Suffisamment
-
Yeterli zaman varsa, her şeyi görebilirsin.
Hınzır bir gülümsemeyle değil şaşırtmayan bir kaderin cilvesiyle.
Olacağına varırlara hep vardık. Orada vard...
2 ay önce
Bu site tamamen Galatasaray hakkında sizlere bilgi sunma amaçlı yapılmıştır. O yüzden video ya da ses dosyası gibi şeyler arıyorsanız şimdiden siteyi terketmeniz rica edilir. Beklentileri yüksek tutmak gibi bir niyetim yok. Sadece kişisel tatmin benimkisi.
Hepimiz sarı ile kırmızıya vurgun, hepimiz Galatasaray'a aşığız. Uğruna paralar harcayıp formalar alıyoruz, maçlara gidip boğazımızı patlatıyoruz ve bu durumdan bir nebze olsun şikayet etmiyoruz. Peki kaçımız Galatasaray'ın simgesinin "aslan" oluşunun nedenini biliyoruz?
Ona eşit aslında Galatasaray ile başlayıp Galatasaray ile biten her cümle, biz farkında olmasak da...
2002 yılı... Mehmet Cansun başkanlığı Özhan Canaydın'a devretmiş. Canaydın'ın vaatleri taraftarın yüzünü güldürüyor. Nasıl güldürmesin ki? Bir anda önümüzdeki 10 yılda en az 7 defa şampiyon olacağımızı, yine bu süre içerisinde 3 defa Avrupa'da final oynayacağımızı, Yeni Ali Sami Yen Projesi'ne en kısa sürede başlanacağını ve her sene 3 yabancı yıldızın takıma kazandırılacağını duymuştu taraftar.
Kısa ama uzun bir aranın ardından tekrar merhaba! Malumunuz ortalıkta yoktum 2 haftaya yakın bir süredir. Tek Yüzük'ü takmışım gibi oldu, ne iz bıraktım ne de soluk ardımda. Sıkılıyor insan bazen. Farklı şeyler arıyor. Sonra farklılıklar içinde kaybolup rutine geri dönmek istiyor. Bunu yaptım ben de bu süre içerisinde. Bu yazı boyunca yokluğumda Galatasaray etrafında dönen olaylar hakkında karalamalarım yer alıyor. Sıkı Galatasaraylılar hepsini günler önceden biliyorlar zaten. Dolayısıyla bir haber niteliği taşımayacak bu yazı. Dedim ya sadece kişisel karalamalarım. Ya da onun gibi bir şey.
Yalnızlık duvarımı paramparça etmen için ya da ne bileyim, yüreğimdeki yer yer parçalı bulutlara güneş olman umuduyla gitmiyorum peşinden. Karanlık gecede ay gibi parlayabilme, anka kuşu misali eski günlerine dönebilme ihtimalinin sırtını dayadığı umutsuzluk kütüklerinden seni azat edebilmek içindir gitmelerim peşinden. Yani, senin anlayacağın, bana bir yararın dokunsun diye değil, çorbana bir tutam tuz da ben ekebilmek için vurgunum sarına, kırmızına… Var sen bunun adını aptallık koy, benim lugatımda karşılığı aşk bu anlatının.
Ulan Galatasaray, ulan kaçınılmaz gerçeğim…
"Ne bu şiddet, bu celal" demeden giriyorum lafa. Ağır konuşacağım. Çok adi, bir o kadar da şerefsiz bir basınımız var. Olması gerektiği gibi olamayan, ya da olmayan bir basın. Siyasi ya da ekonomik yönü şu anda pek alakadar etmiyor beni. Spor medyasına ağzıma ne gelirse saydırmak istiyorum. Sözde objektifliğin bu kadarı...
O an beynimin plağına yerleştirdim Gülden Karaböcek'i. Usul usul, titrek sesiyle başladı okumaya; "Efkârım birikti sığmaz içime, bin sitem etsem de artık kadere, gülmeyi unutan yaşlı gözlere, mutluluktan bir haber ver dilek taşı"... Kırıldık kırılacak tahtadan bankın bir köşesine çekilmişim iyice. Ürpertimin haddi hesabı yok. İşte, o da oradaydı. Önceki sevdalarım gibi ırak kalmayı seçmişti bana. Aynı bankın iki ayrı köşesinde birbirlerine o denli yakın fakat yıldızlar kadar uzak iki yabancı gibiydik. Kendini çok matah bir iş yapmış gibi hisseden insanların gururu okunuyordu yüzünde. Sevdalarım beni hep yarı yolda bırakmak zorunda mıydı? Aşkımın kalesine geçtiğimde atılan şutların hepsini ıskalamak kaderim miydi? Bir dilek taşı bulsam hâlimden anlar mıydı? Denize bakan küçücük bankta onu son görüşümdü. Daima bahane edilecek bir şey bulunur başkasının kalbini paramparça edebilmek uğruna. Bu kez menüde yollar, mesafeler vardı. İştahım kaçtı o an. Bir lokma bile almadan kalkıverdim masadan. Üstü kaldı.