12 Mayıs 2008 Pazartesi

Aday Kadroda 7 Galatasaray'lı

Avusturya ve İsviçre'nin evsahipliğini yapacağı ve 7 Haziran'da başlayacak olan Avrupa Futbol Şampiyonası'nda mücadele edecek olan Türkiye A Milli Futbol Takımı'nın teknik direktörü Fatih Terim turnuva için 27 kişilik aday kadrosunu açıkladı. Galatasaray'ımız aday kadroya verdiği 7 oyuncu ile Milli Takım'a en fazla oyuncu veren kulüp oldu. Buna göre Servet Çetin, Sabri Sarıoğlu, Hakan Balta, Ayhan Akman, Mehmet Topal, Emre Güngör ve Arda Turan Galatasaray'dan aday kadroya çağrılan oyuncular oldu. Turnuva öncesi aday kadrodaki oyuncu sayısı Fatih Terim tarafından 23'e düşürülecek.

Galatasaray: 2 - Gençlerbirliği Oftaş: 0

Çok güzel oldu... Hem de öyle bir güzel oldu ki en anlatılmaz ama yaşanılır cinsindendi. Kazansak resmiyete dökecektik işi. Kazandık ve resmiyete döktük işi. Sezon başından beri yakamızı bırakmayan tüm şanssızlık ve zorluklara inat 17. şampiyonluğumuzu kazandık. Suyun öteki tarafında konuşlanmış olan en büyük rakibimiz dünya ünlü yıldızları takımına dahil ederken biz ikinci sınıf yabancılarla yolumuza devam etmek zorunda kaldık. Hatta öyle zamanlar geldi ki yüzde yüz Türk futbolculardan kurulu bir takımla mücadele ettik. Kendi evimizdeki 17 lig maçımızdan 6'sını seyircimizden yoksun oynamak zorunda kaldık. Maçların birçoğuna teknik direktörümüz başımızda olmadan çıktık. Ve dahası... Ancak hepsine değdi. Metin Oktay'a, Jupp Derwall'e, Ali Sami Yen'e ve nicelerine selam olsun. Şampiyonluğumuz kutlu olsun.
Sahi, bir yengeç vardı ne oldu ona?

11 Mayıs 2008 Pazar

Galatasaray: 71 - Fenerbahçe: 62

Bayanlar Basketbol Ligi'nin play-off final serisinin dördüncü ayağında Ayhan Şahenk'te Fenerbahçe'yi konuk ettik ve muhteşem bir seyirci desteği ile rakibimizi 71-62'lik skorla geçerek seride durumu 2-2'ye getirerek şampiyonluğun son maça taşınmasını sağladık. Sarı-Kırmızılı takımımızda özellikle Sophia Young'un 25 sayı ve 9 ribaundluk, Vickie Johnson'un da 19 sayı-10 ribaund ve 6 asistlik performansı karşılaşmanın kazanılmasında büyük pay sahibi oldu. Serinin ilk maçında elde ettiğimiz saha avantajını kendi evimizdeki ilk maçta kaybetmiştik. Kaybetmemizin şampiyonluğa da veda anlamı taşıdığı bu maçta böylesine bir stresin altından kalkarak şampiyonluğu son maça taşıyan bayan basketbolcularımızı kutluyorum. 14 Mayıs 2008 Çarşamba günü Caferağa Spor Salonu'nda oynanacak maçtan galip ayrılacak ekip 2007/2008 sezonunun şampiyonu olacak.

Türk Telekom: 73 - Galatasaray: 68

Beko Basketbol Ligi play-off çeyrek final serisinin ikinci maçında Türk Telekom'a konuk olan Galatasaray'ımız bu maçtan da 73-68'lik skorla mağlup ayrılarak seride 2-0 geriye düştü. Maçın ilk yarısında Cenk, Dee ve Owens ile hücumda son derece etkili bir oyun ortaya koyan Aslanlarımız ikinci devreye 40-33 önde girdi. Karşılaşmanın üçüncü çeyreğinde de özellikle Robert Hite'nin sayılarıyla skor avantajını korumayı bilen Galatasaray'ımız final çeyreğine de 60-56 önde girdi. Sayı üretme açısından son derece kısır geçen dördüncü çeyrekte ise hücumda Cenk ve Hite ile bulduğumuz sayılarla maçın son 5 dakikasına 64-56 önde girmeyi bildik. Fakat bu dakikadan sonra hücumda ve savunmada yaptığımız hataların bedelini 73-68 kaybederek ödedik. Serinin üçüncü maçı 11 Mayıs 2008 Pazar günü Ayhan Şahenk'te oynanacak.

Galatasaray: 73 - Fenerbahçe: 74

Bayanlar Basketbol Ligi play-off final serisinin üçüncü maçında Ayhan Şahenk Spor Salonu'nda Fenerbahçe'yi konuk ettik. 1-1 devam eden serinin üçüncü maçında taraflar başa baş bir oyun ortaya koydu. Normal süresi 67-67 eşitlikle biten karşılaşmanın uzatma bölümlerinde Galatasaray'ımıza karşı 74-73'lük bir üstünlük kuran konuk ekip seride 2-1 öne geçti. Fenerbahçe yine Ayhan Şahenk'te oynanacak olan serinin dördüncü maçından da galip ayrılırsa 2007/2008 sezonunun şampiyonu olacak. Bu maçtan Galatasaray'ımızın galip ayrılması durumunda ise Caferağa'da oynanacak son maçı kazanan ekip şampiyonluğunu ilân edecek.

7 Mayıs 2008 Çarşamba

Türk Telekom: 78 - Galatasaray: 71

Beko Basketbol Ligi'nde play-off çeyrek final ilk maçında Ankara Atatürk Spor Salonu'nda Türk Telekom'un rakibi olduk. 0-0'lık eşitlik ile başlayan serinin son derece çekişmeli geçen ilk maçından galip ayrılan taraf 78-71'lik skorla evsahibi Türk Telekom oldu. Türk Telekom karşılaşmanın ilk yarısını 40-29 önde kapatmayı başarsa da Galatasaray özellikle son çeyrekteki etkili oyunu sayesinde skoru eşitlemeyi başardı. Fakat takım son dakikalarda yine oyundan düşünce mağlubiyet kaçınılmaz oldu ve rakibimiz seride 1-0 öne geçti. Serinin ikinci maçı yine Ankara'da oynanacak.

6 Mayıs 2008 Salı

Kahramanlar Döndü

Dün akşam saatlerinde yurda dönen Engelsiz Aslanlar'ın ellerinde yükselen şey Şampiyonlar Ligi kupası!


















Fotoğraflar: http://www.galatasaray.org/

5 Mayıs 2008 Pazartesi

Krallar Gibi...





















Seviyorum lan ben bu adamı! Valla bak.

















Fotoğraflar: http://www.galatasaray.org/

Sivasspor: 3 - Galatasaray: 5

Yazının muhtemel başlıkları arasında çok gidip geldim. En büyük başlık adayım "Şampiyonuz - Versiyon 2"ydi. Tekerlekli Sandalye Basketbol Takımımızın elde ettiği muhteşem şampiyonluğun hemen ardından süper gidecek bir başlıktı. Öte yandan sezon başında beri bütün maç yazılarımın başlıklarını maçların skorları süsledi. Geç de olsa itiraf etmeliyim ki bu benim uğurumdu. "Zafere 1 Kaldı" t-shirtleri de çıkmış. Geçiniz... Bir mir kalmadı. Basbayağı şampiyonuz artık. Dolayısıyla uğurum tuttu. İyi ki adak falan adamamışım. Yoksa kalkamazdım öğrenci halimle altından. Eee, hazır uğurum tutmuşken başlık inadımı da uzatmamın bir anlamı yoktu belki de. Olsun. Önümüzdeki hafta bile maç skorunu ekleyeceğim ben.
Gelelim Galatasaray'a... Armasına, formasına... Başkanına, Cevat Güler'ine... Arda'sına, Hakan'ına, Hasan'ına, Emre'sine, Barış'ına, Ayhan'ına, Servet'ine ve sarı-kırmızı uğruna kanlarının son damlasına kadar savaşan nicelerine... Adama "İyi ki Galatasaray'lıyım" dedirtecek gerçeklere. Bir takıma gönül verirken mantığınızdan ve tüm gerçekliğinizden vazgeçersiniz. Objektiflik yoktur. Objektif olacaksanız takım tutmanın bir manası yoktur zaten. Sübjektifliği sağına kadar yaşamayı seçersiniz. Dönüşü olmayan bir yoldur artık üstünde yürüdüğünüz. 14 sene şampiyonluk yaşayamama gibi bir risk de vardır. Ancak bir takıma gönül vermeye karar verdiğinizde tüm bunları da ölçüp tartarsınız. İyi gününde zıplarken, kötü gününde sırt çeviremezsiniz. Çevirmemelisiniz. Hatta gelecek olan mutlu günlerin huzur eden düşüncesi içinde daha da sıkı sarılırsınız takımınıza. Çünkü en güzeli takımınızı üzgünken sevmektir. En güzeli Galatasaray'ı üzgünken sevmektir. Çekilen çilelerin, bütün olumsuzlukların gün gelip de bir devran misali size pozitif olarak döneceğini bilirsiniz. Bildik biz. Almak üzereyiz hak ettiğimizi. Aldık da sayılır aslında. Alınlarından öpülesi sporculara ve Galatasaray ruhuna sahip sporcularımız bu ödülü tüm camiaya hak gördü. Parası olan, teknik direktörü olan, stadyumu olan Paris'e kadar gidip Eyfel'i göremeden dönerken biz Eyfel'e çıkmakla kalmadık zirvesine de kurulduk.
Biraz da maç hakkında dil dökelim. Geçtiğimiz hafta Fenerbahçe'yi eze eze mağlup ettikten sonra şampiyonluk kendi inisiyatifimizdeydi artık. Tek yapmamız gerek kalan iki maçtan minimum 4 puan çıkarmaktı. Ancak Turkcell Süper Lig'in 33.haftasında konuk olacağımız ekip de sezonun beklenmedik bir çıkış yakalayan ekibi Sivasspor'du. Sivasspor bu maça kadar kendi evinde oynadığı maçların Beşiktaş ve Fenerbahçe yenilgileri hariç hepsini kazanmıştı. Deplasmanlarda da gayet iyi bir grafik çizen "Yiğidolar" bu maça 73 puanlı Galatasaray'ımızın ardından 70 puan ile üçüncü sırada girmişti. Son iki haftaya girerken futbolda bir "Anadolu devrimi" gerçekleştirmek isteyen Sivasspor şehir olarak bu maça kilitlenmişti. Öyle ki vakt-i zamanında Manchester United'a yaptığımızı Sivas halkı bizim takıma yapmaya kalktı. Maçtan bir gece önce takımın kaldığı otelin önünde davullar zurnalar çalındı, tezahüratlar yapıldı. Maksat takımı uyutmamaktı. Sivas halkı bu yaptıklarını Beşiktaş ya da Fenerbahçe maçından önce yapsalar hem haksızlık olmazdı hem de amaçlarına ulaşırlardı. Ancak karşılarındaki takım Galatasaray'dı.
Maç günü ise stres katsayısı bir önceki hafta olandan daha fazlaydı. Kaybedilmemesi gereken bir maçtı. Belki geçtiğimiz hafta Fenerbahçe'yi yenemesek bu maçta kaybettiğimizde üzüleceğimiz kadar üzülmezdik. Ancak artık kaybetmeye tahammülümüzün olmadığı bir maçtaydık. Kazanacaktık. Kazanamıyorsak kaybetmeyecektik. Ama kazanacaktık. Teknik sorumlumuz Cevat Güler sahaya Aykut, Emre, Song, Servet, Hakan Balta, Sabri, Arda, Ayhan, Barış, Mehmet Topal ve Nonda'dan oluşan bir kadro sürdü. Lincoln ve Hakan Şükür gibi isimler yedek kulübesinde, cezalı ve sakat olmaları ve dolayısıyla 18 kişilik kadroya dahi girmeleri imkansız olan isimler ise tribünde taraftarla birlikteydi. Maç başladı en nihayetinde... Beklediğimiz gibi başlamamıştı Galatasaray. Sivasspor da öyle. Ancak top bazen bizi pek sevmez. Dakikalar 13'ün gösterdiğinde hücuma çıkma çabası içinde olan takımımız Barış ile orta sahada topu kaybedince bir anda Sivasspor karşı atağı oluştu. Savunmada son adam olarak kademeye giren Emre bu kritik topu riske girmeden kornere bıraktı. Korneri kullanan Sivassporlu Mohamed'in ortasında Rigobert Song istese de yapamayacağı bir vuruş yaparak topu kendi ağlarımıza gönderdi. Papazın Çayırı karnaval yerine dönerken biz endişelenmedik hiç! Bu dakikadan sonra topla daha fazla oynamaya başladık. Ancak Sivassporlu futbolcuların iyi presi sonucu topu ceza alanına taşımakta zorlanıyorduk. Bireysel yetenekler kendini belli etmeliydi. Yıldıza para vermeyen, kendi yıldızını kendi içinden çıkaran Galatasaray'ın dünya futboluna verdiği son yıldız parlaması gereken anı sinsice takip etti. Arka direkte bitiverdi. Barış-Ayhan kombinasyonunun başarılı çalışması neticesinde Arda'ya sadece dokunmak kaldı. Skor 1-1 oldu, dakika 40'dı. Sonra dakika 42 oluverdi. Henüz oturmuştuk yerimize. Belki de oturmamıştık, hatırlamıyorum. Sağ kanattan kullandığımız serbest vuruşu son birkaç maçtır "iyi oynayan" Sabri kullandı. Kendisinden beklenmeyecek güzellikte bir orta gönderdi arka direğe. "Ayıboğan Servet" vardı bu kez kendini unutturan. İndirdi arka direkte. Arda tamamladı kafayla: 1-2. Kadıköy'de de olanlar oluyordu ama bizi ilgilendirmiyordu pek. Bu sezonun en heyecanlı maçında ilk yarı Galatasaray'ın attığı 3 gol ile sona eriyordu.
Karşılaşmanın ikinci yarısı başladığında diğer taraftaki skor da 1-1'di ve bilindik senaryoların filme çekildiği haberi geliyordu kulağımıza. İşler yine elle kolla yürüyordu orada. Neyse... Bu tip maçlarda altın kuraldır. Deplasmanda oynuyorsan ve ilk 45 dakikayı önde götürüyorsan ikinci yarı başladığında rakibinin ilk 10-15 dakikalık baskısını ne yapıp edip kırmalısın. Oyunu soğutmaksa soğutmak, sert oynamaksa sert oynamak. Ne de olsa başarıya giden yolda her yöntem mübah. Bunu yapamadık biz. Dakika 49 olduğunda nasıl geliştiğini şu an bile anlayamadığımız bir pozisyon sonrasında topu kendi kale çizgimizin içinde gördük. Belki de görmedik ama hakem öyle görmüş olacak golü yedik. Kalecimiz Aykut'un en büyük eksiği olan zamanla hatası yine kendini gösterdi. Buna Hakan Balta'nın intiharı da eklenince sinirler gerildi bir anlık. Ancak endişe duymadık biz hiç. Haklı da çıktık. Yeniden öne geçmek için 3 dakikacık daha bekleyecektik. 52'nci dakikada kaptan Ayhan çıktı sahneye. Bu sene ne Lincoln'ün ne de başka birinin sakatlığından çekti bu takım Ayhan'ın sakatlığından çektiği kadar. Bu sezonun altın ismi Ayhan. Öyle bir gol attı ki tarifi yok futbol sahalarında. Zaten tarif etmeye çalışıp da golü rezil etmemek en iyisi. Tek bir şey söylemek gerekirse 1993 yılını hatırlatalım. Old Trafford'da Arif'in harikulade golünün akabinde Ümit Aktan inliyordu: "Schmeichel değil, dünyanın bütün Michael'leri gelse dahi o topu oradan çıkaramaz". Sivasspor kalecisi Michael Petkovic değil, dünyanın bütün Michael'leri gelse çıkaramazdı işte Ayhan'ın golünü. İşte öyle bir şey! Sonra dakikalar ilerledi, ilerledi, ilerledi... Geçmek bilmedi. 15 dakika sonra, 67'nci dakikada, Sezer'in ağlarımıza doğru gönderdiği topun süzülüşünü izledik çaresizce. Yine de endişelenmedik. Ligin en az gol yiyen takımı olmamıza rağmen 3 gol birden yemiştik, ama biz Galatasaray'dık. 75'de Nonda'nın yerine Kral girdi oyuna Kutlu Doğum Haftası'nın gazıyla. 1 dakika sonra da Arda çıktı yine sahneye. Sahanın belki de en kötüsü olan Barış nasıl becerdiyse daha önceki gol pozisyonlarında yaptığını yine yaptı, attı pasını, sonucu gol oldu. Barış'ın bu vasfına ağzım kaçık kalırken, zıpladım aynı zamanda en yakın arkadaşımın boynuna kırmaya niyetlenerek. Yeniden öndeydik işte. Telaşa gerek yoktu. Direnci iyiden iyiye kırılan Sivas'a öldürücü vuruşu yapmalıydık. Mortal Kombat'ta vardır "Finish him/her"... Öyle yapmalıydık işte. Sahanın yıldızlarından Ayhan'ın süper pasında sağ çaprazda topla buluşan Kral kendisini çekemeyenlerin suratına şampiyonluk tükürüğünü atıyor ve skoru 3-5'e getiriyordu. Fotomaç tarzı manşet atacak olsam "CimBom 3 Aşağı 5 Yukarı..." derdim.
Peki ben ne yaptım gün boyunca. Öğlen saatlerinde kalktım. Saat 14:00'da kahvaltı yaptım. Sonra Antalyaspor'un Süper Lig için kritik maçını takip ettim. Yendiler çok şükür. Sonra Tekerlekli Sandalye takımımızdan müjdeli haber geldi. Bayram kıldım o günü kendime. Akşam futbolcular da galibiyetle dönerse mutluluğuma mutluluk denmeyecekti. Lâkin yukarıdaki paragraflar arasında "endişe etmedik" dediğime bakmayın. Stresin, heyecanın kralını yaşadım. Her ne kadar geçen hafta Ali Sami Yen'de maçın heyecanına dayanamayarak son 3 dakikayı stadın tuvaletinde geçirsem ve milletin "Ah, uh, ohh" sesleri arasında kalpten gitme riski içinde olsam da o maçta bile bu denli stres yaşamamıştım. Zira maçın son 20 dakikasına kadar dayanabildim. Yanımdaki arkadaşlarımın "Suratın bembeyaz" uyarılarını dikkate almalıydım. Hem belki de yenilen gollerin sebebi bendim. Uğursuzdum belki de. Gitmeliydim. Taktım kulaklığımı ve bangır bangır çalan müziğin eşliğinde beynimi ve tüm benliğimi Sivas'ta bıraktım. Telefonumu bile sessize aldım. 20 dakikalığına dünyadan soyutlamalıydım kendimi. 20 dakikanın ardında telefonuma baktığımda yığınla cevapsız çağrı ve mesaj gördüm. Rahatlamıştım. İşimize yaramayacak bir sonuç olsa bu kadar rahatsız etmeye çalışmazdı arkadaşlarım. Göz ucuyla baktığım bir mesajda yazan "Kim attı kral attı..." yazısını görünce "Hüleaaaaaaayyn" diyerek katıldım yine aralarına. Sonra gittik zafere tokuşturduk kadehlerimizi.
Bugün de okula gittim. Fenerbahçe yöneticisi sayın Murat Özaydınlı'nın kızı sınıftan iyi bir arkadaşım. Bazen çatsa da bana bugün yaptığımız muhabbetin sonunda dün Saraçoğlu'nda taraftarların bir anlık umutlandığından bahsetti. Üzüldüm onlara. Kolay değil. 2 yıl önce ne çektiğimizi ben bilirim. Ama o kadar yani. Fazlası yok. Sonra ekledi arkadaşım: "Tebrik ederim. Hak ettiniz".
Ettik tabii!

4 Mayıs 2008 Pazar

Şampiyonuz!

"Finaldeyiz!" başlığının ardına çok yakıştı bu başlık. Evet, az önce sona eren maçta Tekerlekli Sandalye Basketbol Takımımız, Madrid'de oynadığı Avrupa Şampiyonlar Ligi final maçında Almanya temsilcisi RSV Lahn-Dill'i 61-53 mağlup ederek şampiyon oldu. Şampiyonlar Lii'nde ilk defa mücadele eden Engelsiz Aslanlar turnuvayı namağlup şampiyon olarak tamamladı ve büyük bir başarıya imza attı. 2000 yılında futbolda elde ettiğimiz Avrupa şampiyonluğunun ardından 2008 yılında Avrupa'da bir kupayı daha sarı-kırmızı renklere boyadık.

Olmasa milyon dolar cebinde
Aslan ruhu var yüreğinde
Bu forma ölçülmez ki parayla
Engellere baş kaldır oyna...

3 Mayıs 2008 Cumartesi

Finaldeyiz!

Galatasaray Tekerlekli Sandalye Basketbol Takımı, Madrid'de düzenlenmekte olan Avrupa Şampiyonlar Ligi'nde dün grup maçlarını galibiyetle tamamlayarak bugün oynanacak olan yarı finale kalmaya hak kazanmıştı. Engelsiz Aslanlarımız bugün oynadığı yarı final mücadelesinde Fransız rakibi CS Meaux'u 77-63 mağlup ederek adını finale yazdırmayı başardı. Bu sonuçlarla birlikte çok büyük bir başarıya imza atan Galatasaray'ımız yarın saat 19:45'te oynanacak final maçında Almanya temsilcisi RSV Rahn-Dill ile Avrupa Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu için mücadele verecek.

Fenerbahçe: 82 - Galatasaray: 72

Bir hafta içindeki üçüncü Galatasaray-Fenerbahçe derbisi oynandı bugün. Bayanlar playoff final serisinin ikinci maçı yine Caferağa'da oynandı. İlk maçta rakibini yenerek seride 1-0 öne geçen Galatasaray'ımız bugün oynadığı serinin ikinci maçında ilk yarıyı 37-30 önde kapatmasına karşın sahadan 82-72 mağlup ayrıldı ve seride durum 1-1'e geldi. Serinin üçüncü maçı 7 Mayıs 2008 Çarşamba günü Ayhan Şahenk'te oynanacak. Seride toplam 3 galibiyet alan takım 2007/2008 Bayan Basketbol Ligi'nin şampiyonu olacak.

2 Mayıs 2008 Cuma

Şampiyonlar Ligi'nde Çifte Zafer

Galatasaray Tekerlekli Sandalye Basketbol Takımı bugün İspanya'da başlayan Avrupa Şampiyonlar Ligi'ne bomba gibi başladı. Grubunda ilk maçını öğleden sonra saat 14:30'da yapan Galatasaray'ımız İtalya Ligi 2'ncisi AS Dream Team Onlus Taranto'yu 69-55 ile, saat 19:00'da oynadığı ikinci maçında ise Fransa Ligi 3'üncüsü Hyeres Handiclup'u 79-49 ile geçerek gruptan çıkma yolunda büyük avantaj yakaladı. Galatasaray'ımız gruptaki son maçında yarın sabah 10:30'da CD Fundeso Once Grupo ile mücadele edecek ve çeyrek finale ismini yazdıracak olan takımlar belli olacak.

Sevemem Artık...

"Sana bağlandım yollara düştüm
Gitme, seninle gelemem artık
Beni hiç eden sensiz hayatı
Sevmek istesem de sevemem artık
Acısı tarifsiz hallere düştüm
Senden başkasının olamam artık
Beni hiç eden sensiz hayatı
Sevmek istesem de sevemem artık
Aşkınla beni bin parçaya böldün
Daha bundan küçük olamam artık
Beni hiç eden sensiz hayatı
Sevmek istesem de sevemem artık..."

1 Mayıs 2008 Perşembe

4 Günde İkinci Darbe

Türkiye Bayan Basketbol Ligi playoff final serisinde karşılaştığımız Fenerbahçe ile olan ilk randevumuzdan 92-88 galip ayrılarak seride 1-0 öne geçtik. Deplasmanda karşılaştığımız rakibimiz ile ikinci maçımızı cumartesi günü yine Caferağa Spor Salonu'nda oynayacağız. O maçın ardından serinin diğer iki maçı Ayhan Şahenk'te oynanacak ve gerek görüldüğü takdirde bir sonraki maç için yine Caferağa'ya geçilecek. Galatasaray'ımızda Esra Şencebe kaydettiği 20 sayı ile takımının en skorer ismi oldu ve galibiyette de büyük pay sahibi oldu.