25 Kasım 2007 Pazar

Beşiktaş: 75 - Galatasaray: 80

Bu sezon BEKO Basketbol Ligi'nde deplasmanda oynadığı maçlardan galibiyetle dönmeyi başaramayan Galatasarayımız dün zorlu maçlar serisinin ilki olan Beşiktaş deplasmanındaydı. ULEB Cup'da kendi evimizde aldığımız yenilgiyle bozulan moraller ve dolayısıyla takımın üzerinde oluşan baskı en büyük handikapımızdı maç öncesinde. Akatlar Spor Komleksi'ni tıka basa doldurmuş Beşiktaş taraftarı ve ULEB Cup'ta 3'te 3 yapıp, ligin son haftasında da Efes Pilsen'i mağlup etmeyi başarmış Beşiktaş takımı karşısına taraftar desteğinden yoksun çıkan Aslanlarımız'ın tek dayanağı galibiyete olan inançlarıydı. Sezon başından beri ne yapsa kimseye yaranamayan Galatasaray'ın "zor maçlardaki" performansı bazıları tarafından merakla bekleniyordu. Çünkü onlara göre Galatasaray henüz zorlu bir maç yapmamıştı. Ligde geldiği nokta olsa olsa tesadüftü.
Neticede dünkü derbi maçta Galatasarayımız muhteşem bir mücadele ortaya koydu ve baştan sona önde götürdüğü müsabakadan 5 sayılık bir farkla, 80-75, galip ayrılmayı bildi. Bu neticeyle ligdeki 6. galibiyetimizi almayı başardık. Galibiyetimizde maçın başından sonuna dek harika bir performans ortaya koyan Dee Brown büyük rol oynadı. Karşılaşmanın en skorer ismi ise attığı 14 sayı ile Charles Gaines oldu.
Bir de şu NTV kanalına dokundurmadan geçersem yazık olur. Bu kanal futbol, basketbol, Formula 1 demeden hangi spor dalı olursa olsun taraf tutmayı çok sever. İspanya ligi maçı verecekse Barcelona'lı olduklarını açıkça beyan ederler. Reklamlarında çalan jenerik müziğini hatırlatırım size; Manu Chao. Bundesliga maçı verirler, Bayern Münih'i desteklerler. Formula 1'in yayın hakkı ellerindeyken "Michael Schumacher" derler başka da bir şey demezlerdi. Bunu bir yere kadar anlayabiliriz belki ama iş iki Türk takımının karşılaşması olunca taraf tutmak niye? Beşiktaş takımı için "Bizim çocuklar farkı iyice kapattılar" demenin manası nedir? Aynısını bugün oynanan Bandırma Banvitspor - Efes Pilsen maçında yaptılar. Efes'in yediği her sayıda bir ağlamadıkları kaldı. Ulan tamam tutun tutacaksanız da bunu bari eşit yapın. Her maçta Galatasaray'ın karşısında olmanız sinir ediyor beni. İşin kötüsü önümüzdeki perşembe akşamı Yunanistan deplasmanında Panionios ile oynayacağız ve maçı bu kanal verecek. Korkuyorum Panionios'un tarafını tutmalarından.

24 Kasım 2007 Cumartesi

Perşembe Günü Ekran Başına

Galatasarayımız'ın UEFA Kupası grubundaki kritik Panionios karşılaşması 29 Kasım 2007 Perşembe günü saat 21:00'da NTV ekranlarında. Yunanistan deplasmanına gidemeyecek taraftarlar için kaçırılmaması gereken bir fırsat.

23 Kasım 2007 Cuma

Galatasaray: 75 - Spirou Charleroi: 83

Galatasarayımız ULEB Cup'taki üçüncü maçında salı gecesi Belçika temsilcisi Spirou Charleroi'yi konuk etti ve sahadan 8 sayı farkla, 75-83, mağlup ayrıldı. Takımımız maça iyi başlamasına karşın ilk periyodun sonunda oyunda üstünlüğü rakibine verdi ve maç sonuna kadar da bir daha öne geçmeyi başaramadı. Bunun yanında zaman zaman farkı kapatmayı başaran takımımız istikrarını sürdüremedi. Bu sonuçla her iki takımda gruptaki üçüncü maçları sonunda ikişer galibiyete sahip oldu. Galatasarayımız Akasyavu Girona'nın ardında ikincilik koltuğuna gerilerken Belçika temsilcisi de üçüncü sıraya kadar yükselmeyi başardı. Bu arada karşılaşmanın en skorer oyuncuları kaydettikleri 19'ar sayı ile oyuncularımız Brown ve Hite oldu.

20 Kasım 2007 Salı

Galatasaray: 88 - Darüşşafaka: 50

Galatasarayımız Beko Basketbol Ligi'nin 7.haftasında konuk ettiği rakibi Darüşşafaka'yı 88-50'lik skorla deyim yerindeyse darmadağın etti. Bu skorka ligde 4. sıraya yükselen sarı kırmızılı ekibimiz ULEB Cup'da bu akşam oynayacağı Spirou Charleroi karşılaşması öncesi moral depoladı. Karşılaşmanın en skorer ismi ise rakip potaya 19 sayı bırakan Gaines oldu. Galatasarayımız bu haftadan itibaren Beşiktaş karşılaşmasıyla başlayıp Antalya Kepez Belediyesi ve Fenerbahçe Ülker ile devam edeceği zorlu bir fikstüre başlayacak.

19 Kasım 2007 Pazartesi

Super League Formula'ya Davet Edildik

Galatasarayımız yeni başlayacak bir motor sporları yarışı olan Formula Süper Ligi'ne davet edildi. Yarış kapsamında 750 beygir gücüne sahip 20 araç olacak ve bu 20 aracı dünyanın tanınmış futbol takımlarının logoları ve renkleri kaplayacak. Milan, Porto, Olympiakos, PSV Eindhoven, Borussia Dortmund, Anderlecht, Flamengo ve FC Basel gibi kulüplerin katılmasının resmiyet kazandığı organizasyon için Türkiye'yi temsilen sadece Galatasaray davet edildi. Formula Süper Ligi'nin başkanı Alex Andreu yaptığı basın açıklamasında "Dünyanın en önemli futbol kulüplerini start düzlüğünde görmeyi hedefleyen Super Lig Formula organizasyonu olarak, Galatasaray Spor Kulübü'nün aramıza katıldığını açıklamaktan büyük mutluluk duyuyoruz" dedi. "Avrupa Fatihi"nin değiştirilmeye çalışıldığı şu günlerde bazılarına kapak niteliğinde bir haber oldu bu.

Galatasaraylılık Adamlıktır

Geçtiğimiz günlerde Fotogol gazetesindeki köşesinde Fenerbahçeliliğin tanımını yapmış kendince Meriç Tunca bey. Aslında doğru da yazmış. Tam da ne olduklarını inkar etmeden, olduğu gibi yazmış. Aşağıda önce Meriç Tunca'nın söz konusu yazısını bulacaksınız. Akabinde Alpaslan Dikmen'in kendisine 17 Kasım 2007 tarihli Fotogol gazetesinde verdiği tokat misali cevabı okuyacaksınız. Daha da açık olmak gerekirse bir Galatasaraylı ile bir Fenerbahçeli arasındaki farkı göreceksiniz. Meriç beyin yazısıyla başlayalım...
-------------------------------------------------------------------------------------
6 yaşındaydım.. Yanılmıyorsam bir pazar günü akşam üstüne doğru babam eve üzgün geldi..
Annem hemen sordu;
’’Hayrola niye suratın asık?..’’
Babam kısaca cevap verdi;
’’Bizimkiler Galatasaray’a yenildi..’’
Annem ’’Amaannn takma kafana. Hep biz yenecek değiliz ya. Bir sefer de onlar yensin’’ dedi..
Babam hasta Fenerbahçeli’ydi. Ve bu Fenerbahçeliliği aile içinde, anneme, iki ağabeyime ve bana da iyice aşılamıştı..
Evde her şey Fenerbahçe ve sarı-lacivert renkler üzerine kuruluydu.. Yani Fenerbahçe bir yaşam biçimimizdi.. Babam konu ne zaman Fenerbahçe’den açılsa, kulübün yönetici ve futbolcularının Kurtuluş Savaşı sırasındaki rollerinden söz eder, ’’Böyle bir olay dünyanın hiç bir yerinde yok. Olamaz da.. Fenerbahçelilik bana babamdan geçti, ben de sizlere aşıladım. Biz Büyük Atatürk’ün kulübüyüz ’’ derdi. Ve hemen ardından Galatasaray’ı neden sevmediğini de anlatırdı..
Ona göre Galatasaray kulübü, Kurtuluş Savaşı yıllarında hiç bir şey yapmamış, özellikle Galatasaray Lisesi işgal kuvvetlerine yardımlarda bulunmuştu.. Allah rahmet eylesin babam 1972 yılında vefat edene kadar ne zaman Galatasaray’dan söz etse ya da o hafta bir Fenerbahçe-Galatasaray maçı olsa gözlerini hırs bürürdü.. Yendik mi acayip sevinir, berabere kaldık mı ya da yenildik mi acayip üzülürdü. Tabii onunla birlikte biz de sevinir, ya da üzülürdük.. Ama Galatasaray Fenerbahçe’yi fazla yenemediğinden dolayı sevincimiz, üzüntümüzden çok daha fazla olurdu.. Eğer kaybetmişsek ailece bir matem havasına girerdik..
Babamın yazının ilk girişinde bir Galatasaray yenilgisi sonrası eve gelişini anlattığım günlerde ben o sene ilk okula daha yeni başlamıştım ve evimizin hemen yakınındaki Kültür Koleji’nde okuyordum..
Pazartesi sabahı okula gittiğimde bir kaç Galatasaraylı kızdırmak amacıyla beni daha sınıfa girmeden yakaladı.. Aslında Galatasaraylı sayısı okulda fazla değildi. Kolejin neredeyse tamamına yakını Fenerbahçeli’ydi ve bir kaç tane de Galatasaraylı vardı. Nedendir bilinmez ya da şu an aklıma gelmiyor okulda hiç Beşiktaşlı yoktu..
Galatasaraylılar’dan birinin ismi Şener’di. Ve ukalanın tekiydi.. Ailesi sonradan görmeydi. Herşeyi para ile satın alabileceklerini sanıyorlardı..
Açık söyleyeyim ben Şener’e hem ailece böyle oldukları, hem de Galatasaraylı olduğu için acayip gıcıktım..
Beni bahçede karşılar karşılamaz, ’’Oooo dün size nasıl geçirdik’’ deyiverdi..
Bir an duraksadım, ’’Ya Meriç şeytana uyma git sınıfa otur’’ dedim kendi kendime..
Ama baktım Şener denilen çocuğun peşimi bırakmaya niyeti yok.. Hakaretleri salladıkça sallıyor, ardı ardına ’’Nasıl geçirdik.. Nasıl geçirdik’’ diyordu..
Dayanamadım. Durdum. Ona doğru döndüm.. Ve ’’Bak öyle geçirilmez, böyle geçirilir’’ diye kafayı çaktım.. O an bir kan banyosu yaptığımı hatırlıyorum.. Şener’in kaşı açılmış ve fışkıran kan benim de suratımı kaplamıştı..
Etraftaki çocuklar bir an sendeledikten sonra ’’Ne yaptın sen?’’ diye araya girmeye çalıştılar..
Ben de ’’Bir daha Fenerbahçe’ye laf atanın suratını böyle yaparım’’ dedim..
Şener’i oradan koştura koştura okulun revirine götürürken ben de soluğu müdür Osman Bey’in odasında aldım..
Olayı anlattım. Ama vurduğum için suçluydum.. Osman Bey bana ’’Oğlum ben de Fenerbahçeli’yim. Bunların alayı böyle. Bizim hanım Galatasaraylı. Dün akşam bana neler yaptı bir bilsen. Keşke vurmasaydın. Sen de ona küfür etseydin’’ dedi.. Osman Bey babamı da okula çağırdı ve olayı anlattı.. Rahmetli, müdüre ’’Merak etmeyin bir daha böyle bir şey olamayacak’’ diye beni oradan alıp uzaklaşırken, ’’Aferin oğlum. Keşke iki de dişini kırsaydın. Kimse Türkiye’nin takımına geçirdik diyemez. Hele bu bir de ülkeyi düşmana satmışların takımının taraftarıysa. Biz cepheye silah taşırken, bunlar Galatasaray Lisesi’nde işgal kuvvetleri komutanlarına viski taşıyorlardı.. İyi yapmışsın’’ ifadesini kullandı...
Bu olaydan sonra disipline sevkedildim ama namım da okula yayıldı. ’’Galatasaraylı Şener’in kaşını patlatan çocuk’’ olarak bayağı bir süksem oldu..
Bir daha da ne Şener, ne de bir başkası Fenerbahçe-Galatasaray maçları öncesi ve sonrası bana dokunacak bir sözü söylememeye gayret ettiler..
Ben o günden bu yana hep bir şeyi öğrendim.. Ne, Kadar, Galatasaraylı, Varsa, Hepsi Ailece, Sinirli.. Ve bunu Fenerbahçeli arkadaşlarla aramızda N.K.G.V.H.A.S diye kısaltmasını yaparak okulun duvarlarına ve sınıfın kara tahtasına yazdık.. Bu meşhur lafta o günlerden bu günlere kadar geldive tüm Fenerbahçeliler’e yol gösteren bir ışık oldu..


Yarın:
İyi Fenerli G.Saray’ın rakibini destekler

-------------------------------------------------------------------------------------
Alpaslan Dikmen'in yazısıyla devam edelim...
-------------------------------------------------------------------------------------
Meriç Tunca’nın Fenerbahçelilik anlayışını karşı sütunda okudunuz sanırım! Maalesef Fenerbahçelilerin çoğunluğunun da aynı duygularda olduğunu bilmek en azından bir sporsever
olarak bana ıstırap veriyor… Bir yandan da Galatasaraylı olduğum için Allah’a şükrediyor ve farklı bir gurur duyuyorum.
Geçmişten uyduruk hikayeler anlatmış Tunca; Ben de size çok yakın zamanda yaşanan gerçek bir olayı anlatayım. Sanırım F.Bahçelilik ile G.Saraylılık arasındaki farkı da böylece daha iyi anlatmış olurum.
Ankara’daki ultrAslanların başındaki arkadaşlarımızdan birisi geçen gün ultrAslan forumuna hepimizi ağlatan bir yazı yazdı. Yazıyı yazan şahıs öyle bedavadan bir adam da değil; Ankaralı Aslanların kurucularından ve yeri geldiği zaman G.Saray için canını ortaya koymuş olan Aslanlardan biridir hem de... Ama yine de takım sevgisinin İNSANLIĞIN önüne geçmesine izin vermemiş adam gibi bir adamdır.
Yazdıklarının satırına dokunmadan aktarıyorum;

”Çocuğuna Fenerbahçe forması almak”
Hayatım G.Saray’la geçti dersem yalan olmaz. Tanıyanlar iyi bilirler. Hatta okul yaşantım boyunca arkadaşlar bana hep “Cim Bom Ersin” derlerdi. Bundan 3 yıl önce evlendim. Allah nasip etti bir de oğlum oldu.
Eşimin babası muhteşem bir insan, adı da Erdal… Ama tek kötü bir huyu var, o da fanatik F.Bahçeli olması. Aziz Yıldırım ile okul zamanı aynı evi paylaşmışlar, devamlı görüşürler.
Oğlum şimdi 2 yaşına geldi, torununu çok seven kayınpederimle aramızda son zamanlarda tatlı bir rekabet başlamıştı.
O oğlumu F.Bahçeli yapmak istiyordu ama bana olan saygısından dolayı sadece F.Bahçe marşı dinletebiliyordu. Beni de sık sık sık yoklardı “İsmail’e F.Bahçe forması alacağım” diye… Ama benin nasıl bir G.Saraylı olduğumu bildiği için buna cesaret edemezdi.
Geçen hafta kayınpederim öksürmeye başladı, öksürük bir hafta geçmeyince doktora götürdük ve adeta yıkıldık.
Lanet olası “Kanser” dediler. Bir ay ömür biçtiler. Ne yapacağımı şaşırdım. Kayınpederim olmasına rağmen ama en az kendi babam kadar çok sevdiğim bir insan çok kısa bir süre sonra artık hayata veda edecekti.
Ellerim ayaklarım titreyerek kendimi Fenerium’a attım. Bu, şoktaki bir insanın mı, yoksa babasına son vazifesini yapmak isteyen insanın ruh hali miydi ben de anlamadım.
Mağazanın içi olduğu gibi Sarı-Lacivertti. Zaten ortam kötü idi, ben de kötüydüm… Daha kötü oldum. Paranoyak gibiydim, tüm insanlar hep bana bakıyor gibi hissettim.Tezgahtara kısık bir sesle ve utanarak “2 yaşa göre bir F.Bahçe forması” dedim.
(Allah’ım ben ne yapıyordum… Kendime inanamıyordum ama artık ok yaydan çıkmıştı.)
“Beyefendi arkasına Alex mi, Carlos mu yazalım?” diye sordu tezgahtar… Bir an duraksadım
ve gözlerimden yaşlar süzülürken ağzımdan şu cümle çıktı: “Hayır; ERDAL DEDE!”
Bu yazıyı bizler gözyaşları içerisinde okuduk. Yazıya yorum yapan genç-yaşlı tüm ultrAslanlar ise Allah’tan şifa dileklerini iletirken hep olumlu mesajlar verdiler. Çünkü mevzu bahis olan bir insan hayatıydı. Bir insanın son nefesinde de olsa mutlu olmasıydı.
Bakalım ne yazmış ultrAslanlar: “Futbol sadece futboldur” , “ …ve hayat sadece futbol değildir” , “Bir G.Saraylıdan beklenecek hareketi yapmışsın” , “Böyle bir durumda renk ayrımı yapmak çok saçma olurdu zaten”, “İşte bu yüzden G.Saraylıyız” , “ Sen o formayı almakla bizi yücelttin bence”, “Kelimelerle tarif edilemez bir erdem göstermişsin” , “Mevzubahis bir can ise renkler teferruattır” , “Eğer kayınpederinin ömrüne bir gün katacaktıysa keşke sen de bir F.Bahçe atkısı taksaydın” , “Sizin gibi G.Saraylıları tanıdığım için çok mutluyum”, “Oğlun İsmail büyüdüğünde, yaptığın bu hareketin ne manaya geldiğini idrak edecek hem sana olan saygısı, hem de G.Saray’a olan sevgisi katlanacaktır.”
Sözün bittiği yer budur herhalde diyorum ve Kurtuluş Savaş’ı yıllarında tüm şehit düşenlerin yüzü suyu hürmetine, aslında dolu bir insan olduğunu bildiğim Tunca’ya, basında daha eğitici bir rol üstlenmesi gerektiğini söylüyorum.
O zaman, vatan işgal altındayken Harrington Kupası oynayanların değil de Çanakkale, Sina, Gazze, Filistin, Galiçya, Kafkasya gibi cephelere GÖNÜLLÜ OLARAK gidip, Ay Yıldızlı bayrağımız için ŞEHİT olan Galatasaraylıların karşısına daha rahat çıkabilir ahrette... Kim bilir?


Yarın:
Kahraman ve Şehit Galatasaraylılar

"Çocuğuna F.Bahçe Forması Almak"

Geçtiğimiz günlerde ultrAslan forumunda ultrAslan Ankara'nın kurucularından bir abimiz son derece duygusal bir yazı yazdı ve deyim yerindeyse adeta tüm forumun gözleri nemlendi. Bir sonraki yazıyı buna bağlayacağım için öncelikle abimizin yazdığı yazıyı bloga taşımam gerekiyor.
--------------------------------------
"Hayatım Galatasarayla geçti" dersem yalan olmaz. Bunu beni tanıyanlar iyi bilirler. Hatta okul yaşantım boyu arkadaşlar bana 'Cim Bom Ersin' derlerdi. Bundan 3 yıl önce evlendim. Allah nasip etti bir oğlum oldu. Eşimin babası çok muhteşem bir insan, adı Erdal. Ama tek kötü bir huyu var o da fanatik Fenerli olması. Aziz Yıldırım ile üniversitede aynı evi paylaşmışlar, devamlı görüşürler. Oğlum 2 yaşına geldi ve kayınpederle aramızda tatlı bir rekabet başladı. O oğluma bana olan saygısından dolayı sadece Fener marşı dinletebiliyordu. Beni sık sık yoklar "İsmail'e Fener forması alacağım" diye. Ama benden dolayı buna cesaret edemez. Geçen hafta kayınpederim öksürmeye başladı, 1 haftadır geçmedi. Doktora götürdük ve adeta yıkıldık. Lanet olası kanser dediler. En fazla 1 ay ömür biçtiler. Ne yapacağımı şaşırdım. Çok sevdiğim bir insan ve yakında artık aramızda olmayacaktı. Ellerim ayaklarım titreyerek kendimi Fenerium'da aldım. Bu bir şoktaki insanın mı yoksa babasına son bir vazifeyi yerine getiren insanın ruh hali miydi ben de anlamadım. İçerisi olduğu gibi sarı lacivertti. Zaten kötü idi daha kötü oldum. İnsanlar hep bana bakıyor gibi hissettim. Tezgahtara kısık bir sesle utanarak 2 yaşa göre bir Fener forması dedim. Allahım ben ne yapıyordum. "Beyfendi arkasına Alex mi Carlos mu yazalım?" dedi. Ben bir an duraksadım ve ağzımdan ağlayarak şu kelimeler çıktı: Hayır ERDAL DEDE!

17 Kasım 2007 Cumartesi

Tobi'ye Ödül

İsveçli futbolcumuz Tobias Linderoth ülkesinde 2007 yılının en iyi orta saha oyuncusu seçildi. Inter'de forma giyen Zlatan Ibrahimovic ise yılın en iyi oyuncusu ödülünün sahibi oldu. Tebrikler Tobi!

15 Kasım 2007 Perşembe

Hanzevast Capitals: 60 - Galatasaray: 93

Galatasarayımız ULEB Cup'da grubundaki ikinci maçında Hollanda temsilcisi Hanzevast Capitals'i deplasmanda 33 sayı farkla, 93-60, mağlup ederek liderliğe yükseldi.




12 Kasım 2007 Pazartesi

Yorumsuz!



NOT: YouTube'dan kaldırılmış bu video. Öyle işte...

Galatasaray: 3 - Gençlerbirliği: 2

Uzun bir aradan sonra ilk defa Ali Sami Yen Stadyumu'nda seyircili bir lig maçı. Helsingborg faciasının beraberinde getirdiği acılar taze. Biletler pahalı. Tribünlerin yarısından çoğu boş. Takımda bir ton sakat ve kesik yiyen oyuncu. Rakip güçlü Gençlerbirliği. Hocası tanıdık; "Büyük Kaptan" Bülent Korkmaz. Fenerbahçe ve Beşiktaş yenilmiş. Yakalanacak bir fırsat, bozulan moralleri ve kötü gidişatı durdurup yeniden aslanın kükremesine vesile olacak bir fırsat. Kaçmamalıydı. Kaçmadı!
Düne gidelim. Ancak öncelikle uğrayacağımız yer Ali Sami Yen değil. Mekanımız Kayseri... Kayserispor "Avrupa Fatihi" Fenerbahçe'yi ağırlıyor. Şu dünyayı ben yarattım havasında olan takımı. Maçın başında gol buluyor Fenerbahçe. Sonra Brezilya karmasının Brezilyalılarından biri atılıyor oyundan. Kayserispor 2 tane çakıp şişen balonu patlatıyor. Geçtiğimiz hafta yakalanan haksızlığın acısı bir yerlerden çıkıyor.
Kayseri'de patlayan balonun sesi Ali Sami Yen'in boş tribünlerinden rahatlıkla işitiliyor. Rakip Gençlerbirliği. Hocası Bülent. "Kusura kalma Kaptan üzeceğiz seni bu gece"... Takımlar çıkıyor. Takımda bir dünya değişiklik. Geç yapılmış ama yerinde değişiklikler. Mehmet Topal var mesela maç sonunda herkesin ağzını bir karış açık bırakacak. Sonra Serkan Çalık var Hakan Şükür ile Ümit Karan'ı kulübeye postalayan. Kaleyi yine Orkun almış. Böyle idare edeceğiz bir süre, bir maç Aykut, bir maç Orkun. Kafasında Galatasaray'ı bitiren Sabri kulübede bile değil örneğin. Olmasın! Sonra Song var. Yenilik Song'un ilk kez bir karşılaşmaya takım kaptanı olarak başlaması. Yakıştı da Afrika Aslanı'na... Sonra 3.dakikada ayağına çarptı top. Yön değiştirdi, gol oldu. Endişe etmedi az sayıdaki taraftar. Çünkü istikrarsız takımın iyi oynadığı gündü o gün. Dakika 13 oldu sonra. Maç sonunda müsabakanın tartışmasız en iyisi olacak olan Mehmet Topal aldı topu. Düzeltti. Çaktı. 1-1 oldu! Baskılı oyununa golden sonra da devam etti sarı-kırmızılı takım. 30.dakikada bir başka genç yetenek Serkan Çalık buldu çerçeveyi: 2-1. İlk yarı da böyle bitti.
İkinci yarı başladı. Sağ kanattan tek paslarla yüklendi takım. Barış ceza sahasında kendini unutturan Lincoln'ü gördü. O da gol attı, 3-1 oldu. Dakika 49'du. Bu dakikadan sonra maçta futbol adına pek bir şey görülmedi. Sadece az sayıdaki taraftarın tribün şovu vardı izlenmeye değer. Galatasaray'ın galibiyeti kesin gibiydi. Gençlerbirliği yüklenemedi, Galatasaray zorlamadı. 90+3'de Tuna vurdu kafayı, Orkun izledi ve fark 1'e indi. Maç bitti. Galatasaray aynı puana sahip olduğu Sivasspor'un averaj ile önünde liderliğini sürdürdü.

Mersin Büyükşehir Belediyesi: 63 - Galatasaray: 53

Beko Basketbol Ligi'nin 6.haftasın ligin zayıf ekiplerinden Mersin Büyükşehir Belediyesi'ne konuk olan Galatasarayımız karşılaşmadan, 10 sayı farkla, 63-53 yenik ayrıldı ve bu sezonki ikinci yenilgisini alarak ligde 6.sıraya geriledi. Galatasaray karşılaşmaya etkili başlayıp ilk periyodu 19-14 önde kapatmayı başarmış olsa da ikinci periyod boyunca topu topu 2 sayı atmış olması ve dolayısıyla devre arasına 37-21 geride girmesi mağlubiyetin habercisiydi adeta. İkinci yarıya ilk yarıya oranla daha derli toplu başladık ve bulduğumuz 24 sayı ile son periyoda farkı 2 sayıya indirerek girdik. Hatta son 8 dakikaya girilirken takımımız Gaines ile bulduğu 3 sayılık basket sayesinde 50-43 öne geçmeyi de başardı. Kalan bölümde ise rakibin 16-3'lük serisine engel olamayınca sahadan 63-53 mağlup ayrıldık. Maçın en skorer ismi ise attığı 16 sayı ile Galatasaray'dan Brown oldu.

Anket Sonucu

Yaklaşık bir ay önce başlattığım anket birkaç önce sona ermiş ve ben bunun farkına henüz varıyorum. Olsun, sorun değil. Yalnız sorun olan şu ki anket yanlış bir zamanlamaya sahne oldu. Şöyle açıklayayım... Anketin başlangıç tarihi doğru olsa da gereğinden fazla uzun tutuldu. Bunun nedenini de çıkan sonuçlar ile takımın bulunduğu durumu karşılaştırınca anlamak mümkün. Hâlâ anlamadıysanız sonuçları vermekle başlayalım. Daha anlaşılır olacaktır.
Öncelikle ankete katılan 50 kişiye teşekkür ederek başlayayım. Bordeaux maçına kadar olan sürede ankete katılanların oldukça büyük bir bölümü takımın UEFA Kupası'nda grubunu lider bitireceğine sonuna kadar inanıyordu. Takım Bordeaux deplasmanından yenilgiyle dönünce ankete oy verenlerin meyli ikinciliğe düştü. Helsingborg faciasından sonra ise takımına hâlâ güvenenler "üçüncü oluruz, çıkarız" yönünde oy kullanırken, diğer kesim Galatasaray'ın 3.turu göremeyeceği doğrultusunda oy kullanmış. Peki oy dağılımı nasıl oldu? Resimde görüldüğü gibi...

10 Kasım 2007 Cumartesi

Sevgi, saygı ve minnetle... YERİN KALBİMİZDİR!

9 Kasım 2007 Cuma

Hayal Kırıklığı "Galatasaray: 2 - Helsingborg: 3"

Dün gece Ali Sami Yen'de yüksek tutulan bilet fiyatları ve yağan doluya rağmen tribünlerin büyük bölümü doluydu. Taraftar hazırdı. Avrupa'da yeni zaferlerin yazılmaya başlanacaktı... Hepsi palavra oldu tabii. Sahada aldıkları dünya kadar paraya rağmen sırtlarına geçirdikleri formanın değerinden bihaber topçular ordusu olunca Galatasaray UEFA Kupası gruplarındaki ikinci maçından da puansız ayrıldı. İsveç ligini orta sıralarda tamamlayan Helsingborg İstanbul'a gelirken sarı kırmızılı takıma ikinci bir "Tromso Faciası" yaşatacağını tahmin bile etmiyordu sanırım. Maçtan önce Liverpool'dan 8 tane yiyen Beşiktaş'la dalga geçildi, "Avrupa Fatihi" oluşumuza gönderme yapan tezahüratlar yapıldı... Hâlâ geçmişte yaşadığımızın ve başkalarından önce kendimize bakmamız gerektiğinin göstergesiydi bu. FC Sion'a 5 tane attıktan sonra takım hakkında methiyeler düzülmüş, UEFA Kupası'nın favorisi olduğumuz bile söylenmişti. Grup kuraları çekildiğinde grubu lider tamamlayacağımız, Bordeaux mağlubiyetinden sonra da gruptan ikinci olarak çıkacağımız söylenmişti. Şimdi de grubu üçüncü olarak tamamlayabileceğimizi söylüyor bunları söyleyenler. "Çeyrek finalden aşağısı başarısızlık olur"du, oldu da. Dünkü takımı gördükten sonra "Yazıklar olsun" demekten başka bir şey demek gelmiyor içimden. Birkaç spor yazarının Galatasaray'ın vahim durumunu anlatan yazılarıyla baş başa bırakıyorum sizi...

Levent TÜZEMEN: Güçlü olan zayıf yanını herkesten iyi bilendir. Daha güçlü olan ise zayıf yanına hükmedebilendir. Kalli'nin 43'te Sabri'yi çıkarıp Arda'yı sokması ve Galatasaray'ın Arda'nın ortasında Nonda ile golü bulması doğru bir hamle olarak görülebilir. Ama bu hamle yenilen ilk golden sonra yapılabilirdi. Çünkü Galatasaray; karşısında diri, mücadeleci, birbirini iyi tanıyan, akıllı paslaşan, agresif ve hücuma çok çabuk çıkan bir Helsingborg buldu... ... Maçı okuyamayan, Galatasaray'ın zayıf yanına müdahale edemeyen Kalli, seyirci ıslıklamaya başlayınca Sabri'yi oyundan aldı. Tamam, gollerde Sabri hatalı ama onun hazır olup olmadığını, fizik gücünün yeterli olup olmadığını tespit edemeyen Kalli suçlu değil mi? ... Galatasaray çok gol kaçırdı ama rakibin fizik gücüne karşılık veremediği için kaybetti. Kalli, ısrarla "Fizik gücümüz iyi" diyor ama son 20 dakikada oyuncularının dili dışarıdaydı. Bu da Galatasaray'ın iyi idman yapmadığının göstergesidir. Ayrıca Galatasaray'a iki gole imza atan Nonda gibi bir golcü daha lazım. Herkes Galatasaray için, "UEFA'da final oynar" diyordu. Dilerim Kalli ile kalan maçlarda sıfır çekmezler.
Aziz ÜSTEL: Bir varmış bir yokmuş, bir Avrupa fatihi Galatasaray vamış... Avrupa'daki bütün takımların korkulu rüyası, önüne gelene 3-4 tane atan ve sonunda da UEFA Kupası ve Süper Kupa'yı kaldıran bir Galatasaray. Sonra 2002 yılında Allah şifasını versin, Özhan Canaydın gelmiş ve koca Galatasaray günden güne erimeye başlamış. Sonunda da tribünlerin hâlâ "Avrupa fatihi" diye çağırdığı Galatasaray, Avrupa'nın klasman dışı takımlarından biri olan Helsingborg'a Ali Sami Yen'de yenilip, tuş olmuş. ... Eğer Kalli daha fazla bu takımın başında kalırsa Turkcell Süper Lig'de de Helsingborg faciaları birbiri ardına gelecektir. Eğer Galatasaray yönetiminde bir parçacık basiret kalmışsa hemen Kalli'ye bir Almanya bileti alır, Takımı kim çalıştırırsa çalıştırsın, bundan daha kötüsü olamaz. Galatasaray camiasının bir an önce toparlanıp, ciddi, güvenilir, genç, dinamik, uluslararası yöneticilik deneyimi olan bir başkan adayının çevresinde kenetlenmesi gerekir. Yoksa Galatasaray dün geceki gibi faciaları daha çok yaşar.
Ahmet ÇAKIR: Futbolun bir yanı da bu: Mutlak, hatta aşırı derecede favori çıktığınız maçta bile golleri kalenizde görüp neye uğradığınızı şaşırabiliyorsunuz... Hatta hiç de kötü oynamadığınız halde rakip kaleciyi geçemeyip yeni bir Trömsö faciası yaşayabiliyorsunuz... Haftalardır yanlış kadrolarla sahaya çıkmakla eleştirilen teknik adam bu kez doğruya en yakın 11'i bulmuş... Hakan Şükür'le Linderoth'un sakatlıktan kurtuluşu, Lincoln'ün de biraz güç kazanmasıyla herhangi bir sorun kalmamış gibi... Gerçi İstanbul'un aylardır beklediği yağışın bu maça denk gelişi biraz talihsizlik... Çünkü tam rakibin istediği gibi bir ortam doğmuş oldu. Ayrıca tribünlerin boş kalması da belli ki oyuncularda bir burukluk ve tutukluk oluşturdu... Buna bir de rakibin istediği gibi sürekli yüksek toplarla oynama yanlışı eklenince "Bu takım gol yemeden oynamaya başlamayacak" durumu doğdu. Öyle de oldu. Fakat 1 değil de 2 gol yiyince iş alabildiğine tatsızlaştı... ... Bu sahada Milan karşısında 2-1 yenik durumdan 3-2'yi, Real Madrid önünde 0-2'den 3-2'yi bulabilmiş Galatasaray'ın böyle bir rakip karşısında düştüğü durum Beşiktaş'tan sonra ikinci Avrupa felaketi oldu... Gruplar belli olduğunda "Banko, hatta birinci olarak çıkar" dediğimiz Cim Bom'un durumu da Milli Takım'a döndü. Böyle bir gruptan çıkabilmek için artık mucizelere ihtiyaç var...
Şansal BÜYÜKA: Kardeşim, benim anlamakta zorluk çektiğim bir şey var... Top bizim kalecilerden dönüyor, rakip o dönen topla buluşup golü atıyor... Top rakip kalecilerden dönüyor, bizim oyuncular o dönen topla buluşup golü yapamıyor... Sorum şu: Rakip, bizim kalecilerden dönen topla buluşup golü yapıyor... Biz rakip kalecilerden dönen toplarla buluşup niye gol yapamıyoruz! Neyimiz eksik!... ... Linderoth sahada... Barış sahada... Ama Galatasaray sahada yok... Şimdi sormak lazım... Linderoth'u tribünde oturtan Feldkamp mı haklı, oynatılması için ısrarcı olan yönetim mi? Ancak haklıyı, suçluyu aramanın bir faydası yok... Burası Avrupa arenası... Hakemdi, fauldü, değildi gibi bahaneler hikaye... Takke düşüyor, kel görünüyor... Dün gece olduğu gibi...