9 Kasım 2008 Pazar

Kasımlar Hüzün, Mayıslar Şölen!

Gel Mayıslarım Geeeeel!
Özledim lan seni!

Fenerbahçe: 4 - Galatasaray: 1

Ölüm Olsa Vazgeçmeyiz!

Saldırsana Galatasaray!

Gül Baba'yla okul aldık saraydan
Ali Sami Yen'le sporu seçtik
1905'de güneşle geldin
Armağansın bize Galatasaray!

Gönlümüzde yanan hırs derin hazdır
Şampiyonluk renklerimize hastır
Yıldız gibi parlıyor kupaların
Dün gibi kalacak anıların


Biz kapıldık bir delikanlı rüzgâra
Yaşlandık fakat ihtiyar olmadık
Kırmızıyı bayrağımızdan aldık
Sarı alev Galatasaray!

Hep geldi nesiller değişti nöbetler
Bayrağımız elden ele sonsuza
Dalgalanır sarı kırmızı renkler
Parlayacak Galatasaray!
Şahlanacak Galatasaray!

8 Kasım 2008 Cumartesi

Gül Baba'yla Okul Aldık Saraydan...

Altın bir güneşsin sen okulum
Neşem sarı kırmızı güller
Yüreğimde her şey değişse de
Sana özlemim değişmez okulum...

Galatasaray: 76 - Selçuk Üniversitesi: 70

Yenilmez Armada kazanmaya devam ediyor. Son derece çekişmeli geçen müsabakada, Ayhan Şahenk'te konuk ettiğimiz Mutlu Akü Selçuk Üniversitesi'ni 76-70 mağlup ederek Beko Basketbol Ligi'nde 4'te 4 yaptık. Her iki takımın da zaman zaman birbirine üstünlük kurduğu maçta, Galatasaray'ımız özellikle Antonio Graves'in 25 sayı ve 3 ribaundluk performansı ile galibiyete uzandı. Dejan Milojevic de 13 sayı ve 13 ribaund ile double-double yaparak çılgın attı. Maç boyunca rakibini 19 top kaybına zorlayan sarı kırmızı formalılar özellikle ikinci yarıdaki etkili oyunuyla zafere ulaştı.

"Ben Galatasaray'a İnanıyorum"

Unutulmaz Sözler - Volume 13

“Bir gün ayağa kalkarsam bu Galatasaray sevgisi sayesinde olacak.” (Sezgin ÖZCİMBOMLU)

7 Kasım 2008 Cuma

İtalyan

Morgan De Sanctis... Nam-ı diğer İtalyan! Öyle ya, Galatasaray taraftarı kendisini böyle çağırıyor. Hoş da oluyor. Kendisi "Galatasaray her zaman kaleciden yana şanslıdır"ın son ve canlı kanıtı. Kulübün tarihine bakarsak her büyük zaferde başrolde illa ki bir kalecinin olduğunu görürüz. Neuchatel karşısında Simoviç, Parken'de Taffarel, Anfield'da Mondragon... Sıra İtalyan'da... Benfica maçında yaptığı kurtarış efsaneydi, evet ama biz bu maçı maçtan saymıyoruz. Çok daha iyi maçlar çıkaracak inşallah! Daha UEFA Kupası'nı kaldıracak inşallah!

SL Benfica: 0 - Galatasaray: 2

Nereden başlanır, nasıl anlatılır bilemiyorum. Aslında kelimeler yan yana geldiğinde Galatasaray'ın yıllar sonra Avrupa'da yüzlerimizi güldürebilmiş oluşuna mantık dahilinde bir cümle kurulabileceğine de pek inanmıyorum. Kesin olan bir şey... O da Galatasaray'ın yıllar sonra bizleri içmeden sarhoş etmiş olduğudur. Bir zamanlar Avrupa maçlarını nasıl içimiz kıpır kıpır izlemişsek, o ruhu, hazzı bizlere yeniden aşılamış olmasıdır. Dün akşam Portekiz'de dünya futbol kulüpleri sıralamasında 18'nci sırada kendisine yer edinen Benfica'yı Işığın Stadı'nda karanlığa boğduk. Son birkaç gündür dillere pelesenk olmuş "Galatasaray Benfica'ya zaten yenilecek, dolayısıyla Kadıköy'ü düşünmeli" saçmalığına kulaklar tıkandı, gözler kapandı, vazife yapıldı. Kimse bilmiyor muydu ki Galatasaray hiçbir zaman yerel düşünmemiştir? Kimse bilmiyor muydu ki bu takım Avrupa Fatihi payesine kolay erişmemiştir? Yıllardır hiç mi bir şey öğretemedik biz sizlere? Yoksa öğrenmek mi istemiyorsunuz?
1999'a el sallamaya hazırlandığımız günlerde AC Milan'ı Avrupa Kupalarının dışına tekmelediğimizde Galatasaraylılar'ın ağzında tek bir söz vardı: "UEFA Kupası"... Çok dalga geçildi, hâlâ atılacak bir çamur illa ki bulunuyor. Ancak o sezon verilen sözler tutuldu. Takım Avrupa'da bir farklı oynuyordu. O günlerde imkansızın aslında Galatasaray lugatında yer almadığını anlattık biz.
Hayatı yeni yeni kavramaya başlamış bir çocuktum. 17 Mayıs 2000 gecesi heyecandan kendimi tuvalete kapattığımda henüz 14 yaşımdaydım. O vakitler kupanın heyecanını pek fazla yaşayamadığıma hayıflanmıyorum aslında. Evet, zaman zaman "Galatasaray keşke şu yaşımdayken oynasaydı finali" diyorum. Bir şeylerden feragat etmek, bir arkadaşın sırtına okkalı bir tokat yapıştırıp "Yürü lan gidiyoruz" demek güzel olurdu. Bunun hayalini kurdum hep. Fakat şanslıydım. Hayıflanmamamın su götürmez sebebiydi bu. Ben görmüştüm o kupanın Büyük Kaptan'ın ellerinde yükseldiği anı. Dün gibi de hatırlıyorum ya, yeterdi aslında. 18 Mayıs 2000'de doğanlar ne yapsındı...
Ondan sonra takip eden hiçbir Avrupa maçında yerimde oturamadım. Her Şampiyonlar Ligi maçında annem tarafından evden kovulurdum, istikametim ise teyzem olurdu. Kuzenimle ayakta izlerdik maçları. Oturmamak totemimizdi... 20002'den sonra ise Avrupa ile aramıza kara kedi girdi. 2008'e gelindiğinde Avrupa Fatihi unvanının geri alınma vakti çoktaaan gelmişti. Biz yine "Final" dedik, başkaları "Tabii tabii" dedi. Çok benzer bir senaryo...
Olympiakos maçında belliydi aslında. Takım bu sezon Avrupa'da başarıyı gerçekten istiyordu. Hatta dünkü maçtan sonra söylenebilir ki Galatasaray'ın bu sezonki tek konsantrasyonu UEFA Kupası üzerine... Ligdeki lakaytlığı ancak bununla açıklayabiliriz. Lige yeterince konsantre değiliz... Ölümüz de götürür bu boktan ligi, o ayrı...
Dün sabah Galatasaraylılar'ın birçoğu beraberliğe razıydı. Ancak maç başladıktan sonraki ilk 5 dakika aslında maçın nasıl geçeceğini özetler gibiydi. Dakika 2 Lincoln, dakika 5 Ümit... Henüz maçın başında iki farklı öne geçme şansından yararlanamadık. Aslında Estadio Da Luz'da Galatasaray'ın teslim olmayacağı, hatta galibiyete gideceği mesajını aldık. İlk yarının ortalarına doğru Benfica'nın bulduğu net bir pozisyon kendileri için maçın bittiği yerdi. De Sanctis'in harika bir refleksle çıkardığı top Benfica'nın maç boyunca üretebildiği tek net pozisyon olarak kayıtlara geçti. Ancak Galatasaray beklenenin aksine açık oynuyordu. Tıpkı 2000 yılında Dortmund, Leeds, Milan, Arsenal, Mallorca demeden yaptığımız gibi... İkinci yarıda Benfica'nın ilk maçta yaşadığı puan kaybını da düşünerek biraz olsun yükleneceğini sandık. Ancak Galatasaray işi şansa bırakmamaya niyetliydi. Reyes, Di Maria, Nuno Gomes ve Aimar gibi isimler Ayhan'a, Emre'ye, Arda'ya teslim oluverdi bir anda. Kim ne derse desin dün akşam saz Galatasaraylı futbolcuların elindeydi, onlar ne söylerse Işığın Stadında o çalınacaktı. Öyle de oldu... 51'de Lincoln'ün "Al da at"ı ile topla buluşan Baros böyle deplasmanlarda kaçırılmaması gereken bir pozisyonu harcadı. Pozisyonun devamında Lincoln korneri arka direğe gönderdi, Servet toğu indirdi, Emre Aşık da sol voleyi ağlara gönderdi... Ben ise evdeki hangi arkadaşıma sarılacağımı düşünüyordum o sırada. Ve Emre Aşık tabii ki... İlk defa futbol maçı izleyen bir adam Emre'nin 35 yaşında olduğuna inanmaz herhalde. Profesyonelliği ve yeteneği ile bana her daim Cannavaro'yu anımsatmıştır. Dün akşam harika oynadı, bir de gol attı. Attığı gol ile bana ayrı bir mutluluk verdi.
Avrupa maçlarını kalabalık arkadaş ortamında izlemenin uğurundan vazgeçmiş olmam mıydı 6 sene süren bekleyişin sebebi? Dün akşam eve aklıma gelen bütün Galatasaraylı arkadaşlarımı davet ettim. Böyle maçların havasına girebilmek için gerekli olan bilimum içkiye annenin memleketten gönderdiği pasta börek de eşlik edince keyfe değilmemeliydi. Tek eksik Galatasaray'ın alacağı bir galibiyetti. Hiç üzmedi bizi Galatasaray! Dün de öyle yaptı... İlk yarıda rakibi tarttıktan sonra ikinci yarıda oyunu rakip yarı alana yıktı. Emre'nin golünden sonra da Benfica'yı orta çizginin ilerisine geçirmedi. 69'da maçın belki de en iyisi olan Ayhan, Ronaldinhovari bir pas ile soldan ceza sahasına kaçan Arda'yı gördü. Arda neden dünya çapında bir yıldız olduğunu bu pozisyonda uygulamalı olarak gösterdi ve kafası ile penaltı noktasına hareketlenen Ümit'i gördü. Ümit de o meşhur bitiriciliğine yakışır bir vuruşla farkı ikiye çıkardı, tüm Avrupa'ya yılın Galatasaray pozunu verdi. Kalan dakikalarda bir şey değişmedi. Galatasaray rakibi ile dalga geçmeye devam etti. 78'de Baros karşı karşıya golü atsa, ne Benfica kalacak sahada ne de yapılmadık makara evde...
Dün akşam Galatasaray De Sanctis'inden Ümit'ine kadar muhteşem bir mücadele verdi. Puanı değil puanları hak etti. Futbolun hak edene ihanet etmediği ender zamanlardan biriydi, bu yüzden ayrıca sevinçliyiz. Grubumuza ikinci torbadan gelen Yunan Ligi'nin namağlubunu, ardından da birinci torbadan gelen Portekiz Ligi'nin namağlubunu devirdik. Artık B Grubu'nun zirvesindeki yerimizi perçinledik. Bundan daha önemlisi arka arkaya gelen bu iki galibiyetle birlikte Avrupa'daki özgüvenimizi geri kazandık.
Bir şey daha... Benfica'nın sembolüdür; kartal! Her maçtan önce Estadio Da Luz'da bir kartal uçurulur. Batı batı diyoruz da başka bir şey demiyoruz ya... Biz şampiyonluk maçımıza bir aslan getirdik diye denmedik laf kalmadı, orada adamlar yapınca "Vay anasını" diyoruz.
Harbiden... Vay anasını!

UEFA KUPASI'NI TEKRAR ALACAĞIZ GALATASARAY!

4 Kasım 2008 Salı

Nostalji #7

I'm Crazy Like A Fool...

...what about it Harry Kewell!

Seni Gördüğüm Zaman...

... hayat sanki son bulur.
... can bedenden çekilir.
Her şey senden sonra gelir!

Sami Yen'de Bir Etiyopyalı

Ronnie'nin kız kardeşini Ali Sami Yen'e getirdik.
Hem de üzerinde formasıyla :)



















3 Kasım 2008 Pazartesi

Galatasaray: 3 - Gaziantepspor: 1

Gaziantepspor birçok Anadolu ekibi gibi bu sezonun etkili takımlarından. Teknik direktör Nurullah Sağlam transfer sezonunda ince eleyip sık dokumuş, kulüp bütçesine uygun isimleri takıma kazandırmıştı. Bunların içinde "Pele'nin 10 numara giydiği takımdan 10 numara olarak geldim" diyen Tabata var mesela. Sezona şaşırtıcı bir performans ile başladı ve kısa zamanda kalitesini gösterdi. Ligin ilk haftasında Fenerbahçe'yi mağlup ettikleri karşılaşmada takımına galibiyeti getiren golü de kendisi kaydetmişti. Hülasa zaten büyük takımların baş belası olan Gaziantepspor bu sezon fazlasıyla şampiyonluk yarışını kızıştıracak sonuçlar alacak gibi görünüyordu. Bu bakımdan, ki ligde kendileri ile yaptığımız son 4 maçtan galibiyet çıkaramamış olduğumuz gerçeğini de hesaba katarsak, Gaziantepspor maçının çok zor geçeceğini tahmin edenler yok değildi. Çünkü Galatasaray da son derece yanarlı dönerli bir performansa imza atıyor bu sezon. Daha doğru bir tabirler futbolcular maç seçiyor. Zaten mevcut olan kapasitelerini istediklerine canlarının istedikleri maçta gün yüzü gösteriyorlar. Ligde ve kupada ardı ardına alınan başarısız sonuçlar ve Olympiakos karşılaşmasında sergilenen üst düzey futboldur bana bunları söyleten. Beklenenin aksine ben dün akşam Galatasaray'ın net bir skorla sahadan galip ayrılacağına inanıyordum, öyle de oldu. Çünkü bu takım kazanmak zorunda kaldığında ne hikmetse rakip falan tanımıyor.
Maç öncesi tribünler kıpır kıpır. "Alemin Kralı" Ali Sami Yen'in çimlerine ayak bastığı an stadyumda 90'lı yılların efsane parçası Daddy Cool çalıyordu. Çok dinledim zamanında ama Ali Sami Yen Stadyumu'nda çalındığına ilk kez tanıklık ediyordum. Neyse, güzeldi, tribünler biraz daha hareketlenmişti. Kewell'a hafta içinde basının yapıştırdığı "Hasta" yaftasına tribünler tek vücut olmuş halde karşılık verdi. Bunu da Kewell'a sahip çıkarak yaptı. Avustralyalı maçtan önce tam 3 kez tribünleri dolaştı ve neredeyse tam anlamıyla ısınamadan maça başlamak zorunda kaldı. Öte yandan en büyük ilgilerden birine de Arda Turan mazhar oldu dün gece. Ahmet Çakar'ın Arda'ya sarfettiği hakaretler alındı, çevrildi ve ilgili şahsa geri postalandı. Arda'ya da sahip çıkıldı, moral verildi. Tüm bunlar haricinde tribünlerin bir numaralı gündem maddesi 9 Kasım'da oynanacak olan Fenerbahçe karşılaşmasıydı. Hani rakibin Gaziantepspor olduğunu bilmesek Fenerbahçe'yle oynuyoruz sanacağız.
Eskişehirspor'dan 4 gol birden yiyen, Türkiye Kupası'na beraberlikle başlayan takım için zorlu Benfica deplasmanı öncesi ligde alınacak bir galibiyet hem takımın moral kazanması hem de ligde üst sıralardan kopulmaması adına son derece önemliydi. Son haftalardaki tanıdık onbir sahadaydı. Sadece kart cezalısı Lincoln takıma yeninden dönüyordu. Kendisinde bu sezon çok değişiklik olduğu aşikar. Geçen sezonki eleştiri başında savdı, artık kafası da rahat. Birkaç ay önce "Git artık" demiştim kendisine, sanırım ben gitsem daha iyi olacak :) Bu adam böyle oynasın ben daha ne yazılar yemeye hazırım.
Galatasaray beklendiği üzere maça hızlı başladı. Filhakika bu etkili oyun ilk 10 dakika sonunda skora 2-0 Galatasaray üstünlüğü olarak yansıdı. Önce 9'uncu dakikada sahneye Kewell çıktı. "Oz Büyücüsü" lakabının hakkını vermeye ve dolayısıyla taraftarı büyüleme işlemine devam ediyordu. Arda Turan'ın sol kanattan ceza sahası içerisinde öne kaçan Kewell'i gören pasında klas kokan bir tek vuruşla Galatasaray 1-0 öne geçti. Tribünler daha birbirlerine sarılma işini bitirmemişti ki Baros'un kaleciden dönen topunu Lincoln şık bir plase ile tamamladı ve fark ikiye çıktı. Dakikalar 10'u gösteriyordu... Bu dakikadan sonra tempoyu yine de düşürmeyen takım Baros, Arda ve Lincoln ile çok net pozisyonlardan yararlanamadı. 39'uncu dakikaya dek rakibine yenilmeyen takım Arda'nın reflekslerine yenildi. Bu dakikada Arda ceza sahası içinde topa eliyle müdahale edince penaltı noktası işaret edildi. Tabata bu vuruşu gole çevirinde ilk yarının skoru tayin edildi. Devre arasında ise futbolcular dışında kimse dinlenmeyecekti.
Futbolcular ikinci yarıya hazırlanmak için soyunma odasının yolunu tutarken, stadyum hoparlörlerinden Boney M.'nin Daddy Cool'u bir kez daha yükseldi. Tam şarkı bitti derken Kapalı tribün yapacağını yaptı. Şarkının "Daddy, daddy cool" olarak devam eden nakarat kısmı önce "Harry, Harry Kewell" yapıldı, sonra "Arda, Arda Turan" oldu... İkinci yarı başlarken tribünler hâlâ aynı besteyi söylüyordu. Besteden nasiplenememiş her futbolcunun gönlü de alındıktan sonra, nakarat kısmı "Fener, geliyoruz" oldu. Çok eğlenildi, çoook!
Sonra tahmin edebileceğiniz üzere ikinci yarı başladı. İlk yarıya oranla tutuk bir Galatasaray vardı sahada. Ankaraspor maçında 1-1'in üstüne yatan takımla hemen hemen aynıydı. Gaziantepspor gol yollarında biraz etkisiz kalınca 82'nci dakikaya kadar skor değişmedi. Söz konusu dakikada savunmadan bir uzun topla çıktık. Oyuna sonradan dahil olan Ümit Karan iki rakibinin üzerinden topu ceza sahasına aşırttı. Topla buluşan Arda da affetmedi tabii ki: 3-1. Karşılaşma bu skorla biterken çanlar bir derbi vaktinin daha kapıya dayandığını işaret ediyordu.

Bandırma Banvitspor: 86 - Galatasaray: 95

Üç yıl öncesi... Galatasaray erkek basketbol takımı ligin son haftasına girildiğinde küme düşme tehlikesiyle karşı karşıya... İşin playofflarda şansa bırakılmaması için deplasmanda Bandırma Banvitspor'a karşı bir son hafta galibiyetinin koparılması şart. Tüm iyi niyetine karşın, sadece alabileceği muhtemel bir galibiyet için sahaya çıkmış olan sarı-kırmızı formaların karşısında gereksiz bir sinir harbi, nefret var. Bandırma'da her rengi bulmak mümkün. Turuncu az, yanına lacivert getirilmiş sarı ise olabildiğine fazla. Abdi İpekçi'de Fenerbahçe'ye karşı mı mücadele veriyorduk yoksa Bandırma'da mıydık bilemez konumdaydık. Maç yediğimiz küfürlerle başladı, başladığı gibi de bitti. Galatasaray'ın kaybetmesi için hazırlanan ortamda istenilen olmuştu. Galatasaray'ın işi playoff'a kalmıştı. Kınalar ellerden kasıklara doğru yönelmeye başlamıştı. Fakat Galatasaray küme düşmemişti tabii. Köpek-dua-kemik üçgeni arasından sıyrılmayı bilmişti her zaman.
O günden bu yana çok şey değişti. Artık ne Galatasaray'ın eski acizliğinden ne de Bandırma'daki "renklerin kardeşliği"nden eser var. Geçen sezon yeniden yapılanma sürecindeki bir takım için başarılı sayılabilecek bir mertebeye erişen, ULEB Kupası'nda yarı finale kadar yükselen Galatasaray'ın yenilenen kadrosuyla bu sezonki hedefleri daha büyük. Ve gerçekten öyle hedefi olmayan, daha doğrusu hedefini rakiplerine göre kuran Banvitspor gibi takımlara karşı maç kaybetmeyi kabullenmeyecek bir takım olduk. Guroviç-Ziziz-Graves üçlüsü takımı sırtına alma görevini üstlenenler oldu bu maçta. Bandırma'yı 95-86'lık galibiyetimizle sessizliğe boğup, Avrupa Kupası 2.Ön Eleme Turu'nda karşılaşacağımız KK Buducnost maçı için İstanbul'a geri döndük.