31 Aralık 2008 Çarşamba

What I Want In 2009 Is...

...just a little thing!

28 Aralık 2008 Pazar

Koleksiyon #9

İlkokul yıllarımda ne anlardım ben müzikten... Hoş, şimdi de pek anladığım söylenemez ve fakat resimde görmüş olduğunuz kasedi her gün en az bir kere dinlemezsem rahat edemiyordum. Evet, gözlerine inanamayanlar olabilir ancak bu kaset en az sizin kadar gerçek ve tarafımdan bugünlere ulaştırılabildi. Karşınızda efsane albüm, Galatasaraylılar'ın arayıp da ulaşamadığı albüm; İşte Galatasaray! Tam olarak yılını hatırlamamakla birlikte albümün 1994 yılının bir ürünü olduğunu tahmin ediyorum. Kutusunu zaman içinde kaybetmiş olsam da kasedin bugünlere getirilmesinde emeğim çok :) Bu kez koleksiyonu sadece kendime saklamıyorum canlar! Aranıp da bulunamayan, Galatasaray albümleri içindeki belki de en güzeli, en değerlisi olan İşte Galatasaray'ı siz Galatasaraylılar ile paylaşmaktan kıvanç duyacağım. Üşenmedim ve kasedi CD'ye mp3 formatında çektirdim. Hem hâlâ kaset dinliyormuş gibi görünmemek hem de çok ender bulunur bu albümü yaymak amacıyla bu yola başvurdum. Rapidshare linkini vermeden evvel neydi bu albümdeki şarkılar, onları bir hatırlayalım:

1- 1905'te Ali Sami Yen'de
2- Ayı Ramazan
3- Cimbom Buraya
4- Çivi Gibi Çak
5- Ga Ga Ga Galatasaray
6- Galatasaray Marşı
7- Gül Baba Efsanesi
8- Lise Marşı
9- Ne Mutlu Galatasaray'a
10- Pupa Yelken
11- Re Re Re Ra Ra Ra
12- Şanlı Galatasaray
13- Sarı Alev Galatasaray
14- Tarihlere Sığmaz Bizim Adımız
15- We Are The Champions
16- Yollar Uzun Dikenli Taşlı Olsa da


Hotfile Linki Burada! İyi Dinlemeler!

27 Aralık 2008 Cumartesi

Beşiktaş: 66 - Galatasaray: 58

Geçtiğimiz hafta sonu futbolda karşı karşıya gelen iki ezeli rakip Galatasaray ve Beşiktaş bu hafta sonu ise potada karşı karşıya geldiler. Müsabakadan Beşiktaş 66-58'lik skorla galip ayrılırken, Galatasaray da ligdeki ikinci mağlubiyetini almış oldu. Öte yandan gündüz oynanan Tekerlekli Sandalye Basketbol Ligi'nin açılış maçında Galatasaray, Beşiktaş'ı deplasmanda 90-72 mağlup ederek lige galibiyetle başladı.

Şarkılar Seni Söyler...

...dillerde nağme adın!

25 Aralık 2008 Perşembe

Olmuş Bitmiş Bu!

Sabırlı bir taraftar olursanız siz de bir gün Arda Turan'ın otoban tarafındaki kaleye gönderdiği topu görebilirsiniz.

23 Aralık 2008 Salı

Koleksiyon #8

Bir kulübün 100'üncü yılı bir kere kutlanıyor sonuçta... Aha bu da Galatasaray'ın 100.Yıl forması. Tüm bir yıl boyunca bu formayı beklemiştim. Beşiktaş'ın 100.Yıl forması güzeldi mesela; bütün futbolcuların isimleri tek tek yazıyordu. Klasik, daha şatafatlı bir şeyler bekliyordum kulüpten. "Budur sizin 100.Yıl formanız" dediler bize. Onu bunu bırakalım da sırf 5-1'lik maçın hatrına sesimi çıkarmıyorum bu formaya...

Galatasaray: 68 - OYAK Renault: 67

Beko Basketbol Ligi'nde 11'inci haftanın kapanış maçında İstanbul Ayhan Şahenk Spor Salonu'nda savaşını ligin dibinde veren OYAK Renault'u konuk ettik. Zirveye her geçen hafta daha da sıkı tutunan ve yaklaşan zorlu maçlar öncesi kayıp yaşamak istemeyen Galatasaray bir hayli çekişmeli geçen maçtan tek sayılık farkla, 68-67, galip ayrıldı. Galatasaray'da 28 sayı ve 12 ribaundluk performansı ile göz dolduran Hüseyin Beşok eski günlerinden bir demet sunarken, galibiyetin baş mimarı oldu. Takımımız 12'nci hafta maçında karşılaşacağı Beşiktaş derbisini beklemeye başladı.

21 Aralık 2008 Pazar

Galatasaray: 4 - Beşiktaş: 2

Çok değil, bundan sadece 4-5 sene öncesine kadar Galatasaray ile Beşiktaş'ı karşı karşıya getirecek maçlar taraftarlar arasında günler önceden konuşulmaya, tartışılmaya başlanırdı. İddialara girilir, maç saatinde bulunulacak ve kadehlerin her iki takımın şerefine kaldırılacağı mekan konuşulurdu. Adı üzerindeydi aslında, derbi diye çağırıyorduk biz bunu. Ülkenin en büyük üç camiasından ikisinin futbol takımları karşı karşıya gelecekti ve tüm bu saydıklarım haliyle son derece normaldi. Başka bir şey beklenemezdi. Fakat geldiğimiz noktada görüyoruz ki işler hiç de eskisi gibi değil artık... Fenerbahçeli arkadaşlarımızla yaptığımız gibi günler öncesinden Beşiktaşlı arkadaşlarımızla önümüzdeki maçın muhabbetini yapamıyoruz mesela. Çünkü hangi arkadaşımın kapısını çalsam bir iskenderine dahi iddiaya girecek kadar güvenmiyorlar takımlarına. Tüm bunları geçtim, yenilgiyi kabullenmişliğin getirdiği muhabbeti defetme huyları var artık. Bunda suç kimde peki? Eğer ki Ali Sami Yen Stadyumu'na konuk olarak gelmiş ezeli rakibimizin taraftarları ile beraber "Kartal Gol Gol Gol"ü karşılıklı olarak söylüyorsak ve onlar da bunu metanetle karşılayabiliyorlarsa, hayır, suç kesinlikle onlarda değil; onları bu konuma getirende.
Renkdaşlarımın tamamının hissettiklerini bilecek durumda değilim fakat ben ve etrafımdaki Galatasaraylılar'ın tam olarak hissettikleri bu. Galatasaray ve Beşiktaş mücadelesi... Kâğıt üzerinde derbi... Peki ya hissettirdikleri... Bu yazıyı okuma fırsatı bulacak Beşiktaşlılar belki bana kızacak, belki de yazacakları yorumlarda işi hakarete kadar getirecekler ama ben artık bu maçlarda eski heyecanı göremiyorum. Hafta başından bu yana taraftarı olduğum takımın maçtan son derece rahat bir galibiyetle ayrılacağını biliyordum. Belki de ilk defa bir derbi karşılaşmasını ellerimi kavuşturarak, çenemi yormadan takip ettim. Sanmayın ki bununla memnunum! Maçtan sonra Beşiktaşlı arkadaşlarınıza "Az kaldı BEŞiktaş oluyordunuz" yerine "Her şeye rağmen tebrikler. Güzel maç oldu" mesajını atmışsanız eğer, sanırım halimden en iyi siz anlarsınız.
Maça gelince... Beşiktaş savunması ve Beşiktaş takım kaptanı Matias Delgado maç boyunca işimizi kolay kılan etkenler oldu. Her iki tarafın savunması birer çürük yumurtayı andırıyordu aslında, çarpışacaklar ve kırılan taraf kaderine razı olacaktı. Galatasaray gibi Beşiktaş da hücum gücünün kalitesi sayesinde maçlar kazanıyordu. Fakat şeytanın gizli olduğu ayrıntı söylüyordu ki son haftalarda Galatasaray cephesi formdayken, Beşiktaş cephesi yerinde sayıyordu. Ve fakat maçın bol gollü geçeceği belliydi ki zaten ilk 15 dakika sonunda İddaa'da üst oynayanlar ellerini enselerinde kavuşturmuşlar, sırtlarını da koltuğun en rahat köşesine dayamışlardı.
Michael Skibbe, Galatasaray'da sakatların da düzelmesiyle birlikte bir taktik değişikliğe gitmeye hazırlanıyor belli ki. Görünen o ki takımın yeni sistemi 3-5-2 olacak. Bunun savunma yönünü oturtabildiğimiz takdirde Galatasaray'ın önünde durabilecek bir rakip yok gibi görünüyor. Hakan Balta, Servet Çetin ve Fernando Meira ile kurulan üçlü stoper ve rakip hücumlarında bek görevi üstlenecek olan Barış ve Arda... Kalemizde iki gol görmüş olmamıza karşın özellikle Arda bugün bu görevi çok iyi üstlendi. Hem savunmada yapması gereken her şeyi yaptı hem de takımın hücumda sonuca gitmesine yardımcı oldu. Barış'ın ise ilk yarıda savunmaya dönmekte, ikinci yarıda da hücuma destek vermekte zorluk çektiğini gördük. Birini yaparsa ötekinden vazgeçmek zorunda kaldı diyelim. Her ne kadar yetenek olarak Barış'tan daha yoksun olsa da kondisyon olarak Sabri'nin bu anlamda daha başarılı olacağını düşünüyorum.
İleride ise bildiğiniz gibiydik. Bereket versin ki sahnede Kewell yoktu. Onun da olması durumunda olacakları tahmin edemiyorum. Arda-Lincoln ve Baros üçlüsü resitallerine devam ediyorlar. Her biri kesinlikle ayrı birer övgüyü hak ediyor. Özellikle Arda Turan, kanımca, bu sezonki en etkili oyununu ortaya koydu Beşiktaş karşısında ve yine benim şahsi fikrimce sahanın en iyisiydi. Arda dışında tabii ki bir de Lincoln etkeni var. Son zamanlarda her maç yazımda kendisine ısrarla değiniyorum, çünkü sergilediği futbolla gözlerimizin pasını siliyor ve bunu sonuna kadar da hak ediyor. Bu sezon Turkcell Süper Lig'de Gaziantepsporlu Tabata ile birlikte sanırım adından en çok söz ettiren yabancı futbolcu Lincoln. Ortaya koyduğu futbolla Fenerbahçeli Alex'in sene sonundaki akıbetini şimdiden tartışmaya açan, Beşiktaş'ın on numarası Matias Delgado'nun taraftarın hedefi olmasına neden olan isimdir ayrıca. Bu sezon Galatasaray bu denli skorer ise bunun en önemli sebebidir takımın on numarası.
Takımın en uç elemanı olan Milan Baros da gollerini sıralamaya devam ediyor. Kendisi Beşiktaş karşısında yapmış olduğu hat-trick ile birlikte son 5 resmi maçta rakip filelere tam 10 gol bırakmış oldu. Ayrıca Baros ligdeki gol sayısını da 14 çıkarıp gol krallığı yarışında en yakın rakibi Mehmet Yıldız'ın üç gol önüne geçti. Kendisi bu hızla giderse, ya da daha doğru bir tabirle Cassio Lincoln kendisini böyle beslemeye devam ederse, mümkündür Galatasaray Arif Erdem'den sonra ilk defa bir gol kralı çıkaracaktır. Baros'un Lincoln ile Ümit ya da Nonda'nın anlaştığından çok daha fazla anlaştığını da belirtmek gerekiyor. Kendisinin Galatasaray'da kariyerinin en iyi istatistiğini yakalamış olduğunu da ekleyip pası maçın hakemi Cüneyt Çakır'a atalım.
Herkesin kısmen hakem olduğu ve hakemlerin her maç sonrası cinsiyetinin sorgulandığı Türkiye'de ister inanın ister inanmayın ama Cüneyt Çakır çok başarılı bir maç yönetmiştir. Önce Galatasaray'ın Servet ile bulduğu ilk goldeki "Olmayan faul"ü olması gerektiği gibi geçiştirmiş, ardından Beşiktaş'ın bulduğu beraberlik golünden bir dakika sonra baskı altında kalmayarak Galatasaray'ın bariz penaltısını vermiştir. Matias Delgado'nun tabanına sarı kartı çıkartmayı bildiği gibi aynı oyuncunun "kart istemesini" de es geçmemiştir. Yine, Beşiktaş savunmasının Cassio Lincoln'ü durdurabileceği tek yol olan yaka paça indirme işlemini ceza sahası içinde gerçekleştirmesine de seyirci kalmamış ve ikinci kez beyaz noktayı işaret etmiştir. Tüm bunları Beşiktaşlılar'ın da onaylamasına rağmen maç sonunda yine günah keçisi ilân edilmiştir. Bu ülkede hakemler maçlara daima 1-0 yenik başlarlar ve bu güne kadar bu skoru lehlerine çevirdikleri ne yazık ki görülmemiştir.
Galatasaray bir hafta erken sona eren Süper Lig'in ilk yarısını 33 puan ile lider Sivasspor'un 1 puan gerisinde üçüncü sırada tamamladı. Ligin ikinci yarısını 17'nci hafta maçında Sivasspor karşısında açacağız. Belki de liderliği alacağımız ve bir daha bırakmayacağımız hafta demeliydim...

20 Aralık 2008 Cumartesi

Yine Yeni Yeniden

UEFA Kupası'nda dün yapılan kura çekimlerini takip ederken aklımda tek bir takım vardı: Bordeaux. İçime mi doğdu bilmiyorum ama muhtemel rakiplerimiz içinde istediğim tek takım Bordeaux'du. Rahat eleyeceğimiz gibi bir düşünceye kapılmamıştım. Fransız ekibini bu yüzden istiyordum. Zira Avrupa Kupaları'nda kimseyi küçümse gibi bir lüksümüz yok. Hele hele Bordeaux'u, hiç yok! Son iki sezondur önce Şampiyonlar Ligi'nde, sonra da UEFA Kupası'nda rakibimiz oldular ve yaptığımız 3 karşılaşmada 2 mağlubiyet 1 de beraberlik aldık. Galibiyetimiz yok yani! İşte tam da bu yüzden istiyordum Bordeaux'u. Futbol eski defterleri açmayı seviyor, biliyoruz, bu kez çok hızlı oldu. Her ne kadar geçtiğimiz sezon bize geçtikleri kıyağı unutmamış olsak da söz konusu karşı karşıya oynamak olduğunda her şey bir kenara bırakılır.
Dünden itibaren başladı yine "Lokum gibi kura" deyişleri. Biz millet olarak bunu neden yapmak zorunda hissediyoruz ki! "Çek Bir Letonya"lar hafızlarımızda hâlâ taptaze.
Galatasaray'ımız rakibiyle ilk maçını 18 Şubat 2009'da deplasmanda, rövanşı ise 26 Şubat 2009'da İstanbul'da oynayacak. Turu geçmemiz halinde ise NEC Nijmegen ile Hamburg eşleşmesinden tur atlayan takım ile 4.turda karşı karşıya geleceğiz.

18 Aralık 2008 Perşembe

Metalist Kharkiv Hakkında

Yanda logosu görülen takım Metalist Kharkiv... Bu sezona kadar bırakın Türk futbolseverleri dünyanın herhangi bir yerinde adını duymuş olan var mıydı bu takımın, merak ediyorum doğrusu. B Grubu'nun son maçında deplasmanda Benfica'yı 1-0 mağlup ettiler ve grubu 10 puan ile lider tamamladılar. Bütün liderlik hayallerimizin de içine ettiler. "Helali hoş olsun" demek isterdim ama demeyeceğim. Böyle futbol oynayan takımları Allah nasıl biliyorsa öyle yapsın. Şimdi birileri çıkıp diyebilir "Adamlar tek gol yemediler, en zor grupta 10 puan topladılar. Saygı duyun!" Duymam arkadaş, neden duyayım! Bu adamlara çok fena sinirim bozuldu bu gece. İnşallah 3.turda rezil rüsva olurlar! Sinir bu denli hakim olmuş ki bünyeme 10 yaşındaki çocuk gibi yazıyorum şu an!
Bu takım bana EURO 2004'teki Yunanistan Milli Takımı'nı hatırlatıyor. Koca bir turnuva boyunca 11 kişi savunma yapmış, kornerlerden attığı gollerle Avrupa Şampiyonu olmuşlardı. Az küfretmemiştim o zamanlar onlara!
Benfica, Olympiakos ya da Hertha lider olsaydı bu kadar koymazdı bana. Şu adamlara yenilip liderliği kendi ellerimizle verdik ya, bana rahat yok bir süre.
Artık grup ikincisiyiz. Şampiyonlar Ligi'nde ligden düşerek UEFA Kupası'na gelen sekiz takımdan biri rakibimiz olacak. Şöyle ki;

Bordeaux
Marsilya
Shaktar Donetsk
Dinamo Kiev
Zenit
Aalborg
Fiorentina
Werder Bremen

Ulan! ULAN!

16 Aralık 2008 Salı

Mersin Büyükşehir Belediyesi: 70 - Galatasaray: 75

Vallahi de billahi de maçlardan bihaber olduğum için yazmamazlık etmiyorum. Takip de ediyorum ama bloga taşıma işine biraz üşeniyor muyum ne! Aslında şu sıralar pek zaman da bulamıyorum. Son zamanlarda ben maçları yazıp çizene kadar o maçlar zaten didik didik incelenmiş oluyor.
Öte yandan Galatasaray ligde fırtına gibi esmeye devam ediyor. 10 haftayı geride bıraktık bu maçla beraber ve aldığımız galibiyet sayısı 9. Tek fireyi bildiğiniz üzere lider Efes Pilsen karşısında verdik.
Öyle işte ya... Maç yazısından çok her şeye benzeyecekti zaten bu yazı. Daha fazla kasmanın alemi yok.

15 Aralık 2008 Pazartesi

Efsaneler Ölmez!

Neredesin be! Neredesin!

14 Aralık 2008 Pazar

2 Avans 3'te Biter!

Aroma Erkekler Voleybol Ligi 10.Hafta Karşılaşması
GALATASARAY:3 - Fenerbahçe:2

13 Aralık 2008 Cumartesi

Gençlerbirliği: 1 - Galatasaray: 3

Bir halı saha maçı öncesi bir hayli koyu Fenerbahçeli olan arkadaşımla sahayı turluyoruz. Amacımız maça ısınmak, kasları gevşetmek falan filan. Biz biraz da fazla ciddiye alıyoruz halı saha maçlarını. Sanki Şampiyonlar Ligi maçına çıkıyoruz da biz de takımın en önemli ismiyiz. Küçükken tek bir hayalimiz vardı, o da futbolcu olmaktı. Hayalimin peşinden gitmemiş olmanın getirdiği pişmanlık şöyle dursun, haftada iki kez suni çim üzerinde formamızı terletmek, hesap ödetmesine de olsa top koşturmanın tarifi mümkün değil. İşte yine böyle anlardan biriydi. Hafif tempoda turluyorduk sahayı. Derken muhabbet halı sahadan gerçek sahalara kaydı. Fenerbahçe analizi yapmaya bu sezon sonuna kadar ara vermiş olan arkadaşım Galatasaray'dan girdi muhabbete. Her küslük ve ağız dalaşının faili hep bu GS-FB sidik yarışı olmuştu. Korkulanın başa gelmesini beklerken duyduğum "Galatasaray biraz ciddiye alsa bu ligin tozunu attırır, kimse de peşine düşemez" sözleri üzerine koşuyu bırakıp biraz nefes almam gerektiğini hissettim. 5 dakikalık oyunumuz yetiyormuş...
Son iki haftaya kadar kafamı kurcalayan da buydu. Belki de uzun bir aradan bu yana ilk defa bir sezona şampiyonluğun en büyük favorisi olarak başlıyorduk fakat haftalar ilerledikçe istediğimizi elde ettiğimizi söylemek bir türlü mümkün olmuyordu. Takımın UEFA Kupası'nda ciddi bir konsantrasyonla önüne geleni devirdiğini görünce ligin 5'nci ve 6'ncı sıralarına demir attığımızı görmek bir hayli garip geliyordu doğrusu. Sakatların iyileşmesiyle Vivident çiğnemiş gibi olacağımızı tahmin ediyorduk ama bunun ne vakit gerçekleşeceğini soranlara da dudak büzüyorduk. Neyse ki jeton biraz geç de olsa düştü. Takım UEFA Kupası'na verdiği önem kadar lige de asılmak zorunda olduğunun bilincine vardı. Dünkü Gençlerbirliği maçıyla birlikte bu sezon ligde ilk defa üst üste üç maç birden kazanmış oldu. Üstelik bunu 70 dakika "iyi" oynayarak başardı. Deplasmanda arka arkaya alınan iki galibiyet de takımın deplasmandaki uğursuzluğunu kırması açısından gayet önemliydi. Bundan böyle deplasman maçlarında hakim olan o tedirginlik halinden de eser kalacağını sanmıyorum.
-------------------------------------
Cassio Lincoln faktörü var bu takımda... Geçtiğimiz sezonun aksine bu sezon gerçekten de önemli. Çok değil... Steaua Bucharest maçlarının ardından bloga atmış olduğum bir "post"ta Lincoln hakkında kesin ve net ifadelere başvurmuştum. Biraz da ağzımı bozmuştum... Zira şartlar yine o günkü gibi olsa yine yazardım aynı şeyleri... Bu denli büyük umutlarla takıma kazandırılan, yoklukta bu kadar para alan bir 10 numaranın kendisine umut bağlayanlardan böylesine kaçması sinirlerimi alt üst ediyordu. Fakat her şeyi zamanına göre değerlendirmek gerekiyor. Lincoln'e olan nefretim her geçen yerine ayrı bir sevgiye bırakıyor. Lincoln bu sene yapmakla sorumlu olduğu her şeyi ziyadesiyle yapıyor. Kim dikkate alır, ne denli önemlidir ama kendisine gerçek anlamda özür borçlu olduğumu düşünüyorum. Mahalle abileri "Böyle oyna canımı ye" derler. Aynısından bir demet gönderiyorum kendisine. Cassio Lincoln bu takımın olmazsa olmazıdır bu sezon.
Lincoln-Arda-Baros-Kewell bu takımın karo ası bu sezon. Kewell'in ilk yarıyı kapatmasının ardından kare oldu üçgen. Bu isimler sayesinde Michael Skibbe de en nihayetinde oturduğu koltukta arkasına yaslanabildi.
Galatasaray ligin 15'inci haftasına konuk olduğu ve 1-0 geriye düştüğü Gençlerbirliği karşısında Lincoln, Baros ve Arda'nın golleriyle 3-1 galip ayrıldı, puanını 30'a çıkardı ve gözlerini gelecek hafta oynanacak olan Beşiktaş derbisine çevirdi.

12 Aralık 2008 Cuma

Galatasaray: 81 - Kepez Belediyesi: 68

Okuyor musunuz, okumuyor musunuz bilmiyorum ama evet, ben basketbol hakkında da bir şeyler yazıyorum. Aslında yazmaya çalışıyorum. Pek anlamam öyle basketbol denen oyundan. Ancak söz konusu Galatasaray olunca, kovalıyoruz işte biraz. Ofsayttan anlamayan insanların ofsayt gollere deli gibi sevinmesine benziyor benim basketbol bilgim.
Geçtiğimiz hafta sonu Ayhan Şahenk'te konuk ettik Antalya ekibi Kepez Belediyesi'ni. Cumartesi günü oynanan maçın henüz başında skor tabelası bozulunca maç bir gün sonraya ertelendi. Pazar günü oynanan "devam maçı"nda ise Galatasaray sahadan galibiyetle ayrıldı ve averajla ikinciliğini sürdürdü.
Bir de, tamam Antalyalı'yım ama bir lige iki Antalya takımı fazla sanki. Düşsün Kepez Belediyesi... Antalya Büyükşehir Belediyes yeter kanımca. Nasıl ki Süper Lig'de Kayseri'den iki takım görmek istemiyorsam... İşte o hesap!