bihaber olan biri gole ihtiyacı olan tarafın Gençlerbirliği olduğu sanırdı. 15 dakika devam eden direnişin akabinde Gençlerbirliği toplarından bir tanesi 74.dakikada Ali Sami Yen'in surlarından birini yerle bir etti. Şehir düştü...
Kalan dakikalar pek bir şey getirmeyecekti. Maç başından beri tek bir gol atmakta zorlanan takım kalan 15 dakikada 3 gol birden bulamayacaktı. 89'da Ümit'in ayağından gelen gol karşı taarruzun başarıya ulaşmasına yetmedi. Maç başından beri vasat bir futbol ortaya koyan Lincoln de uzatma anlarında kazanılan uyduruk penaltıyı kaçırarak kötü oyununu taçlandırdı.
"Şampiyonluk bizim, kupa bizim" diyorduk! Kupa kaçtı avuçlardan. Fenerbahçe'yi elemenin de pek bir manası kalmadı artık. Ne denir kaybedilen maçların ardından; "Önümüzdeki maçlara bakacağız"... Bakmalıyız! Kupa kaçtı, bari lig kaçmasın!

24 Mart 2008 Pazartesi

Gençlerbirliği: 1 - Galatasaray: 0

Gereğinden fazla geç kalmış bir maç yazısı... Yazmasam olur muydu? Gayet güzel olurdu. Haklı bir mağlubiyetin yaratacağı acı cümleleri kurmaktan kurtulurdum belki. Ancak maksat adet yerini bulsun. Zira çok da uzun tutmayacağım. Teknik direktör Feldkamp'ın inadına süren rahatsızlığı; Ümit, Mehmet Topal, Lincoln, Song ve Hakan Şükür'ün Ankara'da takımı yalnız bırakacak olması ve Sergen'den beter olmuş bir Hasan Şaş ile hâlâ medet umulan Okan Buruk... Galatasaray Türkiye Kupası yarı finalinin ilk ayağında deplasmanda Gençlerbirliği'ne 1-0 mağlup oldu. Rakip maçı kazanmayı, hatta fark atmayı bile fazlasıyla hak etti. Biz ise rövanşa bakacağız her zaman yaptığımız gibi...

6 Mart 2008 Perşembe

Rakip Gençlerbirliği

Geçtiğimiz hafta çeyrek final mücadelesinde Fenerbahçe'yi 2-1 mağlup ederek ismini yarı finale yazdıran takımımız dün çekilen yarı final kuralarının ardından bu turda Ankara temsilcisi Gençlerbirliği'nin rakibi oldu. Yarı finalin ilk ayağı 19 Mart 2008 Çarşamba günü Ankara 19 Mayıs Stadyumu'nda, finalisti tayin edecek rövanş karşılaşması ise 16 Nisan 2008'de Ali Sami Yen Stadyumu'nda oynanacak. Turu geçen taraf Çaykur Rizespor - Kayserispor eşleşmesinden tur atlayacak takım ile finalde kupa mücadelesi verecek.

29 Şubat 2008 Cuma

Galatasaray: 2 - Fenerbahçe: 1

Maçın kolay olmayacağı belliydi. İlk maçta deplasmanda oynanan harikulade oyun ancak bir türlü rakip filelere gönderilemeyen top kendi evimizdeki rövanşta başımıza iş açabilirdi. Bunun yanında takımın moralinin de iyi olduğu söylenemezdi. 4 günde içinde önce Leverkusen'de adeta hezimeti yaşamış, ardından ligin şamaroğlanına dönmüş takımı Kasımpaşa'ya kendi evimizde teslim olmuştuk. Açıkçası Türkiye Kupası'ndaki Fenerbahçe maçı için takımda birşeylerin yolunda gitmediği gayet aşikârdı. Ancak buraya kadar getirip de pes etmek bize yakışmazdı.
Hafta başından beri medyayı takip ettim. İlk maçtaki gibi Fenerbahçe'yi şişiren, Galatasaray'ı aşağılayan haberler yoktu bu kez basında. Buna şaşırmamak gerekti tabii. İlk maçta bu doğrultuda yapılan Fenerbahçe'ye gaz verme işlemi ters tepmişti. Galatasaraylı futbolcuları bir kez daha motive etmeyi istemezlerdi. Susmak Fenerbahçe'ye çeyrek asır sonra Türkiye Kupası'nın kapısını aralatacaksa sessizlik en iyi çareydi belki de. 27 Şubat 2008 Çarşamba gecesi Mecidiyeköy'de, Ali Sami Yen Stadyumu'nun ışıkları yanarken akıllara inleri ve cinleri getiren sessizlik maç boyunca kopacak fırtınanın da habercisiydi sanki. Türkiye'nin kalbinin odaklandığı yerde birşeyler ateşlenmeyi bekliyordu belki de.
Teknik direktör Karl Heinz Feldkamp bu maç için kaleye Aykut'u koymayı tercih etti. Orkun'un insanı her an endişeye düşüren performansından sonra sabırla sıranın kendisine gelmesini bekleyen Aykut için vereceği sınav çok önemliydi. Savunmaya baktığımızda Emre'nin kesik yediğini Song, Servet, Volkan ve Sabri'nin ilk 11'deki yerlerini aldığını gördük. Orta alanda Arda, Lincoln, Barış ve bu sezonun yükselen yıldızı Mehmet Topal görev alırken, ileride ise Hakan ve Ümit gol arayacaktı. Devşirmelerden kurulu rakibimiz ise maça Volkan, Gökhan, Vederson, Lugano, Edu, Selçuk, Aurelio, Deivid, Uğur, Kezman ve Alex ilk 11'i ile başladı.
Henüz karşılaşmanın 30. saniyesinde geldi maçın ilk kritik pozisyonu. Sol kanatta topla buluşan Arda kanadı boyunca bindirdi ve sıfıra yaklaşırken topu ceza sahasına gönderdi. Topu önce düzelten Hakan sonrasında şık bir vuruş yaptı ama rakip kaleci topu aynı güzellikte kornere çeldi. Tribünlerden yükselen 3'lü hâlâ bitmemişti. Maça pozisyonla başlamanın da etkisiyle taraftar ses ayarlarıyla biraz daha oynadı ve takım da buna abluka ile karşılık verdi. Netekim gol için fazla da beklenmedi. Dakikalar 4'ü gösterirken Ümit'in akıl dolu pasıyla ceza sahasına yönelen Kral sol ayağını çok iyi kullandı ve Galatasaray'ı 1-0 öne geçiren golü kaydetti. Ali Sami Yen kendinden geçti.
Golün sonrasında da Galatasaray rüzgârı dinmedi. Orta alanda maruz kaldığı baskı yüzünden yarı alanı geçmekte zorlanan Fenerbahçe pozisyona dahi giremezken, Galatasaray Lincoln ve Hakan Şükür ile çok net pozisyonlardan yararlanamadı. Dakikalar 25'i gösterince çok bile dayanan Lugano kırmızı kartla oyun dışı kaldı. "Hakeme gözlük, eline sözlük" edebiyatı kendisine pahalıya mâl oldu. Bu pozisyondan doğan serbest atışı çok akıllıca değerlendiren Lincoln topu ceza alanı içinde bir anda boşta kalan Ümit'e nişanladı. Ümit'in kavisli vuruşu az farkla dışarıya gitti. İlk yarının son anlarında Lincoln Volkan'a akılâne bir taç atışı gönderdi. Bir anda defansın ardına sarkan Volkan kaleciye karşı karşıya kalmıştı ki maçın hakemi Cüneyt Çakır ilk yarının son düdüğünü çalarak Galatasaray'ımızı muhtemel bir golden etti.
Karşılaşmanın ikinci yarısı ilk yarısına oranla daha kontrollü başladı. Her iki takım da yapılacak en ufak hatanın nelere mâl olabileceğinin farkında gibiydi. Devrenin ilk önemli pozisyonunu 64'üncü dakikada Hakan Şükür buldu. Sol kanatta topla buluşan Volkan, Hakan'a "Bu işi bitir" dercesine harika bir orta yaptı. Arka direkte topa yükselen Hakan çok sert bir kafa vuruşuyla karşılık verdi. Fakat kaleciden seken top savunmanın çabasıyla kornere gönderildi. Bu pozisyondan 2 dakika sonra "atamayana atarlar" kuralı işledi ve sağ kanatta topla buluşan Gökhan Gönül 5 Galatasaraylı'yı geçtikten sonra ceza alanına girerken topa çok sert vurdu ve skora denge getirdi. Ali Sami Yen yaşadığı bir anlık şokun etkisinden çabuk kurtuldu ve takıma verdiği büyük desteğe devam etti.
Golden 10 dakika sonra kullanacağı taç atışında zaman geçirmeye yönelik davranışlarda bulunan Fenerbahçeli Gökhan Gönül ikinci sarı kartını gördü ve takımını 9 kişi bıraktı. Bu dakikadan sonra ataklarını iyiden iyiye sıklaştıran Galatasaray'ımız uzatma anlarında Nonda-Hakan-Ümit üçlüsünün çabalarıyla takımı yarı finale götürecek golü attılar. Sağ kanatta topla buluşan Nonda iki şık çalımla ceza sahasına girdi. Sıfıra kadar indikten sonra topu altı pasa çıkardı. Defanstan seken topun üzerinden atlayan Hakan, Ümit'e pozisyon yarattı. Ve Karan... Affetmedi! Sol ayağıyla çok sert bir vuruş yaptı ve karşılaşmanın skorunu tayin etti. Lâkin o an saha karıştı. Fenerbahçeli futbolcular hazımsızlıklarının acısını çıkartmaya and içmişti bir kere. Kaleci Volkan hızını alamayıp Lincoln'ün kasıklarına bir tekme savurunca saha savaş alanına döndü. Önce Volkan, ardından Lincoln oyundan atıldı.
Maç 2-1'lik üstünlüğümüzle sona erdi. Galatasaray'ımız Fenerbahçe'nin 26 yıllık kupa özlemini bir başka bahara ertelerken ismini yarı finale yazdırdı. Ağzı torba olmayan ve dolayısıyla büzülemeyecek olanlar ise konuşmaya devam ettiler tabii. Ne hakem kaldı uğraşmadıkları ne de Galatasaray. Hakemin maçı katlettiğini söyleyenler 2 sene evvel oynanan ve 4-0 kazandıkları maçın ardından aynı hakemi Türk futbolu için gelecek vaat ettiği için kutluyorlardı. Sonra bir de gol anına dek 9 kişi oynayan Fenerbahçe'yi Galatasaray'ın zor yendiğini söyleyenler vardı. Bunlar Galatasaray'ın 7 kişi kaldığı maçta Fenerbahçe'nin döktüğü ecel terlerini unutuverdiler bir anda. Bir de Galatasaraylı futbolcuların maçtan sonraki sevincine taktılar. Fazla abartmışlar. Oldu canım! Sen 1 aydır ortamı ger, Galatasaraylı futbolcuların onurlarıyla oyna, sonra adamlar kazanılan maçın ardından sevindiler diye onları eleştir... Ne güzel dünya be! 2 sene önce Tuncay'ın hindilerini hatırlatmamı ister misiniz?
Hazmededurun!

4 Şubat 2008 Pazartesi

Fenerbahçe: 0 - Galatasaray: 0

Kulüplerin ne kadar büyük olduklarını belirleyen etkenler nelerdir? Sadece sportif başarılar mı, kulübün mali yapısı mı, yapılan transferlerin önemli isimler oluşu mu, hedefleri mi, yoksa duruşları mı? Kişiden kişiye değişebilecek etkenler bunlar. Bana soracak olursanız ben son iki maddenin kulüplerin ne kadar büyük olduklarını yansıtacağını düşünüyorum. Elbette ki öncesinde saydığım üç etkenin de rolü yadsınamaz ancak hedefleriniz küçükse ve tavrınız, duruşunuz saygınlık görmüyorsa açıkçası pek önemli değillerdir benim nazarımda. Liverpool taraftarının her fırsatta dile getirdiği bir deyişleri vardır; "Form is temporary, class is permanent". Yani derler ki "Başarılar gelir geçer asaletin bize yeter". Galatasaray'ınn kuruluş amacını hatırlayalım şimdi. Huzur içinde yatsın, kurucumuz Ali Sami Yen, Galatasaray Lisesi'nin sınıflarından birinde arkadaşları ile gelecekte ülkenin en büyük spor kulübü olacak markayı yaratırken hedeflerini "Türk olmayan takımları yenmek, yurtta ve dünyada zaferler kazanmak" olarak bellememiş miydi? İki yıl sonra suyun öteki tarafında Galatasaray'dan kopan isimlerin kurmuş olduğu sarı-lacivertli kulüp de kuyruk acısından dolayı o zamanlar belirlemişti hedefini; "Bizi ilgilendirmez Türk olmayan takımlar, bizim derdimiz Galatasaray". Hoş, kimseyi hedefleri yüzünden aşağılamayız. Ancak herhalde söz konusu kulübün kurucuları cumhuriyet dahi kurulmadan önce toplandıklarında kulüplerinin 100 yıl sonra, sadece Galatasaray'ı alt edebilmek için, adeta bir Güney Amerika karması halini almasını muhtemelen tahmin etmiyorlardı.
Dün bir kez daha karşılaştı hedefi Galatasaray'ı yenmek olan ve hedefi tek maçlık zaferler olmayan iki ezeli rakip. Müsabaka bir Türkiye Kupası maçı olunca ve karşılaşma da Şükrü Saraçoğlu Stadı'nda oynanacak olunca hafta başından beri yazılı ve görsel "tarafsız" basında söylenmedik kalmadı. Yazılanlar genelde iki lanetten bahsediyordu. Bunlardan biri Galatasaray'ın 9 senedir Kadıköy'den yenilgiyle ayrılması, diğeri de Fenerbahçe'nin 26 senelik Türkiye Kupası hasreti ile ilgiliydi. Bunlar yazılması doğal yazılardı. Benim sözünü ettiklerim farklı tabii. Eşleşmenin belli olduğu pazartesi gününden itibaren medya kamuoyunu etkilemek için elinden geleni ardına koymadı. Koysa ayıp olurdu. Durmaksızın Galatasaray'ın eksiklerinden dem vuruldu. Söylenenlere göre Galatasaray 9 senedir yenildiği deplasmana tamamı Türk ve büyük çoğunluğu yedek oyunculardan kurulu bir kadro ile çıkacaktı. Fenerbahçe ise son 3 resmi maçında rakip filelere tam 19 gol bırakmıştı. Açıkça dile getirecek cesarete sahip olamasalar da dolaylı yoldan Galatasaray'ın fark yiyeceğini söylüyorlardı. Zaten maçtan bir gece önce rakip takımın bir kulübün resmi internet sitesi mi yoksa bir taraftar sitesi mi olduğu belli olmayan internet portalında tüm bunları onaylayan seviyesiz bir yazı yayınlanıyordu (Bu noktada bu yazının giriş paragrafının yeniden okunmasında fayda görüyorum). Her şey bununla kalmadı tabii. Birçok gazetede yabancı bahis şirketlerinin Galatasaray'ı takımdan saymadığını ve bunu da sarı kırmızılı ekibe verdikleri 10.00'lık oranla desteklediklerini okuduk. Fakat hiçbir kaynak göremedik. Amaç Galatasaray'ı yıpratmaksa Fenerbahçe'yi başarıya götürecek her yol mübahtı, Galatasaray'lı futbolcuların onurlarını yok saymak bile.
Son yıllarda her fırsatta büyüklüğü ile övünen, bunu mali durumuna ve yaptığı transferlere bağlayan, ancak gelin görün ki başarı konusunda zar zor elde edilen lig şampiyonluklarından öteye gidemeyen - haksızlık etmeyelim Galatasaray'ı da yenebiliyorlar - rakibi karşısına işte tüm bu olumsuzluklara kanat geren 11 Metin ile çıktı Galatasaray sahaya. Maç başladığında ise 90 dakika boyunca rakibine futbol dersi veren bir Galatasaray izledi bütün Türkiye ve Brezilya karmasını izlemeye gelen Brezilya Milli Takımı teknik direktörü Dunga. Kendisinin Fenerbahçe'nin Brezilyalıları hakkında değil de Galatasaray'ın Türk futbolcusu Serkan'ı övmesi ise son derece ironi kokuyordu. 90 dakika boyunca olanları uzun uzadıya yazmayacağım. Dün gece objektif olmayı başaran Fenerbahçeliler dahi Sezar'ın hakkını Sezar'a teslim etmesini bildiler. Sübjektif olanlar ise maç sonunda takımlarını protesto ettiler. Tribünleri tıklık tıklım doldurmakla taraftar olunmuyor tabii. 9 senedir kendi evinde üstünlük kurduğun rakibin bu kadar zaman sonra bir beraberlik alınca takımını protesto etmekle de olunmuyor.
Maç sona erdiğinde de karşılaşmanın yankıları öyle kolay kolay dinmedi. Fenerbahçeliler kendilerine yakışan bir şekilde tabelaya yansıyan skora bahane üretmeye başladılar. Öncelikli bahaneleri Servet Çetin'di. Servet maç içerisindeki bir pozisyonda Semih'i sakatlayınca demediklerini bırakmadılar. Yahu her zaman siz değil miydiniz bu adamın futbol konusunda son derece beceriksiz ve yeteneksiz olduğunu söyleyen? Bir maçta mı değişti her şey? Biraz aynaya bakıp kendi yüzünüzde Lugano'yu hiç mi göremiyorsunuz? Adam yapmış faulünü sonra da paşa paşa görmüş kartını. Biz erkek oyunu diye biliyorduk bu oyunu, öyle değil mi yoksa? Hem madem Servet bu kadar basiretsiz bir futbolcuydu üstüne oynayıp değiştirseydiniz dengeleri. Yapmadığınız şey de değil hani! Ancak sırf Semih sakatlandı diye Servet'i futbol kasabı olarak görüp ve maçı kazanamamanızın sebebi olarak da Servet'i görmeniz epey komik kaçıyor. Hem maçtan sonra öğrendik ki Semih 10 güne kadar sahalara da dönebilecekmiş, geçmiş olsun. Ancak 1998 yılında Fenerbahçe forması giyen Mustafa Doğan aynı yıl bir İstanbulspor maçında takımı için ter döken ve ekmek parasını kazanmaya çalışan Güven'in ayağını kırmıştı. O Güven, Semih kadar şanslı da değildi. Futbol yaşantısı o gün sona erdi. Her olaya işine geldiği gibi bakan duyarlı Fenerbahçeliler o gün nerelerdeydi acaba?
Yetmedi! Galatasaray'ın elde ettiği beraberliğe bile sevindiğini söylemeye başlamaları bir diğer bahaneleri oldu. Yahu siz değil miydiniz bir haftadır fark yiyeceğimizi söyleyen. Çeyrek asırdır alamadığınız kupanın ilk ayağını sizin sahanızda oynadık ve yenilmeyip avantaj elde ettik, ötesi var mı bunun? Fenerbahçe'den beraberlik aldık diye değil, hedefimiz olan kupanın bir ayağından avantajlı ayrıldık diye bizim sevincimiz. Ancak size 2000 senesini hatırlatabilirim isterseniz. Hatırlarsanız Ali Sami Yen Stadı'na hiçbir iddianız olmadan gelmiştiniz. 90 dakika ceza sahanızdan çıkamamış ancak karambole bir golle maçtan galip ayrılmıştınız. Futbol bu, olur böyle şeyler. Ancak maç sonrası şeref turu atmanıza ne demeli? Ben o zamanlar Galatasaraylıların sizin bugünkü kuyruk acılarınızı dile getirdiğini hiç ama hiç hatırlamıyorum.
Bitmedi! Hafta başından beri rakibimiz bizi fakir fukara edebiyatı yapmakla suçladı. Ben yine aynanın karşısına geçmelerini tavsiye edeceğim kendilerine. Bu ülkede demagoji ile bir yerlere gelen bir takım varsa o da Fenerbahçe'den başkası değildir. Yakın tarihten vereyim örneklerinizi de hatırlamanız kolay olsun. Geçen sezon yine Türkiye Kupası'nda Beşiktaş'a elendikten sonra "Seneye Türkiye Kupası'nda PAF takımımız ile mücadele edeceğiz", "Bu takımı ligden çekeriz" diye dile getirip sözünü verdiğiniz eylemleri neden unutuverdiniz bir anda? Başkanınız değil miydi kaybedilen bir şampiyonluğun ardından göstermelik istifa eden? Kimseyi kandırmaya kalkmayın Allah aşkına. Biraz samimi olmaya çalışın.

28 Ocak 2008 Pazartesi

Kupa'da Erken Final

Türkiye Kupası'nda çeyrek final eşleşmeleri İstanbul Ataköy Olimpiyatevi'nde çekilen kura sonunda belli oldu. Statü gereği seri başı uygulaması olmadığı için bütün takımların birbirleriyle eşleşebileceği turda rakibimiz Fenerbahçe oldu. Sarı-lacivertli ekiple vereceğimiz çeyrek final mücadelesinin ilk ayağı önümüzdeki pazar günü (3 Şubat 2008) Şükrü Saraçoğlu Stadyumu'nda, rövanş mücadelesi ise 27 Şubat 2008 Çarşamba günü mabedimiz Ali Sami Yen Stadyumu'nda oynanacak.

24 Ocak 2008 Perşembe

Gençlerbirliği Oftaş: 3 - Galatasaray: 0

Dün gece oynanan maçta Galatasarayımız deplasmanda Gençlerbirliği Oftaş'a 3-0 mağlup olarak Türkiye Kupası'ndaki grubunu ikinci sırada tamamladı. Daha fazla ayrıntıya girmeye gerek yok sanırım. Skor her şeyi anlatıyor zaten.

20 Ocak 2008 Pazar

Galatasaray: 3 - Sarıyer: 0

Geç kalmış bir maç yazısı. Her ne kadar geçerli bahanelerim olsa da 10 dakikamı ayırıp yazmalıydım. Olmadı. Bursaspor maçı öncesine nasipmiş. Elimizden geldiğince artık...
Türkiye Kupası'nda oynadığımız ilk iki maçta 4 puanla ayrılınca kendi evimizde ağırlayacağımız Sarıyer'i yenmemiz şarttı. Rakibimiz eski gücünden çok uzaktaydı. Bunun ve sakatlıkların etkisiyle de sahaya yedek ağırlıklı bir kadro ile çıktık. Aynı akşam basketbol takımımızın çok kritik bir ULEB Cup maçı olması sebebiyle Ali Sami Yen'de beklenenden de az bir seyirci vardı. Teknik direktör Feldkamp'ın sahaya sürdüğü onbire bakınca şu tabloyu görüyorduk: kalede Aykut; savunmada Sabri, Emre, Servet, Volkan; orta alanda Hasan Şaş, Mehmet Güven, Carrusca, Barış; ileri ikilide de Ümit ve Serkan...
Karşılaşmanın henüz başında Hasan sakatlanarak yerini Mehmet Topal'a bıraktı. Birkaç dakika sonra da şaşırtıcı şekilde yine bir korner organizasyonu ve Serkan'ın kafa vuruşu ile öne geçtik. Dakikalar 26'yı gösterirken Carrusca çok şık bir orta ile topu Ümit'e postaladı ve Ümit de postayı adrese teslim etti. İlk yarı bu skorla sona erdi. Karşılaşmanın ikinci yarısında dengede bir oyun vardı. 83.dakikada Barış Özbek ceza alanı dışından topa vurdu ve yerden de seken top ağlara kavuştu. Bu gol aynı zamanda skoru da tayin etti. Galatasarayımız grubundaki son maçı öncesinde puanını 7'ye çıkardı.

7 Ocak 2008 Pazartesi

Bursaspor: 2 - Galatasaray: 2

Her ne kadar ligler ara vermiş olsa da futbol maçları Fortis Türkiye Kupası maçları ile birlikte oynanmaya devam ediyor. Bilindiği üzere kupadaki ilk maçımıza bundan yaklaşık iki ay önce Ali Sami Yen'de Denizlispor'u mağlup ederek, 3 puan ile başlamıştık. Gruptaki ikinci maçımızda cumartesi akşamı Bursaspor'a konuk olduk. Basketbol maçı yüzünden karşılaşmanın ilk yarısını izleyemesem de izleyen arkadaşlarımdan aldığım tepki olumluydu. Takımın iyi oynadığını belirttiler. Ne kadar doğrudur bilmiyorum. Ancak ikinci yarıda gördüğüm Galatasaray "ne köy olur ne kasaba" cinsindendi. Üst üste iki pas yapamayan, savunmada sık sık aksayan bir takım vardı sahada. Yediğimiz goller de televizyonda komedi filmi niyetine göstermelikti. "Yediğimiz goller" dedim... Evet, 2 tane atıp 2 tane yedik. Maç 2-2 bitti. Puanımızı 4'e yükselttik. Hafta içi oynanacak olan Sarıyer maçı öncesinde Bursaspor gibi bir takımdan puan kopararak büyük moral depoladık. Harbiden!
Bir de Bursaspor taraftarına sözüm var. Maçın ikinci yarısını izleyebildim ama 45 dakika boyunca durmaksızın Hakan Şükür'e küfrettiklerini duydum. Türk futbolunda küfür yiyecek en son adam Hakan Şükür'dür. Üstelik bu adam sizin formanızı da giydi. Kendi takımınıza da böyle değer veriyorsanız yazık o takımın haline.

GEÇ GELEN EDIT: Sarıyer ile oynayacağımız maç ayın 16'sındaymış. Kusura bakmayın artık.

2 Kasım 2007 Cuma

Galatasaray: 2 - Denizlispor: 1

Pazar günü deplasmanda 2-1'lik galibiyetle geçtiğimiz Denizlispor'a dün gece Ali Sami Yen'de aynı tarifeyi uyguladık. Bir önceki yazımda da belirttiğim gibi bu maçta elde edilecek tüm gelir Terörle Mücadele Kahramanlarına Destek Kampanyası'na gidecekti. O yüzden sıradan bir maçtan çok daha öte bir anlam taşıyordu. Ancak büyük bir ayıp yaşandı desem yanlış olmaz herhalde. Neyse, buna daha sonra döneceğim zaten.
Dün İstanbul'da sıcak bir hava vardı. Gündüz okula sıkıca giyinip gittikten ve sıcak hava dolayısıyla bunaldıktan sonra dersin 16:00'da bitmesiyle birlikte alelacele toplanıp tuttum Mabet'in yolunu... Stadyuma geldiğimizde alışılageldik maç öncesi Ali Sami Yen atmosferinden eser olmadığını görüp üzüldük. Maçın başlamasına 1 saat 15 dakika kala stadyuma girdiğimizde ise bizimle birlikte 5-10 kişinin daha olduğunu görüp böyle devam etmemesi için adeta yalvardık. Zaman geçtikçe Kapalı Üst Tribün dolsa da Eski Açık, Numaralı ve özellikle Yeni Açık'ta oluşan son derece büyük boşluklarla birlikte maç da başladı. Teknik direktör Kalli bu maça yedek ağırlıklı bir kadro ile çıkmayı tercih etmiş. Aslında Orkun'un dün gece kaleyi koruyan Aykut'un nasıl ası olur, bunu anlamlandırabilmiş değilim. Savunmaya baktığımızda ise sakatlıktan kurtulmuş Sabri, Song, Hakan Balta ve Bouzid'i gördük. Orta alanda Arda, Carrusca, Mehmet Topal ve Barış'ı izledik. İleri ikilide ise bizi kanser etmeye devam eden Ümit Karan'a eşlik eden isim Serkan Çalık oldu.
Aslına bakılırsa maçın öyle büyütülecek bir yanı yoktu. Takım kötü oynuyor, tribünlerin dörtte üçlük bölümünü dolduran taraftar ise elinden geldiğince sesini sahaya duyurmaya çalışıyordu. Neyse ki dakikalar 40'ı gösterdiğinde Marcelo Carrusca ceza yayında topla buluştu ve çok şık aşırtma bir vuruşla topu ağlara gönderdi. Bu golle skor 1-0 lehimize oldu ve ilk yarı da böyle sona erdi.
İkinci 45 dakikada da pek bir elle tutulur pozisyon yoktu. Galatasaray Ümit Karan ve Sabri ile çok net iki pozisyondan yararlanamadı. Buna karşılık rakip Denizlispor 74. dakikada bulduğu tek net pozisyonu Hasan Yiğit ile gole çevirdi ve skora denge geldi. Ancak Galatasaray henüz son sözünü söylememişti. Golden bir dakika sonra Carrusca ceza sahası içinde düşürülünce maçın hakemi Vedat Yüksel penaltıya hükmetti ve topun başına Kamerun Aslanı Song geçti. Song güzel bir vuruşla topu ağlara gönderdi: 2-1. Kalan dakikalarda başka gol olmadı ve Galatasarayımız Fortis Türkiye Kupası'na galibiyetle başladı.

31 Ekim 2007 Çarşamba

Şimdi Mabet'i Doldurma Zamanı...

Yarın akşam saat 20:00'da Ali Sami Yen'de hafta sonu deplasmanda yendiğimiz Denizlispor'u Türkiye Kupası grubumuzdaki ilk maçımızı yapmak üzere konuk edeceğiz. Maçın normal bir maç olmaktan çok daha öte bir anlamı da var. Bu maçta elde edilecek tüm gelir Terörle Mücadele Kahramanlarına Destek Kampanyası'na bağışlanacak. Buradan sesleniyorum... Herkese sesleniyorum, sadece Galatasaraylılar'a değil! Çünkü bu maça gitmek için bilete vereceğiniz her para, stadyumda karnınızı doyurmak için harcayacağınız her para kutsal bir dava için kullanılacak. Bırakın yarın ezeli rakip muhabbetini de bir bilet alıp Ali Sami Yen'deki yerinizi alın! Kahve köşelerinde şehit düşen asker haberlerine üzülmek pek bir işe yaramıyor işin aslı... Kendiniz Ali Sami Yen'de bulunma meraklısı olmayabilirsiniz ama en azından bir faydanız olur. İşte bilet fiyatları;

Numaralı (Grup 1): 150,00 YTL
Numaralı (Grup 2): 100,00 YTL
Kapalı Üst: 50,00 YTL
Kapalı Alt: 40,00 YTL
Yeni Açık Üst: 20,00 YTL
Yeni Açık Alt: 20,00 YTL
Eski Açık: 20,00 YTL

NOT: Evet, biletler bir Türkiye Kupası maçı için pahalı olabilir ama unutmayın gideceğiniz sadece bir maç değil!

19 Ekim 2007 Cuma

Kupa'da Kuralar Çekildi

Türkiye Kupası'nda grup maçlarının kuraları çekildi! Bugün İstanbul'da 20 takımın katılımıyla gerçekleştirilen kura çekiminde 5'er takımlı 4 grup oluştu. D grubunda yer alan Galatasarayımız'ın gruptaki rakipleri Bursaspor, Denizlispor, Gençlerbirliği Oftaş ve Sarıyer oldu. Gruplarda her takım 2 iç saha ve 2 dış saha olmak üzere toplam 4 maç yapacak. Bu maçlar sonunda gruplarında ilk iki sırayı alacak takımlar çeyrek finale yükselecek. İlk maçlar 31 Ekim 2007 tarihinde oynanacak. Galatasarayımız'ın fikstürü şöyle;

31 Ekim 2007 --> GALATASARAY - Denizlispor
6 Ocak 2008 --> Bursaspor - GALATASARAY
9 Ocak 2008 --> Bay geçiyoruz
16 Ocak 2008 --> GALATASARAY - Sarıyer
23 Ocak 2008 --> Gençlerbirliği Oftaş - GALATASARAY