29 Kasım 2008 Cumartesi

Galatasaray: 83 - Miyagi MaX: 46

2001 yılında futboldaki kıtalararası turnuvada Avrupa'yı temsil etme hakkımız son anda elimizden alınmış olsa da 2008'de bunu tekerlekli sandalye basketbol takımımız ile gerçekleştiriyoruz. Japonya'da düzenlenen turnuvada her kıtanın temsilcisinin katılımıyla gerçekleşen Kıtalararası Kupa'nın Avrupa kıtası temsilcisi olan Galatasaray'ımız, turnuvadaki ilk maçında Asya kıtası şampiyonu ve Japonya temsilcisi Miyagi MaX'ı 37 sayılık bir farkla saf dışı bıraktı. Bu kupadan sonra sıra Gezegenlerarası Kupa'da dünyayı temsil etmeye gelecek inşallah!

Galatasaray: 0 - Metalist Kharkiv: 1

Ne diyeyim ki? Maç hakkında söylenmesi ve söylenmemesi gereken her şey dün geceden beri yazılıyor zaten. Birkaç gündür zaten keyfim yoktu, iyiden iyiye kaçmış oldu. Pek bir kaybım yok sanırım. O değil de Benfica'yı deplasmanda devirdiğimizde bu Emre değil miydi aslan kaplan ilân edilen? Geçen sezonun son maçında en fazla alkış alan bu Servet değil miydi? De Sanctis için demiyor muyduk "Bu adamın bonservisini almalıyız" diye. Bir maçta mı değişti her şey? Bu kadar mı nankörüz? Dün sahada bizden daha iyi bir ekip vardı. Maçı baştan sona üstün götürdüler ve hak ettikleri bir galibiyeti aldılar. Orta sahada yaptığımız top kayıplarının başımıza iş açacağı belliydi. Ama bu Ayhan'da, Barış'ta, Volkan'da olmadı da Servet'te oldu. Kabağı Servet'in başında mı patlatalım yani? Buysa bizim Galatasaray'a olan bağlılığımız ve futboldan anladığımız, bence Fotomaç okumaya devam edelim.
Dün gruptan çıkmayı zora sokmadık. Sadece Benfica deplasmanında elde ettiğimiz liderlik avantajından feragat etmiş olduk ki bunu da düzeltebilmek yine bizim elimizde. Zaten zor bir süreçten geçiyoruz, ben diyorum ki karalar bağlamanın lüzumu yok.
Kafamda tek bir soru var sadece... O da maç hakkında değil, Milan Baros hakkında... Biz bu adamı keşke voleybol takımımıza transfer etseydik.

25 Kasım 2008 Salı

Kan Grubu

Bir arkadaşım sordu geçen gün "Bir yakınıma 0 rh negatif kan gerekiyor, senin kan grubun nedir?"
"Başka birine sor" dedim, "benimki gs rh negatif!"

24 Kasım 2008 Pazartesi

Ankaraspor: 0 - Galatasaray: 0

Fırtına kulübeye de uğrar diye çok bekledim ama...

Galatasaray: 71 - Pınar Karşıyaka: 55

Karşıyaka taraftarı Özgür'ün bir hafta kadar önce elim şekilde hayatını kaybedişi, tribünleri dolduran az sayıdaki Galatasaray taraftarının buna kayıtsız kalmayışı ve tabii ki sporun olmazsa olmazı: Skor! 7'de 6 yaptık... Adım adım gidiyoruz!

21 Kasım 2008 Cuma

Erdemirspor: 53 - Galatasaray: 63

Galatasaray, Efes Pilsen mağlubiyetinin ardından deplasmanda Erdemirspor ile karşı karşıya geldi. Maçtan 10 sayılık farkla galip ayrıldık. Fakat ben başka bir konuya değineceğim sanırım. Sanmıyorum hatta, öyle. Yıllarca bu ülkede salonların boşluğundan, basketbola olan ilgisizlikten dem vurduk. Son iki senede hem salonlar dolmaya başladı hem de basketbol ligi daha bir ilgiyle takip edilir oldu. Hiç kuşkusuz bunda kulüplerin yatırımları büyük önem taşıdı. Belki de Ülker'in yatırımı, bilemeyeceğim orasını. Ancak daha ilgi yeni yeni çekilmeye başlanmışken nedir bu ligi şifreli kanaldan verme işi? Sorarım size, dünyanın en prestijli ligini bile şifresiz izleyebiliyorken kendi ligimizi şifreli izlemek zorunda oluşumuzun mantıklı açıklaması nedir?

19 Kasım 2008 Çarşamba

Koleksiyon #7

2002 yılında Lucescu yönetiminde alınan şampiyonluk ve elde edilen "Yüzbaşı" rütbesi... Ne günlerdi ama... Kalbimizden dudaklarımıza vuran "Benim gönlüm sarhoştur yıldızların altında..." melodisi ve bir türlü yatışmayan şampiyonluk coşkusu. O yılın temmuz ayıydı yanılmıyorsam. Galatasaray Dergisi yayın hayatına başlamıştı. Zamanlama müthişti. Üç yıldızlı bir dergiydi. İlk dergiyi ne de büyük bir heyecanla satın almıştım. Okumuştum, okumuştum... Fakat bir kusuru vardı. Derginin ilk sayısı basım hatası nedeniyle sayfa sayfa kopuyordu. Bu duruma canım sıkılmıştı. Neyse ki öyle bir sorun yok artık. Bu da böyle bir anımdır. Resimde tamı tamına 73 sayı var. Almanaklar da cabası...

17 Kasım 2008 Pazartesi

Korkutma Bizi

Aman Arda, aman...

Anket Sonucu

Anketimiz sonuçlandı. Benfica zaferinin ardından bir gazla verilmiş oylar Fenerbahçe maçının ardından farklı seçeneklere kaydı. Ankete katılan 41 kişinin 20'si bu sezon UEFA Kupası'nda finale kadar gideceğimiz yönünde oylarını kullanmışlar. Kadıköy yolculuğunun çok zorlu olacağını düşünenler de az değil; 10 kişi. "Daha erken, büyük konuşmayalım" diyenlerin sayısı da 8. Çeyrek finalden ötesini göremeyeceğimize inananlar 2 kişiyken, Kupa'nın rüyalarını süslediklerinin sayısı ise sadece 1. Katılan herkese teşekkür ediyorum.

Galatasaray: 2 - İstanbul Büyükşehir Belediyespor: 0

Her şeyimizden vazgeçtik. Bir tek Galatasaray'dan vazgeçemiyoruz. Bize yaptığı tüm işkencelere karşın yine de sırtımızdaki formayı sıvazlıyoruz. Belki birkaç kamçı daha yeriz, pek önemi yok. "Batan kendi gülümüzün dikeni olsun" üstümüzü başımızı düzeltiyoruz, yolumuza devam ediyoruz. Bir haftadır yüzümüz gülmüyor... Ne tadımız kaldı ne de tuzumuz ama gidecek başka yolumuz da yok Galatasaray'dan başka. Hayatımıza katmışız bir kere, kaçışlarımız bile sana be Galatasaray!
Zar zor kalkılan bir pazar sabahı. Sabahtan kasıt; 14:00. Bunun nedeni içinde bulunulan sınav haftası olabilir bittabi. Sabahlara dek uzanan ve küçük bir masa lambası eşliğinde son bulan geceler. Masanın bir hayli rahatsız edici zeminine çeneyi dayamak ve boyun ağrısıyla yeni güne başlamak... Koymuyor aslında pek, alışmışız rahatsızlığa, acılara bir de...
Kendimize ayıracağımız bir zaman yok. Yolda yaparız kahvaltımızı da bir simit eşliğinde. Var mı daha ötesi? Apar topar ayağa geçirilen bir kot, üzerine çekilen bir forma ve soğuk bir İstanbul gününde ısınmamızı sağlayacak
sarı-kırmızı bir atkı... Başka da bir şeyimiz yok yanımızda. Umutlarımızı evde bırakıyoruz, fazlası her daim sakatlık çıkarıyor başımıza. Haftalık ibadetimizi yerine getirebilmek uğruna düşüyoruz Ali Sami Yen'in yollarına...
Midemiz isyan ediyor bize, başımız da öyle. Sağlam bir yerimizi bulsak ellerimizi göğe kaldıracağız. Vapura bindiğimizde ancak farkına varıyoruz belalı yakadan ayrılmaya meylettiğimizin. Bir marş tutturuyoruz usulca. Yanımızdaki teyze kafasını çevirip dikiyor gözlerini yüzümüze. Çok da suratsız... Halimizden anlıyoruz en nihayetinde. O başını çeviriyor, biz de çenemizi kapatıyoruz.
Ali Sami Yen Sokak bir garip. Bilmesek maç olduğunu hatırlatacak bir nişâne de yok. Herkeste aynı ruh hali ve kalkmayan başlar olmazsa olmazımız. Bir gülümsemedir alıyor bizi... Yüzümüze bakanlar çok şey anlıyor aslında.
Başımıza sarılıyor bir karaborsacı. Eski Açık biletlerimize talip olmuş. Yeni Açık ile değiştirmeye uğraşıyor. Bir kafa çakasım geliyor.
"Be okul çocuğu, yasal ol lan biraz"
En nihayetinde mabetteyiz. Kayserispor maçındaki gereksiz protestodan eser yok. Mabedin her daim boş koltukları dışında yine boş yer yok. Birden uzun bir aranın ardından yeşil zemini süsleyen parçalı formayı görüyoruz. Kulağımıza çalınan "Şereftir seni sevmek..." ile koyveriyoruz kendimizi. Farkındayız tüylerimizin dikenliğinden ama aynı şeyi gözyaşlarımız için söyleyemiyoruz. 9 Kasım'da Kadıköy'de bıraktığımız yaşlar onlar bizim. İyi dayanmışız... Son bir gayretle çıkarıyoruz ağzımızdan: "Ulan Gaassaray!"
90 dakika sürecek olan günah çıkarma işlemi maestronun bir işareti ile başlıyor. Anlatılacak bir şey yok ama. Tanık olduğumuz en kötü akşamlardan biri mabette. Lincoln ve Kewell ağlayan çocuğun eline küçük bir şeker tutuşturup gecenin tatlı bitmesine vesile oluyorlar. Yakalarımızı kaldırıp sırtımızı döndüğümüzde, ışıklar da sönmüştü.
Biz kötü gününde kalmayı seçtik Galatasaray!

Olmasaydı Sonumuz Böyle...

Ne Azrailmiş be arkadaş!
Peşimizi bırakmıyor bu sıralar...
Ulan hayat, adaletine de sana da...
...kırmızı kart!

Galatasaray: 84 - Efes Pilsen: 91

Garip ve sinir bozucu bir havası vardı cumartesi gününün. Pazar günleri nasıl bir sıkıntı kaplıyorsa insanın içini geride bıraktığımız cumartesi gününün üzerimizde yarattığı etki de bunun bir benzeriydi. Kapıya dayanmış vize haftası, başına oturulan ders kitaplarının ve projelerin bir türlü bitmek bilmezliği, üstüne üstlük aynı salonda arka arkaya oynanacak olan iki derbinin kana karışan heyecanı... Ayhan Şahenk'te önce Fenerbahçe'yi konuk ettik. Bayan basketbol takımımız Cumhurbaşkanlığı Kupası'nda farklı mağlup ettiği rakibini bu kez ligde kendi seyircisi önünde mağlup etmek gayesiyle çıktı parkeye. Evdeki hesap çarşıya uymadı. Rakip Fenerbahçe'yse, zaten genellikle hesaplar çarşıya uymuyor bizde. Makus talihimiz midir, yoksa gerçekten bahtsız mıyız, bilemiyorum. 6 gün içerisinde ikinci Fenerbahçe mağlubiyetimizi aldık. Sonrasında Efes Pilsen maçı vardı. Ne moral kalıyor ne de başka bir şey tabii. Boynumuza doladığımız atkının hatrına oturmuyoruz yine de yerimize. Skora bir etki yapmaya çalışıyoruz son bir gayretle ama nafile. Sahadaki beşli tribünden de kötü olunca günü iki mağlubiyetle kapatıp, ders kitaplarının başına geri dönüyoruz.

15 Kasım 2008 Cumartesi

Kapatıyoruz!

El şeyiyle gerdeğe girersen...

14 Kasım 2008 Cuma

Galatasaray: 1 - Kayserispor: 0

Galatasaray karşılaşmadan 90'ıncı dakikada Aydın'ın ayağından gelen golle 1-0 galip ayrıldı ve ikinci maçlar sonunda Türkiye Kupası grubundaki puanını 4'e çıkardı. Fakat bu gece skordan veya oynanan oyundan ziyade söylenecek çok fazla şey var.
Öncelikle; ilk 5 dakikada Kapalı Tribünün önderliğinde 4-1'lik Fenerbahçe hezimetini protesto etti Ali Sami Yen! Bu protestonun hangi akla hizmet ettiği ve neyi amaçladığını tartışmak için başlı başına bir televizyon programı gerekli. Hayır, neyin suçunu kimden soruyorsunuz? Protesto ettiğiniz Fenerbahçe maçındaki skorsa eğer, söz konusu 5 dakikalık periyodun ardından yapılan ilk tezahürat neden "Sen şampiyon olmasan da, Fener'e de koymasan da..." oluyor?
Bir diğer husus... Bu akşamki maçtan sonra kimse bana çıkıp da "Anadolu takımları neden başarılı olamıyor?" diye sormasın. Çünkü bu sorunun cevabı ne hakemler ne de bu kulüplerin yetersizlikleri... Öncelikle Anadolu kulüpleri top oynamayı amaçlayacak, oynatmamayı değil. Sertlikle nereye kadar mücadele verebilirsiniz ki? Hayır, hakemlerin Galatasaray'a karşı işbirliği yaptıklarını zaten biliyoruz da sahada top koşturanlar da insan be dostlarım. Onların da iki bacağı, iki kolu, bir başı var! Sen sertliğe prim tanı, güzel de, adamın kafasının yarılmasına, bacaklarının kırılmasına da göz yumma. Rakip Kayserispor maçın başından sonuna kadar sahada Uzak Doğu dövüş sanatlarını en uç noktasında kullandı. Son dakikada golü kalelerinde görünce de çileden çıktılar. Sabri, Aydın'a "Daha sert gir" demişmiş! İyi demiş! Bir taraf 8 kişi tamamlayabileceği maçı sadece 2 sarı kartla tamamlarken, diğer taraf kart yiyeceği korkusuyla en basit toplara bile müdahale edemez hale geldi. El insaf!
Bir de Türkiye Ligi Avrupa'nın en pahalı 6'ncı ligi olmuş. Yesinler o ligi! Türk futbolunu La Liga'ya da çevirseniz bu kafayla yönetildiği sürece bir halt olmaz bizim futbolumuzdan. Türkiye'deki de futbol mu Allah aşkına! Ne zevk kaldı ne de başka bir şey anasını satayım...

10 Kasım 2008 Pazartesi

galATAsaray

Yine geldi bir 10 Kasım.
Üzülüyorum be Atam!