29 Temmuz 2008 Salı

Koleksiyon #1

Düşündüm de bloga yeni bir konsept eklemeliyim. Bu da koleksiyonumda bulunan nadide eserler olmalı diye bir kez daha düşündüm. Nadide demişken bundan 50 yıl öncesinde alınmış ürünlerden bahsetmiyorum tabii ki. Elimdeki Galatasaray ürünlerini yılları ile birlikte buraya taşımaya çalışacağım. Bu anlamdaki ilk ürün bir forma. 2001-2002 sezonundaki şampiyon takımın üzerinde taşıdığı formalardan kırmızı olanı. Formayı üreten marka Lotto. Kanım odur ki kulüp tarihindeki en basit formalar Lotto döneminde üretildi. Hani üzerindeki arma ve renkler olmasa pazarda satılsa alınmaz cinsten. İşte 2001/2002 sezonu ve düz kırmızı forma.

Aslan Nihat

Hepimiz sarı ile kırmızıya vurgun, hepimiz Galatasaray'a aşığız. Uğruna paralar harcayıp formalar alıyoruz, maçlara gidip boğazımızı patlatıyoruz ve bu durumdan bir nebze olsun şikayet etmiyoruz. Peki kaçımız Galatasaray'ın simgesinin "aslan" oluşunun nedenini biliyoruz?
Günümüz taraftarları profesyonelliğin tamamen karşısında duradursun hiçbiri geçmişte amatör ruhu sonuna kadar yaşayan isimleri bilmiyor, dolayısıyla o isimlere olan vefa borcunu da yerine getiremiyor. Araştırmak yerine hazıra konuyoruz. En büyük ezeli rakibimizi tercih eden eski futbolcumuza lanetler okuyoruz ama pek çoğumuz ne Nihat Bekdik'i biliyoruz ne de Gündüz Kılıç'ı...
Nihat Bekdik... Nam-ı diğer Aslan Nihat. Samanlıkta iğne arar gibi aranan amatör ruhun bayrak adamıydı o. Herkes bilmez adını. Galatasaray kurulmadan 3 sene önce geldi dünyaya, o andan itibaren hayat hikayesi sarı kırmızı yazıldı. Galatasaray Lisesi'nde eğitimini sürdürürken başladı hayranlığı futbola. Takıma yükselmek için de pek beklemedi. Takımı için terinin son damlasına kadar mücadele etti ve taraftarlar tarafından Aslan Nihat olarak çağırılmaya başladı. 1916 yılında başlayan Galatasaray macerası süresince sadece futbolcu olarak değil üç adım atlama, yüksek atlama, binicilik, yelken ve yüzme alanlarında da kulübüne hizmet etti. Tam 20 sene boyunca futbolcu olarak verdiği mücadelesinde ise 268 kez forma giydi.
Galatasaray ile Fenerbahçe'nin arasının açılmaya başladığı yıllarda iki takımı karşı karşıya getirecek olan Vatan Kupası'ndan bir gece önce federasyon başkanı Galatasaray'ı Milli Takım mahiyetinde Rusya'ya götürmek ister. Bunun üzerine zamanın gazeteleri ve Fenerbahçeli yöneticiler Galatasaray'ın formda olan Fenerbahçe'den korkup kaçtığını iddia edince, Nihat Bekdik; "Gitmeyip tek kişi kalsam da sizinle o sahaya çıkıp mücadele edeceğim" diye haykıran isimdir.
Galatasaray'ın ve Türk sporunun bu büyük ismi 8 yıl A Takım kaptanlığını yürüttükten ve 18 kez giydiği A Milli Takım formasını 8 defa kaptan olarak taşıdıktan sonra 1936 yılında aktif spordan çekildi. Fakat spor yapmayı hiçbir zaman ihmal etmedi. Aslan ismini verdiği teknesi ile tekne yarışlarına ve boğazı yüzerek geçme yarışlarına katıldı. 1957 yılında Demokrat Parti'den milletvekili seçildi ve 27 Mayıs İhtilâli'nin akabinde 4 yıllığına mahkum edildi. Mahkumiyeti son bulmadan, 21 Haziran 1972'de, geçirdiği bir rahatsızlık yüzünde hayata veda etti. Ardında ise sayısız rekor ve amatör ruhunu bıraktı. Fakat bunlardan da önemlisi hayatını adadığı Galatasaray'a kendi lakabını simge olarak bıraktı.

Olmasaydın...

Ona eşit aslında Galatasaray ile başlayıp Galatasaray ile biten her cümle, biz farkında olmasak da...
O olmasaydı... Bizi biz yapan en önemli değerden yoksun olacaktık.
O olmasaydı... En büyüğün bünyesinde bulunmanın gururunu bilemeyecektik.
O olmasaydı... Vişneye çalan koyuca tatlı kırmızı ve turuncudan iz taşıyan tok bir sarı lüks gelecekti bize. Sadece sarı ve kırmızı olacaktı belki de.
O olmasaydı... Ne Nihat, ne Gündüz, ne Turgay, ne Metin, ne Bülent, ne Hagi, ne Hakan...
Ama o vardı!
Hâlâ da var!
57 yıldır madden olmasa da...
ÇOK YAŞA EN BÜYÜK BAŞKAN, TEK BÜYÜK BAŞKAN!

28 Temmuz 2008 Pazartesi

Fernando Meira Galatasaray'da

2002 yılı... Mehmet Cansun başkanlığı Özhan Canaydın'a devretmiş. Canaydın'ın vaatleri taraftarın yüzünü güldürüyor. Nasıl güldürmesin ki? Bir anda önümüzdeki 10 yılda en az 7 defa şampiyon olacağımızı, yine bu süre içerisinde 3 defa Avrupa'da final oynayacağımızı, Yeni Ali Sami Yen Projesi'ne en kısa sürede başlanacağını ve her sene 3 yabancı yıldızın takıma kazandırılacağını duymuştu taraftar.
Canaydın'ın başkanlık süresi sadece 6 sene sürdü. Bu sürenin yarısından fazlası taraftarın kendisine cephe almasıyla geçti. En nihayetinde dayanamadı ve son seçimde aday olmadı.
2008 Mart ayındaki Seçimli Genel Kurul'da Adnan Polat kulüp tarihinde alınmış en yüksek oyla Galatasaray'ın yeni başkanı olduğunda pek çoklarının umutları tazelendi. Birçok Galatasaraylı'nın gönlündeki başkan artık cismen de başkandı. Yine de taraftar takım içindeki değişimin bu denli hızlı olacağını tahmin etmiyordu.
Önce Adnan Polat ve kurmayları önderliğinde camiadaki küskünlükler son buldu, birlik perçinlendi. Bu çok önemliydi mesela. Ligin kaderini belirleyen Galatasaray - Fenerbahçe maçı öncesinde kulüp tarihinde başkanlık yapmış ve şu anda hayatta olan tüm isimler şeref tribününde yan yana maçı izlerken, onlarında yanında yer alan bir tane bile Fenerbahçeli yönetici göremeyenler zaferin kimin olacağını isimleri gibi biliyorlardı. Akabinde şampiyonluk Galatasaray devrimini hazırlayan yeni yönetimin oldu ve Galatasaray tüm zorluklara rağmen hedefine ulaştı. Kasımları birilerinin ellerinde kalırken, mayısları muhteşem döndü Galatasaray'ın.
Yeni sezon öncesinde en büyük hedefin Avrupa'da özlenen günlere dönmek olduğunu bilen yönetim takıma kazandırdığı isimler ile Canaydın'ın 6 senede yapamadığını 1 ay içerisinde yapmış oldu. Yıllardır adeta sırtına yapışmış bir yafta gibi sezona şampiyonluğun en büyük adayı olarak başlayamayan Galatasaray, 2008/2009 sezonu öncesinde birçok otorite tarafından şampiyonluğun en büyük adayı olarak gösterilmeye başladı. Yıldızı parlayan isimler takımda tutuldu ve üstüne Harry Kewell gibi kalitesi tartışılmaz bir isim transfer edildi. Song gibi bir kaybın yeri ise Pepe'nin sürpriz çıkışından önce Portekiz Milli Takımı'nın değişilmez stoperi olan Fernando Meira ile dolduruldu. Meira'yı bilen bilir. Şu takımda şu kadar oynadı, şu kadar gol attı gibi istatistiklere yer yok bu yazıda. Söylenecek olan şey Galatasaray'da da gerçek Meira'yı oynayabilirse takımın yıllardır Avrupa maçlarında yediği abuk subuk gollere ilaç olacağı ve bu açıdan maruz kaldığımız makus talihimizin yerle yeksan olacağıdır. Değişime hoşgeldin Meira!

Yokluğumda...

Kısa ama uzun bir aranın ardından tekrar merhaba! Malumunuz ortalıkta yoktum 2 haftaya yakın bir süredir. Tek Yüzük'ü takmışım gibi oldu, ne iz bıraktım ne de soluk ardımda. Sıkılıyor insan bazen. Farklı şeyler arıyor. Sonra farklılıklar içinde kaybolup rutine geri dönmek istiyor. Bunu yaptım ben de bu süre içerisinde. Bu yazı boyunca yokluğumda Galatasaray etrafında dönen olaylar hakkında karalamalarım yer alıyor. Sıkı Galatasaraylılar hepsini günler önceden biliyorlar zaten. Dolayısıyla bir haber niteliği taşımayacak bu yazı. Dedim ya sadece kişisel karalamalarım. Ya da onun gibi bir şey.
  • Efendim sevinsek mi üzülsek mi bilemediğim ve düşününce trajikomik bulduğum bir haber var önce. Bayan Voleybol Takımımız geçtiğimiz sezon 2.Lig'den yükselmeyi başaramamıştı. Biraz da şansımız yaver gitti doğrusu. Marmaris Belediyesi ligden çekilme kararı alınca beklemediğimiz bir anda 1.Lig'de bulduk kendimizi. Koca Galatasaray 2.Lig'den 1.Lig'e yükselmiş. Hem de başka bir takımın ligden çekilmesi sayesinde... Hey gidi hey!
  • Giden yabancıların, özellikle de Dee Brown'un, ardından Erkek Basketbol Şubemizin yeni sezonda hedefleri hakkında şüpheye düşmüştüm. ULEB'de yarı final oynamış, sezonun bir bölümü zirvede götürmüş bir Galatasaray'ın yeni sezonda hedef küçültmesi beklenemezdi. Avrupa basketbolunun önde gelen kulüplerinden Panathinaikos'un ünlü oyuncusu Andrija Ziziç'i renklerimize bağladık. Artık o da bir Aslan!
  • 2-0 kazandığımız ilk hazırlık maçının ardından oynadığımız diğer üç hazırlık karşılaşmasından da berabere ayrıldık ki çok da fifi!
  • Kamp boyunca hangi futbolcu ile röportaj yapılırsa yapılsın hepsinin ağzından çıkan ilk cümleler Şampiyonlar Ligi'ne dair. Takım bu sezon Avrupa'da başarıya fena halde kafayı takmış. Geç bile kaldık da Milli Takım'dan dönen futbolcuların burunlarının yükselmiş olması korkutuyor beni. Yanılsam ne güzel olur!
  • Harry Kewell gibi bir yıldızın ardından yıllardır Portekiz Milli Takımı'nın savunmasının belkemeği olarak mücadele eden Fernando Meira da yeni sezondan itibaren Galatasaray formasını terletecek. Song'un gidişinin ardından karalar bağlayan bu bünye Song'dan daha kaliteli bir futbolcunun Song'un istediği paradan daha az miktara imza atması ile çiçekler açmaya başladı. Hem de kardelen mübarek!
  • Geçtiğimiz sezon Bayanlar Basketbol Ligi'ni finalde kaybeden ve FIBA EURO Cup'da Final Four'a dek yükselen Bayan Basketbol Takımımız'da bu sezon hedefler daha büyük. Yıllar öncesinin "Yenilmez Armada"sına yeniden hayat vermek isteyen Adnan Polat yönetimi takıma çok değerli yabancı oyuncular kazandırdı. WNBA'in iki büyük yıldızı Seimone Augustus ve Taj McWilliams Franklin artık Galatasaraylı. Bekleyin ulan!
  • Işıl Alben ve Esra Şencebe de yeni sözleşme imzaladılar ki tadından yenmez.
  • Boğaz'a da sarı-kırmızı çok yakışıyor.

27 Temmuz 2008 Pazar

Esra Şencebe

O biiir... dünya güzeli!
O biiir... Galatasaraylı!
O biiir...

Bir Garip Aşk Hikâyesi

Yalnızlık duvarımı paramparça etmen için ya da ne bileyim, yüreğimdeki yer yer parçalı bulutlara güneş olman umuduyla gitmiyorum peşinden. Karanlık gecede ay gibi parlayabilme, anka kuşu misali eski günlerine dönebilme ihtimalinin sırtını dayadığı umutsuzluk kütüklerinden seni azat edebilmek içindir gitmelerim peşinden. Yani, senin anlayacağın, bana bir yararın dokunsun diye değil, çorbana bir tutam tuz da ben ekebilmek için vurgunum sarına, kırmızına… Var sen bunun adını aptallık koy, benim lugatımda karşılığı aşk bu anlatının.

Sevdadandır!

Ulan Galatasaray, ulan kaçınılmaz gerçeğim…
Her sabah gözlerimi sana açıyorum ya,
bu zaman zaman sorgulamama neden oluyor mantığımı.
“Ulan” diyorum,
“işim mi yok, gücüm mü yok benim.”
Belki de hem işimsin hem de gücüm,
ve ben bunun farkına dahi varamayacak kadar sarhoşunum.
Kaç ay oldu be?
Son hafta maçıydı…
Vurduk patladı, çaldık oynadı.
Suyun öteki tarafı çıldırdı.
Geri dönüşleri sevmem ya
bu yüzdendir her yerde karşıma çıkışları.
O gün bugündür ayrıyız seninle…
Hasretin rengi sarı derler…
Benim için sarı kırmızı.
Ama çok fena bileniyorum,
tahmin bile edemezsin.
Sıradaki buluşmayı iple çekiyorum…
Bil ki arayı ne kadar uzun tutarsak, o kadar güzel olacak.
Şimdilik kilometreler var elimde,
eylüle kadar sayılı günlerim…
Ha, unutmadan…
İnsan bu yaşında bile bir gece yarısı kalbinde şiddetli bir ağrıyla uyanabiliyormuş.
Önemsemedim…
Annem diyor ki, sevdadanmış!
Aldırmıyorum.

14 Temmuz 2008 Pazartesi

Pause

Unutulmaz Sözler - Volume 6

“Tarih borçları değil, kupaları yazar.” (Coşkun ÖZARI)

Efsaneler #3 - Gündüz Kılıç

Bir Babadan Öte...






































12 Temmuz 2008 Cumartesi

Tarafsız Basın

"Ne bu şiddet, bu celal" demeden giriyorum lafa. Ağır konuşacağım. Çok adi, bir o kadar da şerefsiz bir basınımız var. Olması gerektiği gibi olamayan, ya da olmayan bir basın. Siyasi ya da ekonomik yönü şu anda pek alakadar etmiyor beni. Spor medyasına ağzıma ne gelirse saydırmak istiyorum. Sözde objektifliğin bu kadarı...
Geçtiğimiz sezon başında Karl Heinz Feldkamp'ın yaşını öyle bir dert ettiler ki sanırdınız adam sahaya çıkacak ve top peşinde koşturacak. Başarısız olması için öyle bir taktılar ki adama Galatasaray taraftarları arasında bile bu görüşlere katılanlar oldu. Maksat Fenerbahçe'nin önünü açmak ve Galatasaray'ı yıpratmaksa her daim her yol mübahtı onlar için. Geçen sezon başındaki durumun bir benzerini Fenerbahçe yaşıyor şimdi. 70 yaşındaki Luis Aragones'i futbol takımlarının başına getirdiler. Yalnız Feldkamp'ın yaşadıklarının tam aksine medya Aragones'i yere göğe sığdıramıyor. Eh be adiler, eh be şerefsizler... Hani bir teknik direktörün yaşını bu kadar dert ediyordunuz? Şimdi yaş tecrübe mi oldu?
İkinci perde...
Arda, Mehmet Topal, Servet... Hangi birini saysam ki? Kaç gündür bu isimleri yurtdışına göndermek için adeta bir kampanya başlattılar. Her bir futbolcunun ağzından yazdıkları demeçlerde hepsinin de Avrupa'da oynamak istediklerini okuyoruz. Yapmayın ya? Ulan sinirden de yazamıyorum ki! Ne zaman emelinize ulaştınız da bundan sonra ulaşacaksınız? Böbürlenmeyin lan, sizden büyük Galatasaray var!

10 Temmuz 2008 Perşembe

7 Fark?

Fark mı? Çok olsa benzerlik...













Madalyon Koleksiyonu

Yıl 1997. Benzin istasyonlarının "Şu kadar akaryakıt alana şu hediye" kampanyaları yeni yeni hüküm sürmekte. Bir benzin istasyonu bu kampanyalarından birinde ilginç bir yola başvurmuştu. Malum, futbolla yatıp futbolla kalkan bir ülkeyiz. Üç büyüklerin o yılki kadrosunda bulunan futbolcuların resimlerinin basılı olduğu madalyonlar vermeye başlamıştı Shell. Her seferinde farklı bir madalyon çıkıyordu bahtınıza. Koleksiyonu tamamlamıştım. Solda resmini görebilmeniz mümkündür. Tek üzüntüm geride bıraktığımız 11 sene içersinden Fatih Terim madalyonunu kaybetmiş olmam. Gördüğünüz resimde kimler mi var? Volkan Kilimci, Iulian Filipescu, Bülent Korkmaz, Vedat İnceefe, Bekir Gül, Suat Kaya, Tugay Kerimoğlu, Gheorghe Hagi, Hakan Ünsal, Hakan Şükür ve Adrian Ilie. Yıllardır çalışma masamın en güzel yerini süsler.

7 Temmuz 2008 Pazartesi

Sevdan Olmasa

O an beynimin plağına yerleştirdim Gülden Karaböcek'i. Usul usul, titrek sesiyle başladı okumaya; "Efkârım birikti sığmaz içime, bin sitem etsem de artık kadere, gülmeyi unutan yaşlı gözlere, mutluluktan bir haber ver dilek taşı"... Kırıldık kırılacak tahtadan bankın bir köşesine çekilmişim iyice. Ürpertimin haddi hesabı yok. İşte, o da oradaydı. Önceki sevdalarım gibi ırak kalmayı seçmişti bana. Aynı bankın iki ayrı köşesinde birbirlerine o denli yakın fakat yıldızlar kadar uzak iki yabancı gibiydik. Kendini çok matah bir iş yapmış gibi hisseden insanların gururu okunuyordu yüzünde. Sevdalarım beni hep yarı yolda bırakmak zorunda mıydı? Aşkımın kalesine geçtiğimde atılan şutların hepsini ıskalamak kaderim miydi? Bir dilek taşı bulsam hâlimden anlar mıydı? Denize bakan küçücük bankta onu son görüşümdü. Daima bahane edilecek bir şey bulunur başkasının kalbini paramparça edebilmek uğruna. Bu kez menüde yollar, mesafeler vardı. İştahım kaçtı o an. Bir lokma bile almadan kalkıverdim masadan. Üstü kaldı.

Aşklarımda kaybetmeye mahkumdum ben. Öyle gelmişti ve görünen oydu ki öyle de gidecekti. İnsan bir zaman sonra isyan etmeyi de bırakıyor hani. Öyle anlarda - yani sakin kafayla düşünebildiğiniz anlardır kastım - yanıbaşınızdaki, uzun zamandır beraber olduğunuz sevdanız aklınıza geliveriyor birden. Dönüp ondan özür diliyorsunuz, affetmesi için yalvarıyorsunuz. Yine de kırmıyor o sizi. Durumunuzu adı gibi biliyor, olduğunuz gibi kabullenmiş. Bu yüzden sevmiyor musunuz zaten birbirinizi? Demem o ki efendim, her sevdanın sonunda dilek taşına başvurmuyorum. Ortamı ümitsizliğe boğan Gülden hanıma ayıp ederek kendisini plaktan alıyorum. Arka odada bulunan radyonun sesini açıp da gelmişim iyi ki. Yoksa duyamazdım; "Hayat sevince güzel, sevince başka güzel..."

Hayatımda iki defa çok sevdim. Her ikisinde de gözlerine toz kaçan taraftım. Öyle anlarım oldu ki sevda denen şeye lanetler savurdum. Mutlu çiftler şakaydı benim gözümde. Bir süre sonra mantık çerçevesinin içinden bakabilmeyi öğrenince farkına vardım ki zaten bir sevdam vardı benim. En sıkıntılı olduğum anlarda karşılık gözetmeden yanımda olan bir sevda hem de. Onu örtünüyorum üzerime üşüdüğümde bile. Sarı kırmızı bir sevda benimki. Anne-baba demeden adını telaffuz ettiğim bir aşk; Galatasaray.

Yolları, mesafeleri dert etmiyoruz onunla. Kavuşmak için arada kalan her vakit hasret katsayımıza tavan yaptırıyor. Şu dünyadaki belki de tek gerçeğim o benim. Her bira şişesinin dibinde gözlerime görünenim, yağmurda yağmurluğum, dertlerime ortağım, yalnızlığımı yok edenim, anlamsız hayatıma anlam katanım, tutunacak dalım, gölgesinde huzurla uyuyabileceğim ağacım, pek çok şeyim... Her şeyim!

Her şeyim... Sadece abartım değil. Eğer ki her gün midemi şişirip, susuzluğumu gideriyorsam, bu yaşamayı çok sevdiğimden değil, sarı kırmızı ile bir gün daha geçirebilmek istediğim içindir.